Ülkede barışın dili yok, icat edilmeli Kürt Sorunu
10.2.2013 02:40:04

Türkiye Barış Meclisi - İzmir tarafından düzenlenen, A. Ömer Türkeş, Ayşegül Devecioğlu, Burhan Sönmez’in katıldığı panelde ‘Barışın Dili’ tartışıldı.
 
Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi’inde yapılan panelin açılış konuşmasını Türkiye Barış Meclisi’nden Coşkun Üsterci yaptı. Üsteci, yaz döneminde çok şiddetli çatışmaların yaşandığı, Eylül ayında cezaevlerinde başlayan açlık grevlerinin PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla sona ermesinden sonra bir şeylerin değişebileceği umudu ve hissiyatında olduklarını, sonrasında da İmralı’da görüşmelerin yapıldığının kamuoyuna yansıdığını hatırlattı. Bu sürecin bir barışa dönmesi için izlenecek yolun ve kullanılacak dilin önemli olduğuna dikkati çekerek, nasıl bir barış olması gerektiğine ilişkin olarak da, “yaşanan süreci adalet üzerine kurulacak bir barışla tamamlamak” kalıcı bir barışın şartı olduğunu söyledikten sonra sözü panelistlere bıraktı.
 
Edebiyatçılar, barış kültürüne katkıyı tartışmalı 
 
Panelin kolaylaştırıcısı Ömer Türkeş, barışın dili için edebiyatın önemli olduğunu, ancak barışın dili için edebiyatın güven vermediğini söyleyerek konuşmasına başladı. 19 ve 20. Yüzyılda savaşın tüm şiddetiyle sürdüğü zamanlarda da güçlü edebiyat eserleri verilebildiğine işaret ederek, “Edebiyatın, bir yanda yaratıcı yönü, diğer taraftan dil üzerinden yıkıcı role sahip olabiliyor. Bunu kırabilmek için barış kültürünü ne kadar oluşturabileceğimizi konuşmalıyız” dedi. ‘İçine doğduğumuz ortam, içine doğduğumuz dil barış dili değil, bunu kırmak lazım” dedi.
 
Roman eleştirmeni Ömer Türkeş, “Türkiye’de romanda patlama var ancak üretilenlerde ötekiler, Kürtler, Ermeniler, Aleviler, Rumlar, Yahudiler yok. Türkiye’de edebiyat kendimizi temize çıkmak için yazılıyor. Barışa katkı sunmuyor” dedi.
 
Edebiyat yüzleştirme ile barışa katkı sunar
 
Yazar Ayşegül Devecioğlu, konuşmasına “barış, insani siyasi bir süreçtir” diyerek başladı. Barış kelimesinin sorunlu hale geldiğini söyleyen Ayşegül Devecioğlu, “Aydın Doğan’da, Tayyip Erdoğan’da, savaşı kışkırtanlarda ‘barış’ kelimesini kullanıyor. Barıştan biz onlarla aynı şeyi anlamıyoruz. Ülkemizde ekolojik, insani, toplumsal, ekonomik yıkım yaratmış her şeyi çürüten bir süreç yaşadık. Bunlarla yüzleşmeden barış nasıl olacak. Barış kelimesine haksızlık yapmamak lazım” dedi.
 
Barışı, insani, siyasi, toplumsal bir süreç olarak görerek, ortada gerçek anlamda bir barış sürecinden bahsedilemeyeceğini, hükümetin ve egemenlerin militer dili sürdürdüğünü söyleyen Devecioğlu, “Barış sürecinde strateji, örgütlenme, yerelleşme, kurumsallaşma sağlanmazsa, sözde kalırsa sonuçları daha yıkıcı olacak” dedi.
 
Barış için, herkesin kendini özgürce ifade edecek, sansürsüz ve baskısız bir ortamın dolayısıyla tarafların masada eşit olması gerektiğini söyleyen Devecioğlu, başka yerlerde barış görüşmelerinin afla başladığını ifade etti. AKP’nin, bu görüşmelerle yerel seçimlere doğru Kürtlere hoş görünmek, gerillaya silah bıraktırmak ve bunlar üzerinden oy almak hesabı içinde olduğunu belirterek “AKP, barış için samimi değil, bu süreçte bile dilini değiştirmiyor. Oysa Kürt hareketi gerekli hassasiyeti gösteriyor” dedi.
 
 
Edebiyatın barış diline katkısı ile ilgili olarak, “ mucize bir dil yok, bu dili icat etmemiz gerekiyor. Bunun için acılar çeken halkın ruhunu hissetmemiz, onları anlamamız gerekiyor. Mevcut, eski kelimelerle barışı getiremeyiz. Yasaklanmış bir dile sahip çıkmayanlar barış dilini yaratamaz. Edebiyatı mümkün hale getiren etkenler, barış dilini icat etmeye imkan veren etkenlerdir. Toplumsal hafızanın anımsamak süreçleri yeniden üretme süreçleridir de. Unutarak barış olmaz. Edebiyat bu hatırlama süreçlerinin en önemli pratiğidir.” dedi.
 
Ayşegül Devecioğlu, edebiyatın bir dil üretemeyeceğini ancak bir kültür, bir bakışı açısı sunabileceğini söyleyerek, “Savaş içinde yaşarken savaşı görmeyen, savaşı anlatmayan bir edebiyat barış üretemez. Edebiyat yüzleştirmeyi yapmalı. Ülkemizde yaşananları düşündüğümüzde görmemek, duymamak, bilmemek hali edebiyatın en ciddi sorunudur. Gerçeklikten kopuk bir edebiyat barış üretemez” dedi.
 
Barışın dili egemenlerin dili üzerinden inşa edilemez
 
Yazar Burhan Sönmez’de, sözlerine, “gerçeğe nerede ihtiyacımız var” diye sorarak başladı. Gerçeğin gizlendiği, ters yüz edildiği bir süreç içinden savaş ortamına gelindiğini hatırlatan Sönmez, “Barışın dili egemenlerin dili üzerinden inşa edilemez” dedi.
 
Eylül 2009’da Bursa’da yapılan Bursa – Diyarbakır maçında yapılan tezahüratları, atılan sloganlar ve çıkan olaylardan sonra Diyarbakır’da yapılan maçta açılan "Tenlerimiz ve gözlerimiz farklı renkte olsa da, akan gözyaşlarımızın rengi aynı" yazılı pankart açıldığını hatırlatan Sönmez, “Bu pankarta egemen medya ve yöneticiler işte barışın dili bu” diye tezahurat yapmışlardı. Bu barışın dili değildi. Aynı sözler, Kürtçe olarak yazılıp pankart olarak Bursa’da açıldığı zaman barışın dili olabilir” dedi. Sönmez, Kürtler olarak egemenlerin ‘iyi’ dediği şeyin kötü olduğuna dair bir duyguya sahibiz ifadelerini kullandı.
 
Sönmez, “Savaş sadece savaşa katılanları değil, katılmayanları da insanlıktan çıkarır. Savaşın kirletmeye başladığı yerde sizde kirlenirsiniz. Bu durumda biz neyi anlatacağız?” sorusunu sordu. Latin Amerika’da çatışmalar dönemlerinde yaratılan edebiyat ürünlerinin çokluğunu anlatan yazar Burhan Sönmez, Gabrial Garcia Marquez’in “Edebiyat gerçeğin evine arka kapıdan girer” sözüne atıf yaparak, “barış için ön kapıdan girmeliyiz” dedi.
 
Konuşmalardan sonra izleyicilerin soruları ve yorumları ile panelistlerin bunlar üzerine cevapları ve görüşlerini belirtmeleriyle panel sona erdi.
 
0
1
2
3
Yorumlar...