Börklüce’nin ruhu Karaburunluları yalnız bırakmıyor! Söyleşiler
22.11.2012 00:08:13, Cevat Ilgaz - Adnan Çobanoğlu

Sermaye, RES’leriyle, taş ocaklarıyla, balık çiftlikleriyle Karaburun’a saldırıyor. Börklüce Mustafa’nın torunları ise Karaburun’a sahip çıkarak neoliberal saldırılara karşı çetin bir mücadeleye hazırlanıyorlar. Bu mücadele için platformlar kurup sokaklara çıkıyorlar. ‘Yarımada Ortak Yaşam Platformu’ sözcüsü Cevat Ilgaz ile Adnan Çobanoğlu bu süreci bizler için konuştular.
 
Karaburun Yarımadasında 1415-1416 yıllarında toplanan fahiş vergilere ve yapılan haksızlıklara Börklüce Mustafa’nın önderliğinde karşı çıkıldı, halk bozuk düzene başkaldırmak için örgütlendi,10 bine yakın kişi Nazım’ın
“Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi isleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yarin yanağından gayri her şeyde
her yerde, hep beraber!
diyebilmek için
on binler verdi sekiz binini.”
dizeleriyle ifade ettiği bir düzeni Karaburun’da kurdu. Saruhan Beyi’nin ordusunu yendiler bunun üzerine Osmanlı ordusu ek kuvvet göndererek Karaburun’da kurulan düzeni yıktılar. İsyancıları tek tek kılıçtan geçirdiler. Osmanlı ordusunun Börklüce kuvvetlerini Balıklıova da kıstırıp kılıçtan geçirdiği yer ‘Cehennem Deresi’ diye anılır. Börklüce Mustafa Yayla Köy’e çekilir ve burada yakalanır.                                                                                     
 
Egemenler kendilerine dönük her başkaldırıyı yaptıkları gibi, bu başkaldırıyı da unutturmak için ellerinden geleni yaptı. Ancak unutturamadı, unutturamayacak. Altı yüz yıl önce Karaburun’daki yaşamı yok eden anlayış bugün bir başka tarzda RES’leriyle, Taş ocaklarıyla, Balık çiftlikleriyle Karaburun’daki yaşama saldırıyor. Karaburun’u yok etmeye çalışıyor. Ancak Börklüce’nin ve 10 bin yoldaşının ruhu da Karaburun’u yalnız bırakmıyor. Torunları Karaburun’a sahip çıkarak neoliberal saldırılara karşı çetin bir mücadeleye hazırlanıyorlar. Bu mücadele için platformlar kurup sokaklara çıkıyorlar. Bizde ‘Yarımada Ortak Yaşam Platformu’ sözcüsü Cevat Ilgaz ile bu süreci konuştuk.
 
Adnan Çobanoğlu - Karaburun’da gerek Yaylaköy’de ki RES’ler için, gerekse de Küçükbahçe köyünde yapılmak istenen balık çiftlikleri için Kasım ayı içinde yapılmak istenen ÇED toplantıları yöre halkının katılımı ve mücadelesiyle engellendi. Bu mücadeleler sürecinde yöre halkı tarafından sizin sözcülüğünü yaptığınız  ‘Yarımada Ortak Yaşam Platformu’ oluştu bu sürecin nasıl şekillendiğini anlatır mısınız?
 
Cevat Ilgaz - Bu süreç 2011 yılında başladı. Köylü kadınlar Karaburun ilçesi Kaynarpınar mevkii İnecik Köyü’nde 4-5 yıldır yılın belli bir zamanında el emeklerini sergileyip ve gelir elde etmeye çalışıyorlardı. Ve kendilerine ‘Karanfil kokulu Kadınlar’ adını vermişlerdi.  “Karanfil Kokulu Kadınlar” el emeklerini sergiledikleri süre boyunca ‘Kültür ve Sanat etkinlikleri’de düzenliyorlardı. Karanfil Kokulu Kadınlar’a 2011 yılındaki etkinlikleri biraz daha farklı yapma önerisi götürdük.
 
Adnan Çobanoğlu - Geçmiş yıllardan nasıl bir farklılığı olacaktı 2011 yılındaki ‘Kültür ve Sanat Etkinliği’nin?
 
Cevat Ilgaz - Yörenin geçim kaynağı toprak; yani bitkisel tarım ve deniz ürünleri. Yöre halkı için deniz çok önemli bir geçim kaynağı ve köylüler yıllarca önce  ‘Su Ürünleri Kooperatifi’ni kurmuşlar, denizden çıkarttıkları deniz mahsullerini bu kooperatif vasıtasıyla pazarlıyorlar. 2011 yılındaki  ‘Karanfil kokulu Kadınlar Kültür ve Sanat Etkinlikleri’nin konularından birisinin  “Kıyı balıkçılığı ve resiflerin(*) önemi” adlı bir panelin olmasını önerdik.
 
Adnan Çobanoğlu - Peki Karanfil Kokulu Kadınlar nasıl karşıladı bu önerinizi?
 
Cevat Ilgaz - Kadınlar önce bu öneriye karşı çıktılar. Balıkçılık “erkeklerin işi” olarak görülür. Karşı çıkışlarının nedeni de erkeklerin işlerinin “Karanfil Kokulu Kadınlar Kültür ve Sanat Etkinlikleri”nde konuşulacak olması idi. Balıkçılığın ortak geçim kaynağı olması ve Karaburun un çevresel korunması açısından en önemli alanlardan birisinin deniz olduğu anlayışı hakim olduğundan dolayı sonradan bu öneriyi kabul ettiler.
 
Adnan Çobanoğlu - “Kıyı balıkçılığı ve resiflerin önemi” adlı panelin yapılmasının ne gibi faydası oldu?
 
Cevat Ilgaz - Yöre balıkçıları doğru ve doğal avlanma ile doğaya zarar vermeden sürdürülebilir yaşamın doğru yollarını öğrendiler. Biliyorsunuz balık ve diğer deniz canlılarının bir arada bulundukları ve çeşitli canlıların birlikte yaşadığı habitatlara resif denir. Resiflerde binlerce deniz canlısı yaşar. Balıkçılar ve yöre halkı üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde balıkların resifler aracılıyla üreme, barınma ve gelişmelerine katkı sağladıkları konusunda bir bilinç elde ettiler. Kısacası bu panel yöreye çok ciddi bir kültürel katkı sağladı. Panel sonrası balıkçılarla yaptığımız değerlendirme toplantılarında balık çiftliklerinin çevreye zararları ve zamanla küçük balıkçıların denize ağ atmalarının yasaklanacağı v.b. üzerine söyleşiler oldu.
 
Adnan Çobanoğlu - O güne kadar Karaburun kıyılarındaki balık çiftliklerine karşı mücadele olmamış mı?
 
Cevat Ilgaz - Panelden 6-7 ay sonra bölgedeki balık çiftlikleriyle ilgili ÇED süreci yaşadık. Türkiye’nin en büyük, dünyanınsa 8. büyük firması olan Elektrosan A.Ş yıllık 2500 ton kapasiteli balık çiftliği projesi için Karaburun Belediyesi’nin salonunda 15 Mart 2012 tarihinde ÇED toplantısı yapmak istedi. Bu toplantı Karaburunlular ve köylüleri tarafından engellendi. Bu eylem basında da geniş yankı buldu. Basın haberi ‘Karaburun balık çiftliği isyanı’ adı altında duyurdu. ÇED toplantısının yapılamamasından dolayı Şirket balık çiftliği projesini durdurmak zorunda kaldı. Bu başarıdan sonra Karaburun’da ‘büyük şirketlere karşı durulamayacağı’  anlayışı yıkıldı. Yöre halkı kendinde toplumsal bir güven elde etti.
 
Adnan Çobanoğlu – ‘Yöre halkı kendinde toplumsal bir güven elde etti’ dediniz, elde edilen bu güvenin varlığının somut göstergeleri var mı?
 
 Cevat Ilgaz - Örneğin Yaylaköy halkı. Yaylaköy de yetkili kuruluşlardan ‘ÇED raporuna gerek yoktur’ şeklinde izin alınarak RES inşaatı sürmekte. RES inşaatı ormanlara ve tarımsal alanlara zararlar vermekte. Yaylaköy halkı RES inşaatlarının çevreye verdiği tahribat konusunda bu güne kadar seslerini duyuramamışlardı. Bu kazanımdan sonra kendilerinde özgüven hissetmeye başladılar, toplumsal muhalefet oluşunca bir şeyleri engelleyebileceklerini inanıyorlar. 9 Kasım 2012 de RES firması Mordoğan ve Yaylaköy’de ÇED toplantısı yapmaya çalıştı. Ama toplantıları yapmayı başaramadı. Yöre halkı bu konuda bundan sonra da mücadele etmeye kararlı.
 
Küçükbahçe köyünde de yıllardır balık çiftlikleri var. Ve köylüler bu balık çiftliklerinin verdiği zararı sürekli yaşıyorlar. Geçmişte balık çiftliklerine ses çıkaramadılar. Ancak şimdi farklı, Kösedere taş ocakları muhalefeti, Yaylaköy RES muhalefeti, Karaburun’daki balık çiftlikleri muhalefetinin etkisiyle köy halkında kendine güven geldi ve yörelerindeki mevcut balık çiftliklerine ve bundan sonra da kurulacak balık çiftliklerine karşı mücadele etmeye başladılar. Küçükbahçe Köyü’nün kıyı şeridine çiftlik kurmak isteyen Ege Marin şirketinin 20 Kasım 2012 günü Küçükbahçe Köyü’nün kahvehanesinde yapacağı duyurulan ÇED toplantısından önce kahvehaneye gelen köylüler kahvehane kapılarını tuttular ve toplantının yapılmasını engellediler. Çevre Bakanlığı yetkilileri toplantının gerçekleşmediği yönünde tutanak tuttu. Bazı medya kuruluşları bu haberi ‘Karaburunluların 2. çiftlik zaferi’ olarak duyurdu. Küçükbahçe Köylüleri mücadelelerini sürdürmeye kararlılar.
 
Doğal yaşam alanlarımızı tehdit eden, havamızı,  rüzgarımızı meta haline getirmeye çalışan RES projeleriyle, toprağımızda gıda üretmek yerine toprağı yok eden maden ve taşocakları projeleriyle, denizlerimizi kirleten, özgürce avlanmamızı elimizden alan balık çiftlikleri projeleriyle Karaburun adeta Organize Sanayi Bölgesi gibi oldu.
 
Adnan Çobanoğlu - Topyekun bir saldırı var yani?
 
Cevat Ilgaz: Evet neoliberal politikaların topyekûn bir saldırısı var. Bizler için ekosistemimizin, doğal yaşam alanlarımızın doğal kaynakları olan bu 3 öğe, toprak, hava, deniz Kapitalizm için doğal ve bedava sermaye olmakta. Bunun adı da kısaca doğanın metalaştırılmasıdır. İnsanca yaşayabilmek için ise doğanın metalaştırılmasına karşı çıkmak gerekir. Bu nedenle Karaburun da yaşayan yöre halkının ve toplumsal sorunlara muhalefet eden bileşenlerin oluşturduğu bir “Yarımada Ortak Yaşam Platformu”nu kurduk.
 
Adnan Çobanoğlu - Neden adını “Yarımada Ortak Yaşam Platformu” adını verdiniz? Çevre Platformu v.b gibi daha klasik adlar kullanmadınız?
 
Cevat Ilgaz - Karaburun’da dedelerinden bu yana yerleşmiş olan yöre halkı eskiden beri çiftçilikle ve balıkçılıkla geçinen bir halktır. Sonradan Karaburun da yaşamayı tercih edip göçenler ise Karaburun’un diğer kıyı şehirlerinden farklı olarak çarpık turizm yatırımlarıyla deniz kıyılarının yok edilmediğini, henüz doğanın bozulmamış olduğunu gören, kültürel geçmişini korumak isteyen ve bu ilişkilerinde Karaburun da var olduğunu görüp buraya yerleşmişlerdir. Bunlar Karaburun’u Karaburun yapan özelliklerdendir. Bu anlamda yapılan saldırılar sadece doğal rezerv alanlarımızı yok etmeyecek, üzerinde yaşadığı tüm canlılarla beraber, var olan yöre insanlarının da birlikte yarattığı ortak yaşamı ve kültürümüzü de yok edecek. Bu nedenle Platformun adını ‘Ortak Yaşam Platformu’ koyduk. Yarımada adı ise Seferihisar, Urla, Çeşme ve Karaburun bileşenlerinin geçmişten beri ortak adıdır. Yarımada dediğimizde, bu 4 ilçe birlikte anılmaktadır. Bu 4 ilçenin tümü bu saldırılarla karşı karşıyadır.
 
Adnan Çobanoğlu - RES’ler ve GES’ler yenilenebilir temiz enerji olarak lanse ediliyor, Sizce böyle değil mi?
 
Cevat Ilgaz - Bir kere temiz enerjiden ne anlıyoruz? Temiz enerji doğaya ve yaşama zarar vermemektir. RES’lerin ekolojik sistemdeki canlılara zarar verdiğini ve insan üzerindeki olumsuz etkilerini Tıp dünyası ortaya koymakta. Tıp dünyasının RES’lerle ilgili ortaya koyduğu bu sendromları nereye oturtacağız? RES’lerin kuruluş aşamasındaki doğa tahribatlarını bu “temiz enerji” diyenler hiç gördü mü? RES’leri ‘Temiz enerji’ olarak adlandıranlar, gelsinler bu enerji sistemlerinin doğaya yaptığı tahribatı, Karaburun Yaylaköy’de yerinde görsünler. Hayvancılıkla geçimini sağlayan bu Yörük köyünde, 7000 adet kayıtlı keçi mevcuttur. Yapılmak istenen RES’lerin yarattığı kirlilik yüzünden, kıl keçileri telef olmakta, merkezi elektrik sistemine bağlanmak için kablo döşenmek adına açtıkları kanallarla doğal mera alanlarında büyük tahribatlara yol açmışlardır. Ormanlarımızda ki ağaçlar kesilmektedir. Daha kuruluş aşamasında bile canlılara ve ormana zararı olan böyle bir sistemi nasıl temiz enerji olarak adlandırırız?
 
Adnan Çobanoğlu - Genellikle  ‘Peki o zaman enerji ihtiyacını nasıl, hangi yöntemle karşılayacağız?’ diye soruluyor, siz ne düşünüyorsunuz?
 
Cevat Ilgaz - Birkaç hafta önce Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız şu andaki mevcut enerji sistemlerinin üretmiş olduğu enerjinin 55.000 Megavat olduğunu söyledi. Türkiye Elektrik İşletmeleri Anonim Şirketi (TEİAŞ) 2011 yılı elektrik tüketimlerinin Türkiye geneli kayıp, kaçak dahil 36.000 Megavat olduğunu açıkladı. Peki, kalan aradaki fark ne oluyor? Başka ülkelere elektrik ihracatı ile tüketiliyor.
 
Adnan Çobanoğlu - Bu 55.000 Megavat üretimin içinde termik santrallerin, HES’lerin v.b üretimi de  var. RES yerine bu üretimler devam etsin mi diyorsunuz?
 
Cevat Ilgaz - HES, RES ve GES’leri savunanlar, ülkemizde enerji açığını gidermek için Nükleer ve Termik santraller yerine yenilenebilir enerji kaynağı olarak bunları savunuyorlar. Bakan’ın açıklamasından anlaşıldığı kadarıyla enerji açığı yok, aksine fazlası var. Ve Türkiye’den, Fransa ve Almanya’ya enerji hatlarının çekildiğini biliyoruz. Bu ülkelerin enerji pazarına girmek için ülkemizin doğasını yok ediyorlar, doğayı metalaştırıyorlar. Sorunlara hangi pencereden bakarak çözüm aradığınız önemli. İnsan ve canlılar odaklı bir pencereden bakarsanız farklı çözüm önerirsiniz, Kapitalizmin kar elde etme penceresinden bakarsanız farklı çözüm önerirsiniz.
 
Hollanda da yaygın bir RES var. Ama şimdi verdiği zararlar nedeniyle şimdi RES’leri sökmeye başladılar, çünkü Hollandalılar RES’lerin doğaya tarım arazilerine verdiği zararları birebir yaşadıklarından dolayı aynı nükleer santrallerinden, termik santrallerinden vazgeçtikleri gibi RES’lerdende vazgeçmeyi daha doğru buluyorlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde de alınan kararlar gereği RES’lerin yaşam ve tarım alanlarının en az 10 km uzağına kurulmasına izin verilmeye başlandı.RES’leri,GES’leri temiz enerji diyenlerin dünyada ve ülkemizde yaşanan süreçleri biraz daha objektif araştırmaları ve gözlemlemeleri gerekir.
 
Adnan Çobanoğlu - Paylaştığınız bilgiler için teşekkürler. Mücadelenizde başarılar.
Cevat Ilgaz - Ben teşekkür ederim. Mücadele hepimizin ortak yaşam mücadelesi ve başarı hepimizin ortak yaşam başarısı olacak.
 
 

(*) Resif:, balık ve diğer deniz canlılarının bir arada bulundukları ve çeşitli canlıların birlikte yaşadığı  habitatları. Binlerce canlı yaşar.

0
Yorumlar...