Üç Çocuk mu? Üç Kadın mı? Kadın ve Yaşam
8.3.2013 02:03:28, Zehra TOSUN

Saraybosna Üniversitesi’ndeki konuşmasında “Türkiye’de üç çocuk diyorum ama siz beş yapın” dediği rivayet olunan Başbakan Erdoğan’ın, üniversite hocalarından da bu konuda destek istediğini öğrendik. Ardından bir başka toplantıda 6 çocuğu olan İdris Naim Şahin’e, "İdris’ciğim, Ordu'nun nüfusunu artırmak için çok çalıştın" dedikten sonra salondakilere dönerek "Sizde ne var?"  dediği haberini aldık.(Tabii biz kadınlar “Ordu”yu bu bağlam içinde sadece bir il olarak algılayamıyoruz.)
 
3 ile başlayan 5, 6 derken sonunun nereye varacağını artık kestiremediğimiz Başbakan’ın en çılgın projesi, “en az 3 çocuk”, özellikle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) ve Sağlık Bakanlığı eliyle incelikli biçimde uygulamaya kondu. Üç çocuk için yapılan her şeyin her gün üç kadının öldürülmesine aracılık ettiğini bile bile hükümet bu yöndeki çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor.
 
Bu projenin iki temel uygulama alanı var: kadın bedeni ve aile. Birbirine geçmiş olsa da yakın zamandaki uygulamalar, Sağlık Bakanlığı’nın kadın bedeninden; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın da aile bütünlüğünden sorumlu olduğunu gösteriyor. Kağıt üstünde henüz (!) olmasa da kürtajın fiili olarak neredeyse imkansız hale getirilmesi, laboratuar sonuçlarının ve kadınlara ait tıbbi bilgilerin bir merkezde toplanması suretiyle kadınların fişlenmesi, Sağlık Bakanlığı’nın bu alandaki başlıca uygulamaları. Bu uygulamaların, ya kadınların uygun olmayan şartlarda hamileliklerini sonlandırırken ölmesine ya da “gayrı meşru” bebekler bahane edilerek kadınların aileleri tarafından öldürülmesine neden olduğunu hepimiz biliyoruz.
 
Adı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” olduğundan bu yana Bakanlık, adının hakkını vermeye azami gayret göstererek varını yoğunu aile bütünlüğünün korunmasına harcıyor. Öyle ki hızını alamayan Bakan Fatma Şahin, evlendirilen hayal ürünü iki robotu, hepimize iyi örnek oldu (veya kötü örnek olmaktan vazgeçti) diye tebrik etti.
 
Hükümetin bu projesinde, sakıncalı kelimeler var: kadın, şiddet, sığınak gibi. Buna mukabil neredeyse her şeyin adı aile ile başlıyor. ‘Türkiye Büyük Aile Meclisi’ ve ‘aile vekilleri’ ile karşılaşmamız an meselesi. Bakanlığın adından, kadın kelimesi çıkarıldı, kadına yönelik şiddeti önlemek üzere düzenlenen Kanun’un adında hiç ilgisi olmamasına rağmen hala “Ailenin Korunması” ibaresi var. Kadın sığınakları hala konukevleri olarak anılıyor, Şiddet Önleme İzleme Merkezleri kısa adıyla ŞÖNİM’lere de koza deniyor. Söylendiğine göre kadınlar kozalardan çıkacak, kelebek olup özgürce uçacakmış. Aslında bu adlandırma bir bakıma çok manidar; zira bu ŞÖNİM yapılanması daha doğrusu yapılanmaması böyle devam ederse biz kadınların ömrü bir kelebek kadar kısa olabilir.
 
Erkek şiddetini önlemek için 6284 Sayılı Kanun, sığınaklar ve ŞÖNİM’ler kadar, gündemde tutmamız ve talep etmemiz gereken mekanizmalardan biri de şiddet başvuru hattı. Şiddet hattı olarak bilinen 183 bugünkü yapısı itibariyle bir şiddet hattı nasıl olmaza örnek teşkil ediyor.
 
Ayşegül Altınay ve Yeşim Arat’ın 2007 yılında yayımladıkları araştırma, her 10 kadından sadece 3’ünün kocasından izin almadan dışarı çıkabildiğini söylüyor. Bizi hiç şaşırtmayan bu bilgi, şiddetsiz bir yaşam mücadelesi veren kadınlar için 24 saat ücretsiz ulaşılabilir bir şiddet hattının neden elzem olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Kadınlar, genellikle hastaneye ya da başka yerlere gideceklerini söyleyerek kadın danışma merkezlerine ulaşabiliyorlar. Hal böyle olunca tek başına dışarı çıkması engellenen kadınlar için 24 saat ücretsiz ulaşılabilen bir şiddet hattı hayati bir araca dönüşüyor.
 
2006/17 Sayılı Başbakanlık Genelgesi’nde ve 2007-2010 Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı’nda “Alo Şiddet Hattı” kurulması bir hedef olarak belirlenmiş iken 2012-2015 Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı’nda bu hedef “Kadına yönelik şiddetle mücadelede Alo 183 hattının kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi ve şiddetle ilgili işlevlerinin tanıtılması”na dönüştürülmüş. Bu birkaç yıllık süreçte kadına yönelik şiddet hattından vazgeçilmesine neden olan bu müspet gelişmeleri Bakanlığın bizimle de paylaşmasını dileriz.
 
Yazının tamamına Amargi Feminist Dergi Mart 2013 sayısında ulaşabilirsiniz.
0
Yorumlar...