Eşitsizliğe rıza göstermek Kitap
4.5.2012 02:34:50, Ekrem Tükenmez

Hak-İş ve Memur-Sen, hükümete seslenerek kıdem tazminatı hakkının korunmasını, örgütlenmenin önünün açılmasını, taşeronlaşmadan, esnek, kuralsız ve güvencesiz çalışma biçimlerinden vazgeçilmesini isteyen bir çağrıyla Ankara Tandoğan’da 1 Mayıs etkinliği gerçekleştirdiler. Mitinge, sayılan bütün bu olumsuzlukların müsebbibi Çalışma Bakanı ve birçok AKP milletvekilinin katılması ve Bakan’ın bir konuşma yapması, üzerine düşünülmesi gereken bir olgudur.
 
Bu olguyla beraber, AKP'nin dünya ölçeğinde krize giren kapitalist üretim ilişkilerini Türkiye’de yeniden üretilebilmesini/sürdürülebilmesini sağlayan nedenler üzerine de yeniden düşünmeyi de unutmamak gerekiyor. Benzer bir şekilde Türkiye’de vahşi kapitalizmin bütün yapı ve görünümlerinin yerleşmesiyle birlikte, işçi-işveren ilişkilerinde bunun çelişkilerinin yansımalarının sert olmadığı gibi bir algı var.
 
Yasin Durak’ın, ‘Emeğin Tevekkülü’ kitabında “artı-değer üretiminin meşruiyetini ve sürdürülebilirliğini sağlayan mekanizmaların ağırlık merkezinin hukuki-siyasal üstyapıdan ideolojik-kültürel üstyapıya doğru kaydığı” tespiti bu durumu açıklamamızda bize önemli bir manivela sunabilir.
 
Türkiye’de dindar-muhafazakâr olarak da adlandırılan, ağırlıklı olarak Anadolu kentlerinden ortaya çıkan yeni bir burjuvazi sahneye çıktı. Dindar-muhafazakâr siyasetin hem emekçiler hem de burjuvazi nezdinde giderek güç kazandığı ve toplumsal desteğini arttırdığı gerçeği, aynı dünya görüşüne sahip insanlar arasındaki ilişkileri sorunsallaştırmayı beraberinde getiriyor.
 
Yasin Durak, Konya’da, işçi–işveren ilişkilerindeki çelişkilere rağmen emekçilerin tâbi olma biçimleri üzerinde belirleyici olan faktörleri tarif etmeye çalışırken, özellikle “Anadolu sermayesine emek gücü sağlayan ve neo-liberal İslamcı bloğunun meşruiyet tabanını oluşturan emekçi kesimin tâbiyetini ortaya çıkaran toplumsal/kültürel bağlamın ne olduğu” sorusuna odaklanan bir araştırmaya imza atmış. 
 
Konya Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet yürüten küçük ve orta boy işletmelerde (KOBİ) hem işçilerle hem de işverenlerle derinlemesine yaptığı görüşmelerle bu sorunun cevabını irdelemiş. Konya, dindar-muhafazakâr siyasetin çok güçlü olduğu bir kent olarak, KOBİ’ler ise dindar-muhafazakâr burjuvazinin elde tuttuğu birikimin temel unsurlarından biri olarak Durak’a emekçilerin tâbi olma biçimleri üzerinde belirleyici olan faktörleri incelemesinde önemli imkanlâr sunmuş.
 
Yasin Durak, yaptığı araştırmanın verilerini değerlendirerek yayımladığı kitabına, ‘Emeğin Tevekkülü’ adını vermesini de görüşme yaptığı işçilerin mevcut eşitsiz ilişkiler ve ağır çalışma koşulları karşısındaki genel tavırlarını oldukça iyi betimlediğini belirterek gerekçelendiriyor.
 
6 bölümden oluşan kitapta, araştırmanın çerçevesini açıklamaya; dindar-muhafazakârlık ekseninde şekillenen değerler sisteminin çalışma ilişkileri açısından ne tür bir öneme sahip olduğuna; yüz yüze ilişkiler ile enformel ilişki ağlarının çalışma ilişkilerindeki rolünün teorik öncüller ve ampirik bulgular eşliğinde çözümlemesine; Türkiye’de dindar-muhafazakârlık ekseninde gelişim gösteren kültürel hegemonyanın sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğinin analizine; bu hegemonyanın kırılma imkanının sorgulanmasına çalışılırken; son bölümde ise ulaşılan sonuçları bir değerlendirilmeye tabi tutuluyor.
 
Kitabın ağırlık noktasını ideolojik-kültürel hegemonya oluşturuyor. Durak, ideolojik-kültürel hegemonyanın bağımlı sınıfların rızasını sağlayan bir anlamı olduğunu, üretim ilişkilerinde ekonomik tahakkümü de kolaylaştırdığını belirterek bu durumu ‘neo-liberal İslamcılık’ olarak kavramlaştırıyor.
 
Türkiye’de dindar-muhafazakârlık ekseninde gelişen kültürel hegemonyanın, üretim ilişkilerinde, enformel ilişki ağlarını öne çıkartarak kolektivizmi/örgütlenmeyi dışladığı, işçilerin taviz verme sınırlarını olabildiğine genişlettiği, işverene itaati meşrulaştırdığı dolayısıyla işçiler tarafından her türlü eşitsizliği ve haksızlığı içselleştiren, işveren açısından da emek kontrolü sağlayan bir işlevi olduğu görülüyor.  
 
Neo-liberal ideolojinin gereklerinin yerine getirilmesiyle son 30 yılda, insanların kitleler halinde güçsüzleşmesi, siyasetin hükmedemediği bir alanın çoğalması ve demokrasinin içi boş bir kavrama dönüşmesi sonucunu yaşıyoruz. Bununla birlikte bütün dünyada sorgulanmaya başlanan neo-liberal ideolojinin Türkiye’de AKP eliyle sınırsız uygulanmasını, bu ideolojinin mağduru olan önemli bir kesimin kendi sıkıntılarını dile getirmeden şevkle alkışlamaları siyasal alanın zayıflığının ya da başka araçlarla işgal edildiğinin göstergesidir. Neo-liberal ideoloji, Türkiye’de her gün yeni yıkımlar yaparken, buna karşılık toplumsal olarak geniş bir onay alması, ideolojinin yansımalarının kabul edilmesinden kaynaklanmıyor. Yasin Durak, araştırma sonuçlarını değerlendirirken toplumsal rızayı oluşturan kültürel hegemonyanın neo-liberal ideolojinin de en önemli dayanağı olduğuna işaret ediyor.
 
Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü olan 1 Mayıs’ta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in Tandoğan’daki mitinge katılması, burada yaptığı konuşmaya büyük alkış alması, başka nasıl açıklanabilir.
0
Yorumlar...