İzmir Barışı Konuşuyor Kürt Sorunu
13.5.2013 23:50:04

Eğitim Sen İzmir 2 Nolu şubenin düzenlediği Büşra Ersanlı, Ender İrmek, Ertuğrul Kürkçü ve Saruhan Oluç’un konuşmacı olduğu 4,5 saat süren panel yaklaşık 800 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.
 
Eğitim Sen 2 no’lu şube tarafından düzenlenen “İzmir BARIŞı konuşuyor” başlıklı panele ilgi yoğun oldu, yer bulamayan katılımcılar salon dışına taştılar. Moderatörlüğünü Türkan Karagöz’ün üstlendiği panel, Şube Başkanı Mustafa Beyazbal’ın açış konuşmasıyla başladı. Beyazbal konuşmasında “Bu toprakların halklarını birbirine kırdırtan kamplaşma yaratan, sivil toplum örgütü ve sendika adı altında bundan nemalanan birçok kuruluş varken, Eğitim Sen’in barış kardeşlik eşitlik talepleri ile yer alması taraf olması bizce çok önemli ve anlamlıdır”  sözlerine yer verdi.
 
Büyük bedellerin ödendiği bir dönemin kapanıyor
 
Örgütlenme Sekreteri Türkan Karagöz’ün “resmi tarih gerçek tarih midir?” sorusundan hareketle, yüzlerce yıldır bu coğrafyada yaşananlarla, tarihle yüzleşmenin zorunlu olduğunu vurgulayan Ender İmrek “29 yıllık iç savaşta 50 bin insanımızı kaybettiğimiz, maddi olarak büyük bedellerin ödendiği bir dönemin kapandığını görüyoruz. Bu süreç emekçiler, ezilenler, inançlar ve halklar açısından yeni bir sayfanın açılışı, yeni bir demokratik halk hareketinin başlangıcı olabilir. Tüm emekçilerin üzerine büyük bir sorumluluk düşüyor.” dedi. Kürt sorununun 200 yıllık bir geçmişi olduğu, o tarihten bugüne çok büyük mücadeleler, katliamlar yaşandığını belirten İmrek, cumhuriyet sürecinde de başta düşünülenin yaratılamadığını, Kurtuluş Savaşı döneminde herkesin kimliğiyle, diniyle, diliyle ortak bir biçimde yaşayabileceği demokratik bir cumhuriyet tahayyülünün gerçekleşmediğini belirtti. İmrek sözlerine şöyle devam etti: ”Bir kuruluş metni olan 1921 Anayasası’nda “Türklük” vurgusu gibi yaklaşımların konuşulmamıştır. Lozan Anlaşması sürecinde İnönü’nü Türklerin ve Kürtlerin temsilcisi olduğunu Kürtlerin ve Alevilerin azınlıklar olmadığını söylemiştir. 24 Anayasası’nın hazırlıkları aynı zamanda resmi tarihin de yasallaşmasının başlangıcıdır” diyen İmrek, cumhuriyetin hiçbir zaman laik olmadığını söyledi. 60 darbesi-61 Anayasası, 70 darbesi-71 deki idamlar, 80 darbesi ve günümüze kadar yaşananları anlatan İmrek “Demokratik bir cumhuriyeti sorgulamalıyız ve demokratik halk iktidarının nasıl oluşacağı, cumhuriyeti buradan sorgulayan ve değerlendirilen bir fikri tartışma zemini oluşturulmalıdır.” dedi.
 
29. isyan denilen bu dönemde ilk kez müzakere süreci başladı
 
Saruhan Oluç, güncel gelişmelere, barış sürecinde solun yapması gerekenlere ve CHP’nin tutumuna ağırlık verdiği konuşmasına “Bütün bir cumhuriyet tarihi açısından baktığımızda devlet 28 kere isyan etmiş olan Kürt Hareketi’nin taleplerini dinlemedi ve sonu kanlı biten şekillerde bastırdı. 29. isyan denilen bu dönemde ilk kez müzakere süreci başladı. “ diyerek başladı. Oluç, müzakere derken sadece PKK lideriyle devletin çeşitli kurullarının masada konuşması değil toplumun farklı kesimlerinden, farklı düşüncelere, önerilere, kaygılara sahip olan insanların konuşma halinin gelişmeye başlaması olarak düşündüğünü ifade etti. “21 Mart’ta bir kapı aralandı demişti Newroz mesajında PKK lideri Öcalan ve bu aralanmış olan kapıdan Türkiye’deki emek, barış, demokrasi güçleri buradan girip bu kapıyı sonuna kadar açıp eşitlik, özgürlük ve adalet taleplerini, arayışlarını gerçekleştirme durumuyla karşı karşıyalar.” Diğer müzakere edilen konu olarak Anayasa sürecini işaret eden Saruhan Oluç “Türkiye’de her seferinde yapılan tartışmalarla değil, darbeler sonucu cuntaların isteği yönünde anayasalar oluşturuldu. Yetersiz de olsa sendikalar, demokratik kitle örgütleri, halkın tartışmaları vb. Türkiye’de ilk defa demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa yapma dönemi başlanıyor.” Barışı sadece silahları susturmak olarak algılamanın yetersiz olacağı, Otoriter, despotik bir cumhuriyetin demokratik bir cumhuriyete dönüşmesi gerektiğini belirtti. “Bugün Türkiye’de korku yayan ulusalcı milliyetçi bir odak var, bu odak toplumda varolan soru işaretleri yani anadilinde eğitim, anayasada “Türklük kavramı”, üniter devlet ve başkanlık sistemi gibi konularda korku yaratıyor.” diyen Oluç, Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı çözüm sürecinin karşısında olma nedenlerinin de geçersiz olduğunu belirtti.
 
Medyaya da büyük iş düşüyor ama…
 
Büşra Ersanlı “Sorunlu/çatışmalı durumlarda, anlaşmazlık koşullarında diyalog çerçevesinde kalmayı özendirmek için, barış için, öfkeden/intikamdan uzak durmak için ben ne isterim? Politik birikimimle bir insan olarak ne isterim?” sorularıyla başladığı konuşmasına “Öncelikle tutsak, rehin olan arkadaşlarımızı özgür görmeyi isterim, ikincisi bu katılımı özendirmek ve siyasi tutsaklığı da ortadan kaldırmak için %10 barajının tamamen kaldırılmasını isterim. Üçüncüsü yerel katılımı, özyönetimi özendirmek için ciddi bir ademi merkeziyetçilik, özerklik/özyönetim/otonomi nasıl adlandırırsanız kendi koşullarında kendini yönetmek radikal bir ademi merkeziyetçilik İsterim. Bunlara ülkemin çok uzun süredir ihtiyacı olduğunu çok çeşitli örneklerle biliyoruz ve son olarak her şeyin üzerinde de bu çatışma ortamlarından en ağır bir biçimde etkilenen kadınların özgür ve aktif katılımını isterim. Çünkü anadilinde eğitimden, yerel katılıma kadar, sorunları gündeme getirmede en çok aktif olan grup dünyada da kadınlardır. Bütün çatışma ortamlarından en fazla etkilenen kadınlardır.” diyen Ersanlı, barış sürecinde medyaya da büyük iş düştüğünü belirterek “Ne yazıkki medya barış sürecini tüm şeffaflığıyla yayınlamıyor. Sadece protokol konuşmalarını görüyoruz gazetelerde televizyonlarda ama protokol dışı istekler konuşmalar yayınlanmıyor. Halkın tutumunu, görüşlerini, tepkisini yansıtmıyor. Medya üzerine düşeni yeteri kadar yapmıyor” dedi.
 
Mücadelemizin ürünlerini aldığımızı gördüğümüz bir dönemdeyiz.
 
Barış süreci ile ilgili konuşan BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü ise konuşmasına Türkçe ve Kürtçe selam vererek başladı. Kürkçü,”Emek hareketi özgürlükten, demokrasiden, emeğin kurtuluşundan, barıştan, halkların kurtuluşundan bağımsız değildir, böyle bir mücadele yüceltir ve bunu devam ettirenler kendi tarihlerine sahip çıkan gerçek emekçilerdir. Anadilinde eğitim, herkesin özgürlükçü, demokratik, bilimsel, parasız eğitim alması için gerekli politikaları oluşturmak, isteyenin kendi dilinde eğitim görmesini istemek eğitim emekçilerinin görevidir. Bir çağ aşıyoruz.  
Tarihin yazıldığı günlerde yaşıyoruz. Biz 30 yılın ardından nihayet Türkiye’nin tarihini dönüştürmeye başladığımızı bildiğimiz kendi mücadelemizin ürünlerini aldığımızı gördüğümüz bir dönemdeyiz.  O yüzden bu tarih yazımı işinde şimdi eskisine göre daha aktif olarak sorumluluk almamız gerekmektedir. İçinden geçtiğimiz bu süreçte bakmamız gereken arkada ne bıraktık? Henüz daha tamamen içinden çıkmadığımız bir kan deryası bıraktık. 90 yıl boyunca 28 isyan. Kürt halkının ve Türkiye’de yaşayan tüm halkların kendi olmak istedikleri biçimde yaşamalarını engelleyen egemenlik rejimi, kadın üzerinde hakimiyet, inançların, kimliklerin, vicdanların yukarıdan aşağı şekillendirilmeye çalışıldığı, baskı, zulüm, ayrımcılık ve öteleme ile geçen 90 yıl ile bunun geride bıraktığı enkazdan kendi içindeki özgürlükçü, üretici insan cevherini muhafaza ederek buradan çıkmak için yola koyulmuş binlerce kişinin, devrimcinin, muhalifin, inanç sahibinin kuşaklarca çektikleri eziyetlerle dolu bir tarih arkamızda kalmak üzere. Ama henüz yolun başındayız. Artık tekçi bir rejimin paradigmasının hiçbir unsuru kendisine artık ne tarihten ne de toplumdan karşılık görmediği bir dönemdeyiz. Devletin şeytanlaştırmaya çalıştığı kesimden bir barış çağrısı geldi. Bu barış çağrısı eğer Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ve onun önderliğinin muazzam çabası olmasa asla olmayacaktı. Bu projeyi ortaya koyan, şekillendiren, daima bir çıkış planıyla çatışmayı sürdürmeye çalışan son 20 yıldır Türkiye’ye sistematik olarak yeni bir hayat sunan harekete, onun liderliğine borçluyuz. Bu nesnel bir hakikattir. Siyasi denge olarak son 20 yıldır aynı yerde duruyorduk. Ne silahlı güçlerin PKK’yi yok edebildiği ne de PKK’nin Ankara’ya gidebildiği bir dönemdi. Sonsuza kadar sürebilecek bu denge durumundan çıkış için bir mücadele gerekiyordu. Başka koşullarda imha olabilecek bir hareket her defasında yeniden küllerinden doğarak hem kendinin, hem Kürtlerin, hem de Ortadoğu’nun yolunu açtı. Son derece istisnai bir durumdayız. Bu kan deryasından çıkışın asıl sorumluluğu Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, onunla birlikte sosyalistlerin, demokratların, emekçilerin sorumluluğundadır. Hiçbir şeyin sonuna gelmedik, yeni bir hayatın başına geldik. Tarih bizi bilmediğimiz bir şeye çağırıyor. Silahlı mücadelenin günlük panoramayı çizmediği bir toplum içinden konuşmayı, karşıdakiyle yeni bir ortaklık kurmanın mümkün olabileceği, tekçi olmayan bir yaşamı kurmaya çağrıldık, yeni bir hayatı kurmaya uğraşıyoruz.” sözleriyle sürdürdüğü yaklaşık dört buçuk saat süren panelin ikinci bölümü salondan gelen soruların konuşmacılar tarafından cevaplanmasıyla son buldu.
0
1
2
3
Yorumlar...