Çayırlı: 8 Nisan bizim matem günümüzdür Portreler...
5.4.2012 16:53:16, Özcan Çayırlı (Ege Roman Dernekleri Fed. Bşk.)

1971 yılında farklı ülkelerden Romanlarla Londra'da yapılan Dünya Roman Kongresi'nin başlangıç günü olan 8 Nisan günü, 1990 yılında Dünya Romanlar Günü olarak kabul edildi. Son yıllarda ülkemizde de her 8 Nisan’da çok geniş olmasa da Roman derneklerinin daha çok ayrımcılık karşıtı etkinliklerine şahit olmaktayız. Her 8 Nisan’da, 1933 – 1945 yılları arasında Hitler’in soykırımı sonucu milyonları aşan Roman/Çingene'nin öldürüldüğü insanlık trajedisi işlenmekte.

Yurtsuz.net olarak 8 Nisan’ın Romanların algısında, duygusunda nasıl bir yeri olduğunu öğrenmek için Ege Roman Dernekleri Federasyonu Başkanı Özcan Çayırlı ile bir röportaj yaptık. Konu 8 Nisan olmasına rağmen Çayırlı, Roman olarak kendilerini en çok acıtan konuları da aktarmak istedi. Ege Mahallesi'nde yaptığımız söyleşiye ara ara Kadriye Çayırlı da bir Roman kadını olarak konuşmak istediğini belirterek katıldı. 
 
Bir Roman temsilcisi olan Özcan Çayırlı’nın bilgisini, gözlemini, algılarını, fikirlerini, bütün anlattıklarını olduğu gibi aktardık.
 
Yurtsuz - 8 Nisan Dünya Romanlar Günü sizin için ne anlama geliyor?
 
Özcan ÇAYIRLI - 1939 ve 1945 yılları arasında, 2. Dünya Savaşı’nda tespit edildiği ve bilindiği üzere 2 milyon insanımızın Hitler güçleri tarafından linç edilerek, kobay olarak kullanılıp, kamplarda, kazanlarda yakılarak öldürülmüştür. 8 Nisan bu katledilen Romanları anma günüdür, bizim yas günümüzdür. Biz o gün matem tutarız, siyah çelenkler yaparak gerekli olan yerlere bırakırız.
 
8 Nisan Romanlar Günü denildiği zaman insanların aklına eğlence geliyor. Aslını araştırsalar, -internette de bulabilirler- araştırmacılar, gazeteciler tarafından kanıtlarıyla, tanıklarıyla yazılmıştırç Bunu okuduklarında 8 Nisan’ın bir eğlence günü olmadığını öğrenecekler. Avrupa, hep ‘insan hakları‘ diyor. ‘İnsan hakları’ diyorsa, bu konuyla ilgili araştırmalar yapılıp, bizim Romanlarımıza verilen zararlar tespit edilip mağdurlarına ve bizlere de tazminat olarak ödenmesini talep ediyoruz. Bu istediğimiz tazminatla da çocuklarımıza ana dilimizi de öğrenecek şekilde okuma yazma kursları verilmesini ve çocuklarımızın eğitimi ve okul ihtiyaçlarının karşılanmasını talep ediyoruz.
 
Yurtsuz - II. Dünya Savaşı'nda yaşanan bu katliam sonrasında Romanların kendi dillerini konuşmadığı, çekindiği gibi konuşmalar duyuruyoruz. Bu doğru mu?
 
Özcan ÇAYIRLI - Bu şöyle olmuş: 2 sene öncesine kadar Türkiye’de de Roman 'vatandaş' değil, konar - göçer kabul ediliyordu. Bu sistemde bir değişiklik yapıldı. (4 Ocak 2011 tarihinde 5683 Sayılı Yabancıların Türkiye'de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanunu 21’inci maddesinin son fıkrasında “Tabiiyetsiz veya yabancı devlet tebaası olan Çingenelerin ve Türk kültürüne bağlı olmayan yabancı göçebelerin sınır dışı edilmelerine İçişleri Bakanlığı yetkilidir” ibaresinin kaldırılması hakkındaki önergeden bahsediliyor. Yurtsuz) Tek Roman milletvekili olan AKP milletvekili Ali Koyuncu bu konuda bir çalışma yaparak önerge sundu - Bu önerge hazırlanırken ben de Ankara’ya çağrıldım, fikrim alındı, konuşmalarım var – ve bu önergenin kabul edilmesiyle artık biz de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduk. Bu yasayla, herhangi bir durumda artık Türkiye’den, Romanları sınır dışı edemeyecekler. 
 
Yurtsuz – Bu güne kadar Romanların vatandaşlık hakları yok muydu?
 
Özcan ÇAYIRLI - Yoktu. Romanlar göçebe olarak anıldığı için yersiz yurtsuz vatandaşlar olarak anılıyordu. Bu çalışma yapılmadan önce Çingene deniyordu, şimdi Roman kelimesi kondu. Romanlar da artık Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldu, konar - göçer vatandaş yok artık.
 
Yurtsuz – Gerektiğinde sınırdışı edilme tehdidi kalktı mı demek istiyorsunuz?
 
Özcan ÇAYIRLI - Kaldırıldı. Mesela Fransa gibi Avrupa ülkelerinde Romanları sürüyorlar. Gazetelerde, internette okuyoruz. Neye dayanarak sürüyorlar? Romanlar, yersiz yurtsuz vatandaşlar olduğu için sürülüyor. Milletvekilimiz Ali Koyuncu konuyu meclise taşıdı, bizleri de meclise çağırdı. Ali Koyuncu’nun önergesi onaylandı, geçti.
 
Yurtsuz – İtiraz eden bir başka parti de olmadı herhalde…
 
Özcan ÇAYIRLI - Var. Cumhuriyet Halk Partisi’nden 4 tane milletvekilimiz bizim tekrar konar göçer olmamızı istedi.
 
Yurtsuz – Kimdi onlar?
 
Özcan ÇAYIRLI - Şimdi isimlerini bilmiyorum. Ama konuşmaları bana geldi. Kayıtlı. Büyük Millet Meclisi kayıtlarında var. ‘Yok böyle bir şey' varsa bu kanıtları tek tek gösteririm. Hangi vekilin ne konuştuğunu tek tek ortaya koyabilirim.  
 
Yurtsuz – 8 Nisan Romanlar Günü’nde çelenk koyma dışında bir yas tutma biçiminiz var mı?
 
Özcan ÇAYIRLI - Biz Romanlar, bilindiği gibi kinci insanlar değiliz, sıcakkanlı insanlarız. Kin tutmayız biz. Kin tutmadığımız için diğer toplumlar gibi, kan davası, acı gütme günü gibi özelliğimiz yoktur. Biz hangi devlette yaşıyorsak, o devletin kültürlerine, geleneklerine uymaya çalışıyoruz. Hiç kimsenin geleneğine, kültürüne karşı çıkmıyoruz. Bizim de geleneklerimiz, kültürlerimiz var, biz de aynısını onlardan bekliyoruz.
 
Yurtsuz – 8 Nisan’da bir arada yaşadığınız mahallelerde bir şey yapılıyor mu? Ya da 8 Nisan nedir, ne olmuş da Romanlar bunu ne kadar biliyor?
 
Özcan ÇAYIRLI - Biliyorsunuz, Romanlarda okuma yazma oranı küçük. Okuma yazma oranları düşük olduğundan hangi roman mahallesine gitseniz 10 tane, 20 tane okumuş çıkar geri kalanı cahildir. Okumadıkları için 8 Nisan’ın ne anlama geldiğini bilemezler. Mahallelerimizde kurmayı düşündüğümüz evlerde, biz kimiz, neyiz diye onları bilinçlendireceğiz. Oralarda sempozyum, paneller düzenleyeceğiz. Böylelikle 8 Nisan’ın ne anlama geldiğini halkımıza anlatacağız. İstanbul’da bazı yerlerde insanımız 8 Nisan’ı sanıyor ki eğlence günü. Eğlence düzenliyorlar. İzmir’de bu konuda hiçbir yerde eğlence yoktur. Başbakanımızın İstanbul’da bizi toplayıp buluşturduğu toplantıda bu konuda derneklerimizi uyardık, duyuru da yaptık. Şu anda federasyonlar ve derneklerimiz oturmadığından, 8 Nisan Dünya Romanlar Günü’nün ne anlama geldiğini bilemeyenler de cahilce hareket ediyorlar. Bu konuda bizlerde de kabahat var. Biz insanlarımızı bilinçlendirememişiz. Ama bilinçlendirmek de bir imkana dayanıyor. Benim elimde bir sempozyum yapacak, etkinlik yapacak imkanım olmadığı zaman insanlara ne kadar yardımcı olabilirim?
 
Kadriye ÇAYIRLI – Oğlum askere gitti, ilk defa ‘face’ nedir öğrendim. Oğlumla görüşmek için şimdi ben de öğrenmeye başladım. Çingeneler neler yaşamış, internette öğrendim bu sayede. Akşam baktım, ağladım ya. İkinci Dünya Savaşı’nı da, 8 Nisan’ın da ne olduğunu ben bilmiyordum. Bizim dedelerimiz, atalarımız katledilmiş. Biz bunları yeni yeni öğreniyoruz. Biz de özümüzü bulalım istiyorum. Bizim benliğimizi kaybetmesinler. Biz yıllar önce göç etmişiz, sürülmüşüz, bizim bunlardan yeni yeni haberimiz oluyor. Akşam ben öğrendim ya bu akşam 'face’in başına geçeceğim, her şeyi yazacağım. 8 Nisan’da ‘şöyle olmuş, böyle olmuş’ diye. Benim gibi bilmeyen bir yığın insan var. Ben çocuğuma da anlatacağım bunları, o da öğrensin.
 
Yurtsuz – Romanlar kendi geçmişlerinde yaşadıklarını unuturken kendi dillerini de unutmuşlar mı?
 
Özcan ÇAYIRLI - Ben üç kuşaktır Ege Mahallesi'nde oturuyorum. Benim babama büyük nenem diyormuş ki, ‘Roman olduğunu söyleme, seni işe almazlar". "Çingene olduğunu söyleme, Romanca konuşma" diye tembih edermiş.
 
Yurtsuz - Bu durum Romanların yaşadığı her yerde var galiba. Sizin aileniz Türkiye’ye gelmeden önce de mi aynı korkuyu duyuyormuş?
 
Özcan ÇAYIRLI - Pencap’tan çıkıp, Türkiye’ye ulaşmış bizim soyumuz. Neden kaçmış? Konu bu. Bazı söylentilere göre ‘Çingene kadınları İsa Peygamberin elindeki çivileri çaldı’ diyorlar. Aslında konu öyle değil, biz merhametli insanlarız. Kadınlarımız da ‘bu adama yazık, çivileri alalım da daha eziyet etmesinler’ diye almışlar. Bu vicdan meselesi, merhamet meselesi. Ama diğerleri ‘bunlar hırsız’ diye insanlarımızı kötülemiş. Her zaman böyle hikayelerle bize bakmışlar.
 
Yurtsuz – Bazı projeler hazırladığınızı söylüyorsunuz. Bunlar içinde kendi dilinizi öğrenme, kendi dilinizde okuma yazma ya da tarihinizle ilgili bilgilere ulaşma gibi çalışmalar var mı?
 
Özcan ÇAYIRLI - Şu anda kendi dilimizi okumasını bilen, yazmasını bilen var, ama tek tük var. Çok değiller. Bunlarla görüşüyoruz. Biz projelerimizde kendi kültürümüz olan, mesleğimiz olan kalaycılık, demircilik – demircilik derken, topu biz Romanlar icad etmişiz. Osmanlı zamanında topu Romanlar yapmış. Biz Osmanlı'dan da önceyiz. Fakat bunu bazı kesimler bilmiyor. Bizim tarihimiz yok sanıyorlar. Romanlar en eski ırklardan biridir- gibi mesleklerimizi sürdürmek, istihdam yaratmak istiyoruz.
 
Üç tane Roman dili var. Rom, Dom, Lom. Pakistan Pencap’tan insanlarımız çıktığında kimisi güneye, kimisi kuzeye gitmiş. Bir kısmı doğuya, bir kısmı batıya gitmiş. Domlar, Kürtlerin tebercisi. Kürtler, Çingenelere, Romanlara ‘teberci’ der. Onlarda da ayrımcılık var. Onlar da bizimkileri ‘Teberci bunlar’ diyerek dışlıyor. Orada adam ‘Teberci’ ama maddi durumu iyi olan çok. İnsanlarına destek oluyor.
 
Yurtsuz – Dilin öğretilmesiyle ilgili konuşuyorduk. Milletvekilleri ya da başka bir çalışma var mı?
 
Özcan ÇAYIRLI - Biz önce çuvaldızı kendimize batırırız. Bizim eksiğimiz çok. Ama devlete de çok iş düşüyor. Bizim maddi durumumuz malum. Devlet maddi destek verip bizim mahallelere Alevilerin Cemevleri gibi yerler yaptırırsa, biz o zaman anadilimizi bilen kişilere ‘bizim yerimiz var’, -diyelim ki, Cengiz Ilgın, Ali Mezarcı gibi çok insanımız var- bunları çağırıp, ben Romanım diyeni orada dil, kültür, tarih konusunda orada kendi dilimizle ilgili yazılar yazıp eğitebiliriz.
 
Yurtsuz - 8 Nisan'la ilgili bu sene ne yapmayı düşünüyorsunuz?
 
Özcan ÇAYIRLI - Yastan başka bir şey düşünmüyoruz.
 
Yurtsuz – Onun için bir yerde toplanma, konuşma yapma…
 
Özcan ÇAYIRLI - Bu konuyla ilgili 4 sene önce bir çelenk koyma işi yaptık. Orada dedik ki ‘her sene bir dernek bunu hazırlasın, kimse kimsenin önüne geçmesin, herkes bu işi sahiplensin’ dedik. Sırayla bu şekilde gidecek. İnsanlarımızı alıştırmak için, bu işi öğrenmesi için her sene bir dernek çıksın yapsın. Önce Yakup Çardak’ın başında olduğu dernek yaptı, sonra biz yaptık, geçen sene Cıstır yaptı. Bu sırayla yapılırsa bilinçlendirme oluyor. 
 
Yurtsuz – Bu konuda söyleyeceğiniz başka şeyler var mı?
 
Özcan ÇAYIRLI - 8 Nisan’la ilgili olarak Almanya’nın bu yaptığı soykırımı kınıyoruz.
 
Ege’de ve İzmir’de Romanlar
 

Yurtsuz –Siz kendiniz nasıl tarif ediyorsunuz? Bazı yerlerde Çingene denilmesini istiyorsunuz, bazı yerlerde de Roman denilmesi isteniyor. Böyle olunca, Roman olmayanların sizinle konuşurken bu farklılıktan dolayı kafası karışıyor. Size ne denilmesini istiyorsunuz?

Özcan ÇAYIRLI - Bize İzmir’de Roman deniliyor. Neden? Facebok’da bazı yazılar görüyoruz. Sözlük diye yerler var. Bakın sözlükte, çingene ne anlama geliyor diye biri anlatmış. Çingenenin sözlükteki anlamında ‘hırsız, kadın satan, uğursuz, mikrop insanlar’ gibi ibareler olduğundan dolayı, İzmir ve Ege bölgesindekiler, ‘Biz böyle insanlar değiliz, çingeneliği kabul etmiyoruz, kendimiz Roman olarak kabul ediyoruz’ diyorlar. Trakya’dakiler çingene denilmesini kabul ediyor.  
 
Yurtsuz – Ege’de ne kadar Çingene ya da Roman var, bilginiz var mı?
 
Özcan ÇAYIRLI - 400 bin Roman var.
 
Yurtsuz – Ege’de en fazla İzmir’de yaşıyor galiba.
 
Özcan ÇAYIRLI - En çok İzmir’de. Konak’ta 119 mahalle var, bunların 35–36 tanesi Roman mahallesi. En küçük mahallede 7 bin kişi yaşıyor. 27 bin kişinin yaşadığı mahallelerimiz de var. Bunu hesapladığınız zaman sayımız ortaya çıkar. Konak’ta katıksız da olan, karışık da olan Roman ailelerimiz var. Romanlar birleşsek, bir arada durabilsek, aynı kararı versek, ‘Belediye başkanı şu olacak’ desek o kişi Konak Belediye Başkanı olur.
 
Yurtsuz – İzmir’e Romanlar 1924 mübadelesinden sonra kitlesel olarak gelmişler diye biliyoruz. İzmir’e mübadeleyle gelen Romanlardan sonra parça parça gelen var mı? Hepsi tek seferde mi göç etmişler, yoksa dönem dönem mi gelmişler? Mesela Hitler’in katliamlarından sonra da Türkiye’ye ve İzmir’e gelenler var mı?
 
Özcan ÇAYIRLI – İlk savaş zamanı gelmeye başlamışlar, savaştan sonra da muhacir olarak gönderilmişler. Çanakkale’ye, Ayvalık’a gelmişler, oralardan da buralara dağıtılmışlar. Almanya’nın katliamından sonra gelen yok. Olsaydı haberimiz olurdu. Bir de oralardan gelen olsaydı Almanya’nın katliamlarından haberdar olurduk. Gözüyle görmüştür, duymuştur, onlardan bilgi almış olurduk. Gelmemişler.
 
Kadriye ÇAYIRLI – Annem, Ayvalık’a geldiklerinde 7 yaşındaymış, şu anda 80 yaşında. Gemilere doldurulup Ayvalık’a getirilmişler. Bazısı Çanakkale’ye, bazısı Keşan’a gelmiş. Annemlere Ayvalık’ta muhacir hakkı verilmiş ama orada tutunamamışlar. Mal mülk vermişler ama bırakmışlar gelmişler buralara.
 
 
Romanlara yapılan ayrımcılık
 
Yurtsuz – Ayrımcılık size göre nedir?
 
Özcan ÇAYIRLI - Mesela zengin bir muhitte veya bir okulda hocalar veya aileler çocuklara diyor ki ‘Ağlama, seni Çingenelere veririm.’ Doğarken o çocuğa ayrımcılığı öğretiyorlar. 'Onlarla bir araya gelme, ona yanaşma, kaynaşma, entegre olma, mesafe koy’ diyor. Çoğu okulda öğretmenler de çocuklarımıza çingene derken hakaret anlamında kullanıyor. Biz kendimiz savunamıyoruz hâlâ. Daha bebe iken ‘seni çingeneye veririm’ diyor ya, işte ayrımcılık orada başlıyor.
 
Sonra okulda başlıyor. Nasıl başlıyor? Birkaç kendini bilmez öğretmen çocuklarımızı hor görüyor. Bizim çocuklarımızı göstererek, ‘buna okuma yazma öğretsen ne olur, öğretmesem ne olur’ diyen öğretmenlerimiz var. ‘Çingene’ diyor. ‘En fazla okuyacağı ilkokul’ diyor, yukarıya çıkamaz. Öğretmenler derslere gitmiyor, dersler boş geçiyor. Çünkü biz bilinçli değiliz, hakkımızı aramıyoruz, öğretmene, müdüre ‘niye böyle oluyor’ diyemiyoruz. Çocuklarımızın diğer toplumların çocuklarıyla birlikte okuduğu okullarda ayrımcılık yok gibi görünse de bazı aileler çocuklarını ‘Romanlarla okumasınlar’ diye başka okullara götürüyorlar.
 
Yurtsuz – Başka nerelerde ayrımcılık yaşıyorsunuz?
 
Özcan ÇAYIRLI - İşyerlerinde. ‘Nerede oturuyorsun’ diye soruluyor. Biz ‘Ege Mahallesi’ dediğimizde ‘orası Roman mahallesi’ diyorlar, sonra da ‘biz seni ararız, telefon numaranı bırak’ diyorlar. Sonra ne arayan var, ne de soran. İşe giremiyoruz. Konak Belediyesi’nde yeni işe giren bir arkadaşımız var. O da çavuş olarak alınmış. Buraları süpürttürüyor. Diğer işçiler Roman mahallesinden korkuyorlarmış, onu ‘onların başında dur, Ege Mahallesi'ni süpürttür’ diye almışlar.
 
Yurtsuz – Devlete bağlı kurumlarda işe giren yok mu?
 
Özcan ÇAYIRLI - Çok zor. Roman açılımından sonra bazı haklar verdiler gibi gözüküyor. Şimdi okullarda hademe istihdam edilecekmiş, Milli Eğitim, bizim insanımızdan hademe alacakmış ama o da 4 aylıkmış. Geçici işçi olarak alıyorlar. Kadrolu almıyorlar. Asgari ücretle 4 aylık alıyorlar. Okullar kapanınca bitti. Hem geçici, hem de uzaklardaki mahallere veriyorlar. Yol parası, yemek yok. Böyle olunca da gitmek istemiyorlar. Bizden o yüzden yedekli isim vermemizi istiyorlar. Devlette çalışırken Roman olduğunu gizleyen insanlarımız var. Neden? Ayrımcılıktan korkuyor da ondan. 
 
Benim mahallemde dişçide, avukat yanında çalışan insanım var. Bu insanlar, korkudan fotoğraf bile çektirmiyor. ‘Eğer benim fotoğrafım bir yerde çıkarsa patronum görürse, Roman olduğumu öğrenirse, beni işten atar’ diye korkuyor. Bu mahallede yapmış olduğumuz ‘Mor Takke Sergisi’ (Mor Takke; mahalledeki Mor kubbesi olan kilise nedeniyle savaştan önce mahalle Mor Takke olarak tarif edilirmiş. Mor Takke zamanla Mortakya olarak söylenmiş, şimdilerde ise unutulmuş bir isim. Savaştan sonra kullanılmaması ve korunmaması nedeniyle kilisenin çatısı yıkılmış, bir süre yazlık sinema olarak kullanılmış, sonrasında kömür deposu olarak, şimdiyse sadece 4 duvarı ayakta kalmış ve oto yıkama yeri olarak kullanılıyor. Yurtsuz) vardı, bin üç yüz tane fotoğraf çekmiştik. Mahalleden 150 kişi ‘aman beni çekme’ dedi. ‘Neden çekmesin?’ dedim, ‘ben avukatın yanında çalışıyorum, çaycılık yapıyorum, avukat benim Roman olduğumu, Çingene olduğumu görürse işten atar’ dedi.
 
Yurtsuz – Başka nerelerde ayrıma uğruyorsunuz?
 
Özcan ÇAYIRLI - Karakollarda. Polis yolda da görse ilk sorusu, ‘nerede oturuyorsun’ oluyor. Sen ‘Tepecik’te oturuyorum’ diyorsan, hemen ‘bin arabaya’diyor, kelepçeyi takıyor, donuna varıncaya kadar arıyor. Neden arıyorsun? Roman, Çingene. Polisin kafasında ‘bu hap satar, esrar satar, silahı vardır ya da hırsızdır’ gibi bir sabit fikir var. Ben kendi gözümle gördüm. Gaco’nun (Roman olmayanları, Romanlar Gaco diye tarif eder. Yurtsuz) biri geçiyor, ona ‘dur’ bile demiyor, esmer yüzlü birini görünce ‘bu Romandır’ diye ona ‘dur bakalım’ diyor, merkeze GBT’sini soruyor. ‘Bu geçen beyefendiyi neden durdurmadınız’ diye sorduğumda da, ‘o Roman değil’ dedi. ‘Seni mahkemeye vereceğim, adını verir misin’ diye sorduğumda hemen arabaya binip gittiler.
 
Yurtsuz - Belediye hizmetlerinde ayrımcılık yaşıyor musunuz?
 
Özcan ÇAYIRLI - Seçimlerden bu yana Konak Belediye Başkanı bir defa dahi mahalleye gelip de halimizi bile sormadı. Seçimlerde ‘evinizde yemek yiyeceğim’ demişti. Unuttu herhalde. Büyükşehir Belediyesi park bahçelerine bizlerden 35 kişi girdi, sendikalı, devamlı. Aziz başkan sağ olsun, faytonları yenileme projesi yaptık, destek oldu. Damlar yaptı, ağıllar yaptı, yeni faytonlar aldı ve 35 fayton sahibini de sendikalı işe soktu. ‘Senin mesleğini elinden alıyorum ama sana iş vererek mağdur etmeyeceğim’ dedi.
 
Aslında her alanda ayrıma maruz kalıyoruz ama saymaya kalktığımızda tek tek sayamıyoruz.
 
Kentsel dönüşüm rahatsızlığı
 

Yurtsuz – İz-ban hattı açıldıktan sonra Kahramanlar’a geçen yol kapandı. Sadece üst geçitle ulaşım sağlanıyor. Sorun yaşıyor musunuz?

Özcan ÇAYIRLI - Mahallede 7 bin kişi yaşıyor. Kahramanlar tarafı bizim can damarımız. Bu tarafta ne hastane, ne sağlık ocağı var. Hastane, eczane, sağlık ocağı hemen yolun öbür tarafında. Bizi açık cezaevine koydular. Önceden acil bir hastamız olduğunda en fazla iki dakikada ambulans veya taksiyle hastaneye ulaşıyorduk. Şimdi ise liman, Alsancak ve Kahramanlar güzergahı ya da DGM’nin oradan Basmane’den ulaşabiliyoruz. Mahalleye gelmek ise ayrı bir dert. Üst geçit yapmak çözüm olmadı. Motorsikletle, bisikletle işe gidenler şimdilerde bir sürü eziyetle işe gidiyor. Bizi yıldırma politikası izliyorlar. Nasıl? ‘Burayı kapatırsak, bunlar gelip geçemezse, bazı haklardan mahrum edelim ki kendi kendilerine burayı terk etsinler’ diye bizi yıldırmak istiyorlar.
 
Yurtsuz – Buraları kentsel dönüşüme sokacaklar galiba; ‘size şurada evler yapacağız, oraya taşınacaksınız’ diye bir yer tarif ediyorlar mı?
 
Özcan ÇAYIRLI - Bize bir şey söylemiyorlar. Ama televizyonlarda ha bire bizim buradan bahsediyorlar. 20 gün önce Aziz Kocaoğlu televizyona çıktı, 4 mahalleyi sayarak ‘Ege Mahallesi, Tepecik, Ballıkuyu, Ferahlı’yı bana verin, diğerlerini devlet yapsın’ diye konuştu. Neden istiyorsun sen Ege Mahallesi'ni, 36 Roman mahallesi içinden neden 4 mahalleyi istiyorsun? Aziz Kocaoğlu’nun verdiği bilgi; ‘ben burayı yıkacağım, burasını yıkarken sizleri konukevlerine yerleştireceğim, buraya ev yapacağım, evler tamamlandıktan sonra sizi tekrar buraya getireceğim’ diyor. Bu sözleri televizyonda söyledi.
 
Kadriye ÇAYIRLI – Aziz başkan bizi buradan alıp konukevlerine yerleştirmesin, bizim mahallemizde yerler var. Tariş yıkıldı, yeri boş, İzelman’ın arkasında yerler var. Buralara evleri yapsın, bizleri oraya yerleştirsin, buraya da gökdelen mi dikecek, ne yapacaksa yapsın. Bizi bu mahalleden uzaklaştırmasın. Bizi buradan götürecek de, burayı yaptıktan sonra tekrar bizi buraya getirecek; çocuk mu avutuyor, biz buna inanmıyoruz. Biz evlerimizde oturalım, bizim konutlarımız yapılsın, törenlerle beraber evlerimize geçeriz. Ama tekrar söylüyorum, bizi Ege Mahallesi çevresinde tutacak, yaşadığımız, büyüdüğümüz yerde, aynı şekilde istiyoruz. Öbür türlüsünü kabul etmiyoruz. Kadifekaleliler gibi Uzundere’ye gitmeyiz. Bak, onların hiçbiri memnun değilmiş.
 
Bize ev vereceklermiş. Ben istemem mi 2 odalı, salonlu evde oturmayı. Çocuğumun odası ayrı olsun, misafirimi karşılayayım. Mutfağım olsun, orada yemeğimi daha güzel yapayım. Ben de isterim rahat yaşamayı. Ben 30 katlı apartmanda yaşamayı istemem. Bana bedava versinler, orada oturmam. Ama 3 – 4 katlı yerde niye oturmayayım? Bize yere hemen ineceğimiz ev versinler. Asansör parasını bile veremeyiz. Apartmanda oturanlar birbirini tanımıyor. Ben içerde otururken, biri sokakta bağırsa “falanca bağırıyor’ diye hemen biliyorum. Biz ses tonundan tanıyoruz artık. Biz de çocuklarımızın sosyalleşeceği yer istiyoruz. Ben 50 yaşındayım. Bu mahallede doğmuşum, büyümüşüm, gençliğim burada geçmiş. Çocuğum benim gibi kalsın istemem, daha güzel yerlere gelsin. Oğlum okusun, meslek sahibi olsun isterim. Benim gibi kapının önünde mi çürüsün? Benim annem 7 tane çocuk doğurmuş, ben iki çocuk doğurdum. Niye? Ne gelecek vereceğim ben onlara? Anneler şu an daha kaygılı. Ailelerin üzerinde çok büyük yük var. Mahallemizde erkek çocuk büyütmek çok zor. Benim halkım şimdiki gibi yaşamasın. Zeki insanlarımız çok. Bu mahallede 3-4 tane internet kafe var. Ağzında memesiyle bilgisayar oynuyor çocuklar. 3 yaşında çocuğu bilgisayardan alamıyor annesi.
 
Açılım bize cesaret verdi
Yurtsuz – Önceki yıl yapılan Roman açılımı sizde ne tür etkiler yaptı?
 
Özcan ÇAYIRLI - 2 sene önce açılım oldu. Bu açılımda sözler verildi. Söz uçar, yazı kalır ya, hükümetin milletvekilleriyle bu sözler için çalıştığını görüyoruz. Bu çalışmalar içerisinde açılım bize cesaret verdi, Allah nasip kısmet ederse büyük bir projemiz var. Türkiye’deki Romanlarınyüzde 50’sine istihdam sağlayacak bir proje. Hem de ağaçlarımızı, ormanlarımızı koruyacağız. Okullarla ilgili olan da var. Okullarda temizlik işleriyle ilgili. Hem insanımızı bir meslek sahibi yapacağız, marangozluk eğitimleri verdirecek çalışmalar hazırlıyoruz. Taslaklarımız hazır, önümüzdeki günlerde projemiz hazır olacak. Vekilimize göndereceğiz, vekilimiz bakanlara sunacak, bakanların onayıyla da Ege Roman Dernekleri Federasyonu projesi olarak gerçekleşecek. Bu, Türkiye’nin her yerine yayılacak. Benim için Konya’daki de benim Romanım, Artvin’deki de benim Romanım, Akhisar’daki de benim Romanım. Bu nedenle projeyi onlar için de hazırladık. Her yerde derneğimiz var ama bugüne kadar kirasını dahi ödeyemiyor. Bu yapacağımız projeyle dernek kirası da ödenecek, bilgisayarları da olacak. Maddi durumu çok kötü Romanlarımız için cenazeleri kaldırmak bile çok zor oluyor. O zaman belediyeden, devletten istemeyeceğiz. Derneğimizin kasasında parası olacak, o parayla bu ihtiyaçlarımız karşılanacak.
Yapmış olduğumuz projeyle insanlara İşkur’la birlikte meslek öğreteceğiz.
 
Sabıka kayıtlarında bir defalık af çıksın
 
Yurtsuz – Bizim sormadığımız ama sizin eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?   
 
Özcan ÇAYIRLI - Roman halkı bu toplumun en eski yapılanmalarından biridir. Biz Romanlar, devlete hiç zorluk çıkarmadık. Bizlerin ne kadar sıcak kanlı olduğunu bilenler bilir. Kinci insanlar değiliz. Bizim tek istediğimiz, insanlarımıza çocuklarımıza öncelikle okuma yazmayı öğretmek. Her türlü bursların verilmesini istiyoruz, burs veremiyorsa insanlarımıza devamlı olacak iş versin, ya da ona iş kurma konusunda yardımcı olunsun, destek olunsun, geçimi sağlansın. Bir sürü cezaevinden çıkmış kardeşimiz var. İş buluyorsun ,‘Git temiz kağıdı al’ diyorsun, adamın suçları dökülüyor. Hiçbir işe giremiyor. Bu adam ne yapsın? Devletin ve belediyelerin bu insanları topluma kazandırmaları lazım. Öncelikle bu insanlara istihdam yaratacak bir şeyler yapılması lazım. Suçluymuş, cezalıymış, hap içmiş, esrar içmiş bu konuların engel olmaktan bir defaya mahsus kaldırılması gerek. Savcılıktan alınan kağıtlarda bir sefere mahsus olmak üzere suçları göz ardı edilip, ona temiz kağıdı versinler, bir hak daha tanısınlar. Eğer o haktan sonra o kişide düzelme yoksa gereği yapılsın.
 
Bir başka derdimiz de şu ki, en küçük bir işe başvurduğunda 'hangi okul mezunusunuz' diyorlar. En az lise mezunu istiyorlar. Bizim çocukların çoğunluğu bırakın liseyi, ilkokulu bile zor okumuş. Bu çocuklar ne yapacak, ne yapsın yetkililer bunları hiç düşünmüyor mu? Bizim çocukların geleceği de karanlık. Yeni neslimiz işsiz güçsüz. İşin içinden nasıl çıkacağız bilmiyoruz.
 
Yurtsuz – Teşekkür ederiz.
 
Özcan ÇAYIRLI - Esas biz teşekkür ederiz.
 
Not: 2. Dünya Savaşı'nda yaşanan Çingene Soykırımı üzerine yazılmış olan Gelem Gelem adlı ağıt 1971 yılında Roman Marşı olarak kabul edildi.
 
 
İlgili Bağlantılar
 

0
Yorumlar...