Ayrışma ve dışlama dinamikleri Kitap
17.5.2012 16:20:14, Ekrem Tükenmez

Kent üzerine yapılan çalışmalar, araştırmalar, yorumlar ve algılarda geçmişten farklı bir içerik görüyoruz. Örneğin, İzmir’in ‘gelişmediği, yatırımların engellendiği, köy kaldığı’ gibi sözlerin arka planında kentin sermayeye cazip hale getirilmediği şikayeti var. Bu söylem ciddi bir hegemonya kurmuş ve yerel yöneticilerden merkezi idare temsilcilerine, esnaf odasından sanayi ve ticaret odalarına, medyasından üniversitelerine bu söyleme sarılmış durumda. Muhtemelen Türkiye’nin birçok şehrinde de benzer içerikli söylemler tekrar edilmektedir.
 
Bu hegemonyanın dayandığı bir başka fikriyat ise kentte yaşanan sosyal, etnik, kültürel ayrışmaların kriminalize bir olgu olarak değerlendirilmesi ve bu toplulukların görünmez hale getirilmesi için polisiye ve mekânsal düzenlemelerin önerilmesidir. Toplumda da geniş destek gören bu yaklaşımlar, kente sermayenin ihtiyaçları üzerinden anlam vermektedir.
 
Sermaye kendi akışkanlığını kolaylaştırmak ve birikimini arttırmak için mekânsal düzenlemelere gitmektedir. Sermayenin birikim tarzına göre kentler şekillenmekte, toplumsal ilişkiler bu şekillenmeye göre düzenlenmektedir. Sanayileşme döneminde kentler gecekondu olgusuyla tanışırken, küreselleşme döneminin karakteristiği kentleri bir meta olarak pazarlamak için düzenlemelere gitmektedir. Kapitalizmde kentin bütünü değil, yalnızca belirli merkezleri küresel toplumun parçası haline getirilir. Yerel yönetimlerin sermaye ile ittifak halinde kentin nicelik özelliklerini öne çıkaran yönetişim pratikleri bugünün sermaye birikim tarzına uygun politikaların gereğidir.
 
Sermayenin kent üzerindeki bu tahakkümü kent alanında yaşayanlar arasındaki ayrışmaları derinleştirirken, toplumsal gerilimleri ve toplumsal dışlanmayı yeniden üretiyor. Sermayenin bu tahakkümüne itiraz eden, kenti bir yaşam alanı gören bu nedenle insani ihtiyaçlar ile kentteki ilişkilerin durumuna odaklanan çalışmalar da yok değil. Bir çok meslek ve uzmanlık örgütü, siyasi örgüt, kurum, platform, inisiyatif ve bireyler bu tahakküme karşı başka başka çalışmalar yürütüyorlar.
 
Kentteki ayrışmayı ve ilişkileri anlamaya yönelik çalışmalardan biri, Kent ve Çevre Bilimci Dr. Mim Sertaç Tümtaş tarafından koordine edilen, 2011yılı Mart ayında 10 gün içerisinde İzmir, Mersin ve Diyarbakır’da eş zamanlı olarak kentsel mekandaki ayrışma dinamiklerinin, hangi etmenlere bağlı olduğunu tespit etmek amacıyla yapılan araştırmadır. Tümtaş, bu araştırma bulgularını yorumlayarak kitap halinde getirerek Nisan ayında ‘Kent, Mekan ve Ayrışma - Kentsel Mekanda Ayrışma Dinamikleri’ adıyla yayınladı.
 
Tümtaş, üç bölümden oluşan kitabının birinci bölümünde kent ve mekan üzerine kuramsal bir çerçeve sunuyor. Bu bölümde, yaşam alanı olarak mekan ve kentin kavramsal açıdan tarifi ile Modernizm öncesinde, modernizm döneminde ve küreselleşme döneminde kentin şekillenmesi ve işlevi ile post modernizmin kent üzerine etkisini işleyerek kentsel mekanın oluşum sürecini kuramsal çerçevede değerlendiriyor. Tümtaş, yine bu bölümde kentte sosyal, sınıfsal, fiziksel ayrışma ile toplumsal dışlanmayı ele aldığı kentteki ayrışma dinamiklerini ele alıyor.
 
Kitabın ikinci bölümünde ise Türkiye’de kentsel mekanın oluşum süreci ile kentleşme dinamiklerini işledikten sonra hemşerilik, etnik, mezhepsel, siyasal farklılıkların kentsel alandaki yansımalarını ve Türkiye’deki mekânsal ayrışma dinamiklerini işliyor.
 
Kitabın üçüncü bölümünde İzmir, Mersin ve Diyarbakır’da eş zamanlı yapılan araştırmanın bulgularını karşılaştırmalı şekilde tablolar halinde sunarken, ortaya çıkan bulguları yorumluyor. Araştırma, kişi ve hane bilgileri, araştırmanın yapıldığı alana/mekana ilişkin bilgilerden sonra siyasi ve toplumsal tutum ile deneklerin Türkiye’de uygulanan politikalara yaklaşımını da ortaya çıkarmaya odaklanmış.
 
Tümtaş ortaya çıkan bulguları değerlendirirken, Türkiye’de kentsel alanlarda sosyo-mekansal ayrışmaların yaşandığını bunun ise “özellikle kentleşme dinamiklerine bağlı olarak ivme kazanan gecekondulaşmayla birlikte kentsel alanda” belirginleşmeye başladığını belirterek, kentsel ayrışmanın temelinde, “gelir dağılımı, yoksulluk, göç ve bunların kente yansımaları ile oluşan etno-kültürel farklılaşmalar yer almaktadır” vurgusunu yapıyor. Tümtaş, “mahallelerin sosyo-ekonomik ve etno-kültürel değerlere bürünmesi toplumsal yapıda dışlanma görüntülerini “oluşturarak İzmir, Mersin ve Diyarbakır’da farklı düzey ve tutumlarla Türkiye kentleri için tehlikeli bir gerilimi ifade eden toplumsal bir ayrışmanın olduğu yargısına varıyor.
 
Kentlerdeki değişik etnik, cinsel, inanç ve kültürel farklılıklara, kapitalist üretim tarzının ürettiği sosyo-ekonomik farklılıkların ayrıştırıcı bir boyut katmasıyla gerilim ve çatışma potansiyeli her geçen gün artıyor.
 
20.yüzyılın birinci çeyreğinde oluşan sosyo-ekonomik tablo, 1929’da o zamanki kapitalist birikim tarzının girdiği krizle, 1930’lardan sonra Avrupa’da faşizmin iktidara gelmesini sağlayan en dramatik siyasal sonucu da üretmiştir. Yine bugün neo-liberal politikaların uygulandığı coğrafyalarda sosyal devletin erozyona uğraması ve bu birikim biçimindeki krizin etkisi ile ırkçı, ayrımcı, faşist organizasyon ve partiler güçleniyor. Bilindiği gibi Türkiye, kapitalizmin dünyadaki birikim biçimlerine paralel bir hat izleyerek bu günlere gelirken, ‘imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış kütle’ söyleminde ifadesini bulan tek kimlik, tek din, tek kültür politikaları ile de beslenen toplumsal ayrışma toplumun bütününü dikey kesen bir tehlikeyi de içinde barındırıyor.
 
Araştırma bulgularından hareketle, araştırmanın yapıldığı üç kentin kıyaslamasından ayrışma, dışlam ve gerilimin en fazla görüldüğü kent İzmir olarak görülüyor. Bu ayrımcılık ve gerilimi söylerken, sosyal statü olarak aynı fakat farklı etnik-kültürel değerlere sahip kesimlerde de güçlü olduğunu hatırlatmak gerekiyor.
 
Başta ifade edilen İzmir’in ‘gelişmediği, yatırımların engellendiği, köy kaldığı’ söylemini akılda tutarak, kenti sadece sermayenin vizyonuna bağlı kalmaması gereken bir mekânsal ilişkiler bütünü olarak görüyorsak; kent içindeki toplumsal ayrışma dinamiklerini odağına alan kentsel ve siyasal çalışmaların güçlendirilmesinin öneminin arttığını da teslim etmemiz gerekiyor. Bu anlamda, Tümtaş’ın çalışması çok anlamlı ve önemli bir çalışma olarak karşımızda duruyor.
 

Mim Sertaç TÜMTAŞ’ın 'Toplumsal ayrışmada refleks kent İzmir (mi ?)' yazısını okumak için tıklayınız…>>>

 

Araştırmada elde edilen bulgulardan kıyaslamalı tablo halinde bazı veriler. Büyütmek için tablo üzerine tıklayınız

0
1
2
3
4
5
6
Yorumlar...
Nizamettin aktaş,23.5.2012 22:13:02
Kentli olmak kent kültürü ile beslenmekten geçer. Kentlerin yogun göç alması, gelen nufus yogunluklu olrak alt eyitim gruplarının insanları olmaları, göçün kent'deki ilk durağı kendine benzeyenlerle aynı alanları, mekanları paylaşmaları, göç gelen nufusun geldikleri yerlerde kendilerine ait hissettikleri kültürün bilgileri ile donanmamış olmaları, g eldikleri kentin kültürel, sosyal, siyasal, alanda yetersiz olması , kente gelenleri hem yabancı, hemde kentin ceperlerine hapsolmuş insanlar olarak yaşatması. Örneklersek. Gelen gurupların kendi aidiyatlarını yaşamadan , geldikleri yerlerinin yaratılmış aidiyatlarına yabancılaşmaları. TATARLAR, CERKEZLER, TÜRKMENLER, Ve benzeri aidyatları olanlar hem kendi aidiyatlarına yabancı büyümüşler, hemde yaratılan kimliğe uymaya çalışıyorlar. Giydikleri elbise iki beden büyük insan gibi. Yürürken bantolon ayaklarına dolaşıyor, ceket üzerlerinde emanet duruyor. İşte böyle yaratılmış kentli siyasal, sosyal olaylarda baskın gelen kültürün, siyasi yapının altında İTİAT edenler olarak yaşamaya baaşlar. Böylece devşirme insanların ne kendileri ile birlikte getirdikleri kültür, nede geldikleri kentin kültürü baskın olur.