Kadın ve Yaşam Dosyası Kadın ve Yaşam
8.3.2013 02:44:39

“Kadın ve Yaşam” olsun istedik bu yıl ki dosyamızın adı. Bazen oyuncusu, bazen seyircisi olarak her zaman öznesiyiz ya hayatın. Hangi sorun es geçebilir bizi? Hangi karar etkilemez hayatlarımızı?
 
Eşitlik, adalet ve özgürlük istemleri, anneannelerimizden bize kalan mücadele mirasıdır. Henüz çok uzun soluklu bir mücadeleyi gerektirse de özlemimiz ya “Kurtuluşumuz”….
Dünyanın farklı coğrafyalarında farklı biçimlerde çıksa da karşımıza acı, şiddet, ayrımcılık, yokluk ve hiçlik, biz aynı kaynaktan olduğunun farkında olarak sürdürüyoruz mücadelemizi. 
 
Ezik, sinmiş ve korkak mıyız? Evet, belki bir kısmımız.
 
Cesaretli, bilgili, kavgacı mıyız? Evet, belki bir kısmımız.
 
Neşeli, şen, inatçı, ısrarlı, mücadeleci miyiz? Evet, belki bir kısmımız.
 
Ortak ezilmişliğimiz dışında farklıyız birbirimizden. Kimimiz zengin, kimimiz yoksul. Kimimiz patron, kimimiz işçi. Kimimiz sarı, kimimiz siyah. Kimimiz kuzeyli, kimimiz güneyli. Kimimiz Rum, Ermeni, Kürt kimimiz Türk… Ortak ezilmişliğimizin yanında farklı sorunlarla boğuşuyoruz bulunduğumuz yerlerde..
 
Dünyamız ateş topu, her yerde savaş…
….. Baharı diye tanımlanan değişimler bahar yerine ‘kış’ı yaşatıyor kadınlara. 
 
Dışında tutulduğumuz, anayasa yapım süreçleri, barış süreçleri erkekler arası sözleşmelerle yok sayıldığımız dikkate alınmadığımız eski/yeni yaşam kurgularına dönüşüyor.
 
Şiddetten kırılıyor, cins kırımına uğruyoruz, emeğimiz, bedenimiz kontrol altına alınıyor. Babamızın kızı, ağabeylerimizin kız kardeşleri, kocalarımızın karıları, çocuklarımızın anneleri olmak dayatılıyor tek yaşam biçimi olarak.
 
Oysa biz biliyoruz (Özgürlük evlilikten güvenli. Ayşe Düzkan)
 
Aileler korunuyor. Kadınlar içinde mahpus ya da ölü. Kreşler kapatılıyor, bakıcı biz. Hastalar, yaşlılar bakıma ihtiyaç duyan engellilere insanca bir yaşam ve hizmet yerine bolca suçluluk, sadakat ve sevgiye bulanmış sorumluluk duygusu ile bakan biz. Kısaca patriyarkal sistem bize bolca sorumluluk azıcık hak ihsan eyliyor.
 
İşte o istatistiklere geçen “dünya üzerinde harcanan emeğin %80 i kadınların ürettiği emek iken gelirin sadece %8’i mülkiyetin sadece %1’ne sahip” olma hallerinin dayanağı, GÖRÜNMEYEN EMEK.
 
Evet kadın demek yaşam demek, yaşam demek mücadele demek çoğu kez. Bizler de dünyanın dört bir yanında anneannelerimizin açtığı yolda bizim kattıklarımızla sürdürüyoruz mücadeleyi, dayanışarak, birbirimizle paylaşarak, birbirimizden öğrenerek, birlikte dans edip birlikte mücadele ederek.
Dosyayı hazırlayanlar: Sevgi Binbir, İncifer Tekeli, Hale Kolay ve Hatice Bülbül
 
 
 
Kadına şiddetin ideolojisi: muhafazakârlık
İncifer Tekeli
 
Eylem Pesen 3 yıl önce hamileyken eşi tarafından önce bıçaklanıp sonra da arabayla üzerinden geçilerek öldürüldü.
- Eylem öldürülürken yoldan geçen hiç kimse müdahil olmamıştı!
 
 
  
 
 
103 YIL SONRA, 135 ÜLKENİN 124. SIRASINDAKİ KADINLARI OLMAK!
Hamiyet Çelebi
Biz kadınlara ait bir güne sahip olmamızın üstünden 103 yıl geçti! O zamanlar 8 Mart, 2. Enternasyonal’in Sosyalist Kadınları tarafından “Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü” ilan edilmişti. Ardından Birleşmiş Milletler’in erkek diplomatları da bize bir armağan vermek istedi ki 36 yıl önce 8 Mart’ı “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlamamıza karar verdi.
 
 
 
 
 
2012’DE BİZE NE OLDU?
Seniye Nazik IŞIK
2012’nin bence en önemli özelliği, Müslüman muhafazakar AKP Hükümeti ile kadın hareketi arasındaki uzaklığın ve çatışmanın artmasıdır. Bu mesafelenmeyi besleyen çeşitli unsurlar mevcuttur.
Bu unsurlar arasında ilk sırada, bence, AKP’nin gerek Parti gerekse Hükümet olarak demokratik yöntem ve kurallardan uzaklaşması yer almaktadır.
 
 
 
 
 
ÜÇ ÇOCUK MU? ÜÇ KADIN MI?
Zehra TOSUN
Saraybosna Üniversitesi’ndeki konuşmasında “Türkiye’de üç çocuk diyorum ama siz beş yapın” dediği rivayet olunan Başbakan Erdoğan’ın, üniversite hocalarından da bu konuda destek istediğini öğrendik. Ardından bir başka toplantıda 6 çocuğu olan İdris Naim Şahin’e, "İdris’ciğim, Ordu'nun nüfusunu artırmak için çok çalıştın" dedikten sonra salondakilere dönerek "Sizde ne var?" dediği haberini aldık. (Tabii biz kadınlar “Ordu”yu bu bağlam içinde sadece bir il olarak algılayamıyoruz)
 
 
 
 
 
SAVAŞ VE KADIN 
Hülya Nehir
8 Mart yaklaşırken savaşın kadını nasıl etkilediğinden bahsetmek istiyorum. Sınır bölgesine yakın bir coğrafyada yaşamak, zaman zaman top sesleri duymak, bizde bu hassasiyeti arttırıyor. Ortadoğu hep kanayan bir coğrafya olmuştur. Çünkü temiz su kaynakları, zengin petrol yatakları, güneş enerjisi potansiyeli ve doğal gaz yönünden zengin bir bölgedir. Öğle olunca da emperyalist güçlerin hep ilgi odağı olmuştur.
 
 
 
 
 
SAVAŞIN SAKLADIĞI GERÇEKLER VE KADIN OLMAK
Fahriye Durmaz 
Milliyetçilik, dincilik, kapitalizm adına halklara, emekçilere, doğaya ve tüm farlılıklara karşı başlatılan savaşlar; militarizmin uygulamaya geçmiş eylem halidir. Asker, askeriye, ordu, silah, tabur kavramları militarizmin yani iktidarı ele geçirmek ya da sürdürmek için şiddete başvurma yönteminin birer malzemeleridir. Bu iktidar ideolojisinin uygulayıcılığında da cins olarak çoğunlukla erkekler görev alır.
 
 
 
 
 
DEPREM BENİM HAYAT GÖRGÜMÜ ARTTIRDI
Aylin Çelik
Ömrümün orta yerinde bir boşluk var minvalinde bir cümlesi vardı Oğuz Atay’ın. Benimse şu an hafızamın orta yerinde koca bir boşluk var. Mekânlar, insanlardır hafızayı var eden. Şimdi çocukluğum ve ilk gençlik yıllarımın tanığı olan ilkokulum, ortaokulum, lisem yok. En yakın arkadaşlarımın, akrabalarımın evleri yok.
 
 
 
 
 
İKİ DİŞİ: "KADIN VE DOĞA" - BİR ERKEK: "ERİL İKTİDAR"
Güneş AKÇAY
Her varlığın, kendini bütün özgünlükleriyle ve özgürce var edebilmesinin en temel hakkıdır. Eril iktidarın ve kapitalist sistemin yüzyıllardır baskıladığı kadınların ve sömürülen doğanın, özgünlüklerini taşıyarak var olma konusundaki mağduriyetleri apaçık ortada.
 
 
 
 
 
KARYA’ DA KADIN HAREKETİ ve KARYA KADIN DERNEĞİ
Gaye Cön Şakar - Özlem Şahin Güngör
Biz; her biri yıllar boyu farklı alanlarda aktif olarak çalışmış olan kadınlarız. Böyle olmasına rağmen hayatımız boyunca, ulusal ve uluslararası tüm gelişmelerine karşın kadını her yerde ikincilleştiren sözlü yasalar dediğimiz geleneksel kurallar içinde kaldık.
Toplumsal yaşamın her aşamasında rastlanan kadının ikincileştirilmesi olgusu;…
 
 
 
 
 
0
Yorumlar...