‘İzmir 1922, Bir Kentin Yıkımı’ Kitap
5.4.2012 15:50:33, Ekrem Tükenmez

Son yıllarda eski İzmir fotoğraflarına yoğun bir ilgi var. Bu nostalji İzmir’in tarihteki güzelliğine bir özlemi de ifade ediyor. Bununla beraber İzmir için barışçı, hoşgörülü, demokrat ve benzeri olumlu kimliklerle ayırt edici bir şehir vurgusu tarif ediliyor. İzmir'e dair olumlu özelliklerin kaynağında, tarihte çok farklı etnik, dini ve kimliklerin bir arada yaşadığı, bu bir aradalığın sürekli kılındığı, dış dünyayla zengin etkileşim/iletişim döneminin kültürel ikliminin bıraktığı bir miras bulunuyor.

İzmir’e dair bu olumlu atıflar yüzünden bazı tarihi gerçeklikler ise ya görmezden geliniyor ya da atlanıyor. Fotoğraflardaki güzel İzmir, 'barış ve hoşgörü kenti İzmir' 1922 yılı 13 Eylül'ünde başlayan İzmir yangını ve yangının getirdiği yıkımda büyük ölçüde yok oldu. 
 
Henry Miller’in “İzmir meselesi… Biraz basitleştirildi ve günümüz insanının belleğinden neredeyse silinip atıldı” derken bu gerçeği dile getiriyordu. Yine ABD’nin o zamanki İzmir konsolosu George Horton, “dehşet, vahşet, mezalim açısından İzmir’in bitişiyle kıyaslanabilecek tek şeyin Romalıların Kartaca’yı imhası” olduğunu belirtmişti.
 
Binlerce yıl önce yaşanan Kartaca’nın imhası vicdani bir sorun olarak görülürken, İzmir’in yıkımının belleklerden kazınması izaha muhtaçtır. Falih Rıfkı Atay, Çankaya kitabının sansürlenmeyen baskısında şöy­le yazar: "İzmir karanlıkta alev alev, gündüz tüte tüte yanıp bit­ti. Yangında sorumlu olanlar, o zaman bize söylendiğine göre, sadece Yunanlı kundakçılar mıydı? Bildiklerimin doğrusunu yazmaya karar verdiğim için o zamanki notlarımdan bir sayfayı aktarmak istiyorum... Bu işte Nurettin Paşa’nın hayli marifeti olduğunu söyleyenler çoktu... İzmir’i niçin yakıyorduk? Kordon konakları, oteller ve gazinolar kalırsa, azlıklardan kurtulamaya­cağımızdan mı korkuyorduk? Birinci Harpte Ermeniler tehcir edildiği vakit, Anadolu şehir ve kasabalarının oturulabilir ne ka­dar mahalle ve semtleri varsa, yine bu korkuyla yakmıştık(...) Bunda bir aşağılık duygusunun da tesiri var. Bir Avrupa parçası­na benzeyen bir köşe, sanki Hıristiyan ve yabancı olmak, mut­laka bizim olmamak kaderinde idi. İzmir'i arsa halinde bırak­mak şehrin Türklüğünü korumamaya kâfi mi gelecekti?"
 
Belleklerden kazınmasında Türkiye resmi politikasının etkisinden daha fazlası, o dönem İzmir'de iş gören şirketler ile İngiltere, ABD, İtalya Fransa devletlerinin resmi politikaları da etkili olmuştur. İzmir yıkımı bir savaş sonucuna indirgendi. İzmir Yangını sırasında “Limanı, -Britanya'nın iki zırhlısı, üç kruvazörü ve altı destroyeri; Fransa'nın üç kruva­zörü ve iki destroyeri; İtalya'nın bir kruvazör ve bir destroyeriyle üç Amerikan destroyerinden oluşan- yirmi bir savaş ge­misi dışında, küçük Levanten kayıklarından tutun -Yunanis­tan hariç- hemen her ulusun bandırasını taşıyan büyük şilep­lere kadar her tür tekne doldurmuştu.” İzmir limanında gösteri izler gibi yangını ve yaşanan insanlık trajedisini izliyorlardı. Kendi uyruklarından olmayanlar dışında hiç kimseyi gemilerine almadıkları gibi ölümüne tekrar kıyıya gönderiyorlardı. 100 milyon dolara kadar bir meblağı bulacak sigorta poliçelerinin ödemelerinin yapılmaması için devletler ve mahkemeleri el birliği etmişti. Yangın sonrasında 150 civarında dava açıldığı halde çeşitli bahanelerle ödeme yapılmadı. 
 
Columbia Üniversitesi fahri profesörü Marjorie Housepian Dobkin tarafından 1971 yılında yazılan ancak bu yıl Türkçe basımı yapılan ‘İzmir 1922 Bir Kentin Yıkımı’ kitabı, İzmir yıkımını, neden 'günümüz insanının belleğinden neredeyse silinip atıldı'? sorusuna cevabın arka planını oluşturabilecek tarihsel arka plana, politikalara ve ilişkilere ışık tutuyor. Marjorie Housepian Dobkin'in ‘İzmir 1922 Bir Kentin Yıkımı’ kitabı Attila Tuygan’ın çevirisi ve Ragıp Zarakolu’nun Kandıra F tipi Cezaevinden Türkçe baskıya yazdığı önsözle bu yıl Belge Yayınları tarafından yayınlandı. Kitaba Türkçe Önsöz yazan Ragıp Zarakolu, “İzmir’in yanışı, sivil halkın karşılaştığı yıkım, 17’den büyük tüm erkek nüfustan sağ kalan erkeklerin kamplarda enterne edilmesi ne yazık ki yeni kuşaklarca bilinmiyor” derken Henry Miller'in serzenişini paylaşıyor.  
 
Kitapta, Dobkin, İzmir yıkımını Avrupa ve Ortadoğu ziyareti sırasında duyduğunu belirtiyor. Önce Selanik’te mültecilerden duyduğunu söylediği İzmir’in yıkılışının Türkçe versiyonunu üç gün sonra İzmir’de dinlediğini aktarıyor. Bu iki farklı anlatının merakını pekiştirmesi üzerine kaynak incelemesine girişmiş, sonrasında da bir kitap yazma fikri edinmiş.
 
Yangınla ilgili ilk olarak 2 yılı tarihsel arka plana ilişkin kaynakları okumakla geçirdiğini belirten Dobkin, “tarihsel arka planın derin olduğunu aynı zamanda da politik anlamda çok karmaşık” olduğuna vurgu yapıyor. Dobkin, arka plan okumalarında, “Altmışlarda, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ("Jön Türkler") iktidarı ele geçirdikleri 1908 ile Lozan Ant­laşması ve Kemal Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'nin kurul­ması ile belirginleşen 1923 arasındaki dönemle ilgili ciltlerce materyalde ciddi boşluklar” olduğunu da belirtiyor.
 
21 bölümden oluşan kitabın önemli bir bölümünü İzmir’in tarihi, Osmanlı İmparatorluğu ve imparatorluk içindeki toplulukların yönetimi ve ilişkileri, İmparatorluğun özellikle 19 Yüzyıl’dan itibaren gerilerken iç dinamikleri ve politik hamlelerini ele alıyor. Özellikle Osmanlı’nın son döneminde milliyetçilik hareketlerinin, emperyal siyasetin ve uluslararası güç ilişkilerinin ve buna bağlı hamleleri ele alıyor. I. Dünyası Savaşı sonrası, yeni oluşan güç dengeleri üzerinden savaşı kazanan devletlerin Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerine ve birbiriyle çelişkilerine yer vererek, İzmir yıkımına giden süreçte aktörlerin rollerini de ortaya koyuyor.
 
Türkiye’de çok da bilinmeyen bazı ayrıntıları da kitabında işleyen Dobkin, Yunanistan’da yaşanan yönetim krizlerine ve bu krize yönelik müttefiklerin tavırlarına, yeni süreçten karlı çıkma hesaplarını da işleyerek, müttefiklerin 1920 sonlarında Yunanistan’ı nasıl yalnız bıraktıklarını ve tarafsızlık ilan ederek sonraki sürecin nasıl Türk – Yunan savaşına dönüştürüldüğünü işliyor.
 
Dobkin, kitabını yazarken tarihsel arka plan okumaları dışında bizzat tanıklıklara ve belgelere de başvuruyor. Kitabın önemli bölümünü de sözlü tarih çalışması oluşturuyor. İzmir Yangını ve öncesini yaşayan görgü tanıkları, yaşamını yitirmiş tanıkların yakınlarından edindiği sözlü aktarımlara, yaşamını yitirmiş tanıklarının yakınlarından edindiği yazılı belge ve bilgi ve notlara, yangın sırasında İzmir’de bulunan Amerikan ve İngiliz diplomatların raporlarına ve zamanın gazete haberlerine dayanarak yıkım sürecine ilişkin insan hikayelerini de katarak bir insanlık trajedisini anlatan bir derleme oluşturmuş.
 
İzmir yangınıyla yaşanan yıkım, kentin kendisiyle ilgili olduğu kadar, Anadolu’nun, Balkanların, Trakya’nın da dramını sembolize ediyor. İzmir’in yıkımıyla bir dönem sona ererken yeni bir dönem başlıyordu.  “Yaklaşık iki milyon insan göçe dahil edilmişti. 390 bin Müslüman Yunanistan’ı terk etti. Toplam olarak, 1 milyon 250 bin Rum ve 100 bin Ermeni Yunanistan’a aktı.” Rakamların soğuk tarifinden kurtulduğumuzda her bir insanın yaşadığı hikayenin insanlık tarihindeki vicdanın yok oluş sürecini de anlattığına şahit oluruz.  
 

İzmir’de bir tarihsel dönemi kapatan büyük yangının enkazı sadece binalardan oluşmaz; yangının enkazı altında kalan aynı zamanda kentin çok-kültürlü, barışçı ve demokratik kültürüdür. Her ne kadar sonraki yıllarda İzmir, yerinden edilmiş insanların ve yeni bir hayat umuduyla yurtlarını terk etmişlerin cazibe merkezi olmaya devam etti ve Balkanlardan, Kafkasya’dan, Mezopotamya’dan on binler İzmir’e doğru aktıysa da, İzmir o uğursuz yangının yaralarını hiçbir zaman tam olarak saramadı, galiba hiçbir zaman da saramayacak. Dönüp dönüp eski İzmir resimlerine bakmamızın bir nedeni de budur belki.

0
Yorumlar...
Mehmet Kâmil Bal,20.1.2014 06:41:49
İttihatçıların Ermeni tehçiri; Cumhuriyet'ten sonra da Rumlara uygulanan mübadele, 6-7 Eylül saldırıları, Kıbrıs politikaları ile Kürtlere yönelik asimilasyon ve imha politikalarıyla yüzleşip, gereği yapılmadan, Maraş'ı, Çorum'u, Sivas'ı yakan, Hrant'ı katleden, Roboski'yi bombalayan anlayışla mücadele edilemez. Kaldı ki, İzmir yangını için, şehri terkedenlerin suçlanmasından kolay ne var?