Kadına şiddetin ideolojisi: muhafazakârlık Kadın ve Yaşam
8.3.2013 19:15:03, İncifer Tekeli

Eylem Pesen 3 yıl önce hamileyken eşi tarafından önce bıçaklanıp sonra da arabayla üzerinden geçilerek öldürüldü.
- Eylem öldürülürken yoldan geçen hiç kimse müdahil olmamıştı!
 
Melek Karaaslan, Ağrı'da eşi, kayınvalidesi, kayınpederi, kayınbiraderi tarafından evinin tuvaletine kilitlenerek 4 ay sistematik işkenceye maruz kaldı. Kendi ailesi tarafından kaldırıldığı hastanede verdiği yaşam savaşını kaybetti.
-Cinayet  zaten toplu işlenmiş, hiç bir aile üyesi bu cinnet haline dur deme gereği duymamıştı!
 
Iraz Ekinci, 9 Eylül günü Eskişehir’de boşandığı Yalçın Erginbaş tarafından vuruldu ve yaşam destek ünitesine bağlı bir şekilde 8 gün yaşam savaşı verdikten sonra hayatını kaybetti.
-Cinayet yine sokak ortasında işlenmişti ve o sokaktan geçen ya da olayı fark eden hiç kimse müdahil olmamıştı !-
 
Gülşah Aktürk  10 Aralık Konya’da eski erkek arkadaşı tarafından silahlı saldırıyla öldürüldü.
 -27 yaşındaki Gülşah öğretmene görev yeri olan Van’da koruma istediği Vali Yardımcısı tarafından “En kötü ihtimalle ölürsün” denmişti! -
 
Yukarıda bir kaç örneği sıralanan kadın katliamları sadece  erkeklerin eliyle işlenmedi devletin onayı ve neredeyse toplumun göz yumması ile işlendi
 
Bizler   2012 yılı içinde 147 kadının toplumun gözleri önünde ve çeşitli şahitler huzurunda bir çeşit toplumsal onayla katledilmesine sessiz kalmamaya çalıştık!
 
Oysa son on yıldır katlanarak artan cinskırımın engellenmesinin önünde, devlet eliyle kürtajın yasaklanması girişimleri, olumsuz yönde değişimlere uğrayan yasalar, kadın katilleri ve tecavüzcülerinin devlet erki tarafından sistematik ya da davranışsal olarak sürekli onay görmesi, korunması  kısacası muhafazakar bakış açısının hiçbir fikri engele takılamadan temel devlet politikasının esasını oluşturması, en önemli engel olarak duruyor. 
 
Biz feministler biliyoruz ki,  ataerkil düzenin en önemli yürütücüsü ve uygulayıcısı olan devlet aygıtının en kıyımcı hali, gücünü muhafazakarlıkla donatılmış toplumsal yapı ve bu yapının sınır karakolu olan aileden alan halidir.
 
Bu yüzden tüm bu cinayetler; o sınır karakollarında bu düzenin yürütücüsü, o karakolların birer askeri neferi olan aile reisleri tarafından işlenirken hiçbir devlet mekanizması, gerçek ve inandırıcı bir rahatsızlık belirtisi göstermemektedir.
 
Elimizde rakamlar ve katil isimleri ile kala kaldığımız bu tablonun en önemli düşünsel dayanağı yine muhafazakarlıktır. Tüm dünyada yüz bulan ve yükselen muhafazakarlığın sebepleri ayrı bir sosyolojik tartışmanın konusu olsa bile sonuçları en çok biz kadınları etkilemektedir. 
 
Örneklendirmek gerekirse; Arap baharı Devrim hareketi olarak kadın - erkek toplumun  ortak karar verdiği rejim değişiklikleri sonucu hükümet olan Müslüman örgütler, kadınların o ülkelerde zaten zor olan hayatlarını daha da zorlaştırmış kadınları eve kapanma ve şiddet kıskacının içine almıştır.  Arap baharının uzantısı olan Türkiye’nin de taraf olduğu Suriye iç savaşında ise gelen haberler, kadınların toplu tecavüz ve artan şiddetle savaşın yine ana mağdurları arasında olduğunu gösteriyor.
 
Avrupa’daki Hristiyan muhafazakar hükümetlerin, mali krizin de etkisi ile hız verdiği göçmen ve emek karşıtı politikalarında kadınlar açısından toplumsal şiddet onayını ve çeşitli zorlukları getireceği açıktır.
Tüm bu tespitlerle Türkiye’ye 8 Mart 2013 de baktığımızda elbette ki manzara hiç iç açıcı değil!
 
Bu gün 8 Mart’ın kabulünün 103. yılında kadın hareketi olarak;
·         Kadınların aile içindeki konumlarının değil, birey olarak haklarının ve özgürlüklerinin sağlanmasını,
·         Eğitim ve sağlığa erişimde eşit olanaklara sahip olmasını,
·         Hukukun kadınlar için de adalet duygusunu köreltmeyecek biçimde işlemesini,
·         Seçilme hakkının yasalarda kalmayıp, yaşama geçirilmesi için engellerin kaldırılmasını,
·         Çocuk yaşta evlendirilmenin son bulmasını,
·         Kadınların ev içi ve dışındaki ücretsiz emek sömürüsünün bitmesini,
·         Kadın bedeni üzerindeki denetim ve yasalar eliyle sınırlamaların son bulmasını,
·         Kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin asıl nedenini hiyerarşik cinsiyetçi yapılanmalardır. Asıl nedeni ortadan kaldırmaya yönelik düzenlemeler yapılmasını, kısaca insan olmaktan kaynaklanan özgürlük, onur ve haklarımızı talep ediyoruz.
*8 Mart kadınların ‘kendini şımartma’ günü değil, hakları için birleşme ve mücadele günüdür!
*(Prof. Dr. Fatmagül Berktay )
0
Yorumlar...