‘Toprak koruma kanunu’ adı altındaki çiftçi imha kanunu Ekoloji
25.6.2013 10:36:36

Bakanlar Kurulu’nun hazırladığı kanun tasarısı ile toprağı ve üreticiyi bozan, tarımı şirketlere bırakan kanun tasarısına karşı Çiftçi Sen,” Toprak korunmak isteniyorsa kimyasal ilaç ve gübre kullanılması yasaklansın” dedi.
 
AKP Genel Merkezi’ndeki bir toplantıda "tarım, çiftçiye köylüye bırakılmamalı, bu ülkenin kurucuları sovyetik düşünce yapısıyla meraları halkın kullanımına vermişler olmaz" anlamında bir konuşmanın internet ve basında yer almasından sonra “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve Türk Medeni Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” meclis gündemine getiriliyor.
 
Çiftçi Sen, “uygulanmakta olan neoliberal tarım politikaları, küçük aile tarımını değil şirket tarımını korumaktadır; bu nedenle de çıkartılmak istenen kanun, arazi toplulaştırılmasını hedeflememekte tarım arazilerinin merkezileşmesini hedeflemektedir” vurgusunu yaptı.
 
Çiftçi sendikaları Konfederasyonu (Çiftçi-Sen) Genel Başkanı Abdullah Aysu ve Çiftçi-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu tarafından yapılan yazılı açıklamayla birlikte konuya ilişkin hazırlanan dosyada, tasarıyla yapılmak istenen defermasyonda aktarıldı.
 
Çiftçi Sen çıkartılmak istenen kanun taslağının geri çekilmesini isteyerek, “Toprak korunmak isteniyorsa kimyasal ilaç ve gübre kullanılmasının yasaklanmasını ve küçük aile tarımının daha verimli olmasını sağlayacak tarzda arazi toplulaştırmasının yapılmasını” talep ederek bu yönde mücadele sürdüreceklerini vurguladı.
 
Konuya İlişkin Hazırlanan Dosya
 
Bakanlar Kurulu tarafından, “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve Türk Medeni Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” hazırlanmış, Meclisteki tüm komisyonlardan geçmiştir. Basından öğrendiğimize göre, Salı günü de Meclis gündeminde görüşülecektir.
 
Tasarı’nın genel gerekçesinde; “Ülkemizde tarım arazileri, küçük ölçekte, birbirinden uzak ve çok sayıda parçadan meydana gelmektedir” denilerek altı çizilmektedir. Ayrıca Avrupa Birliği üyesi ülkelerin çoğu kanunlarında tarım arazilerinin el değiştirmesiyle ilgili özel kurallar koymuşlardır” denilmektedir.
 
Türkiye’de tarım arazilerinin birbirinden uzak, çok sayıda parçadan oluştuğu doğrudur. Çok parçalılığın neden olduğu ölçek küçüklüğü ve birbirine uzaklığı gidermek için miras ile ilgili düzenlemeye gitmek sorunu çözmeyecek, sorunu çözecek olan arazilerin toplulaştırılmasıdır. Mirasla ilgili düzenlemeye gitmek çok parçalılığı çözmenin çaresi değil, sadece bahanesidir.
 
Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda arazilerinin el değiştirmesiyle ilgili özel kurallar koydukları doğrudur. Fakat bu uygulamanın doğru sonuç verdiği anlamına gelmiyor. Bu durumdan Avrupalı çiftçiler rahatsızlığını “hektar değil komşu istiyoruz” diyerek ortaya koymaktadır. Kaldı ki, Avrupa’da ülkelerinin kural koyan ülkeler olduğu gibi, kural koymayan ülkeler de bulunmaktadır. Tarımını şirketleştirmek için kurallar koyan ülkeler gerekçede örneklendirilirken, koymayan diğer ülkelerden bahsedilmektedir.
 
KAVRAMLAR YANLIŞ, GERÇEK DIŞI
Tasarı’da sıkça kullanılan bir kavram var: Tarımsal İşletme. Türkiye’de ise tarımsal işletme sayısı istatistiklere konu edilecek oranda değil. Tarımsal işletme arazinin içinde evi, deposu, hangarı, ahırı ve diğer ekipmanlarıyla birlikte hem üretim hem yaşam alanı olan yerlere denir. Bu Avrupa’da bol miktarda var. Türkiye’de çiftçiler köylerde bir arada yaşar. Arazisini köyünden idare eder. Yaşam alanı ile çalışma alanı ayrıdır. Bu nedenle Türkiye’de tarımsal İşletme değil, aile çiftçiliği esasına göre üretim yapılır, halen yapılmaktadır.
 
TANIMLAR YANLI OLARAK DEĞİŞTİRİLİYOR
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu 3. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan “yeter büyüklükte tarımsal arazi parseli” tanımı yerine “asgari tarımsal arazi büyüklüğü” ve (ı) bendinde yer alan “yeterli gelirli tarımsal işletme” tanımı yerine “asgari tarımsal işletme büyüklüğü”  tanımı getirilmiş… tanımları yapılarak, kanunun uygulanması sırasında farklı yorumlamalara yol açılmaması amaçlanmıştır.

Yeter büyüklükte tarımsal arazi parseli; üretim yapanın yeterli gördüğü, üretiminde kendisinin söz ve karar sahibi olduğu ölçektir. Belirleme iradesi kendisine aittir.
 
Asgari tarımsal arazi büyüklüğü;  Tasarı’da arazinin büyüklüğünün üreten çiftçinin değil onun adına büyüklüğünün belirlenme iradesini Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yönetmeliklerle belirleyeceği bir iradeye teslimini öngörüyor. Bununla çiftçinin iradesine, özgürlüğüne ipotek koyuyor; bunu Çiftçi-Sen olarak doğru bulmuyoruz. Ayrıca asgari tarımsal arazi büyüklüğü kıstası Tasarıyla getirilirken nedense azami tarımsal arazi büyüklüğü getirilmiyor. Düşünülmüyor.
 
Asgari tarımsal arazi büyüklüğüyle amaçlanan verim artışı olduğu belirtiliyor. Fakat verimliliğinin arttırılmasının ölçek büyüklüğünde değil, araziyi verimli kılacak faaliyetlerden geçtiğini ne yazık ki tarımımızı yönetenler kabul etmiyor. Bu konuda Birleşmiş Milletlerin yaptığı araştırmaların yüz sayfa halinde çarşaf çarşaf yayınlanmasına rağmen. Aynı raporlar, büyük ölçeğin mono ekimi zorunlu kıldığı, üretimi kimyasallara bağımlı kıldığı, dolayısıyla mono ekimde (tarımsal işletmelerde) elde edilen ürünlerin aile çiftçiliğinden elde edilen ürünlerden besin bakımından yoksul, kalıntı içerdiği ve sağlık için daha fazla risk oluşturduğunun da altı çizilmektedir.
 
Küçük aile çiftçiliğinin şirket tarımcılığına göre birçok artıları vardır.
Bunlar;
• Ekolojik zincir tahrip olmaz, doğadaki denge korunur,
• Dünya nüfusunun yarısı küçük köylü üretimine dayanan tarımsal sektörde çalışmakta bunun dışındaki pek çoğu da bu sektöre bağımlı olarak yaşamaktadır. Köylü eksenli tarımsal üretim dünya çapındaki en büyük “işveren”dir. İstihdam yaratır,
• Hastalık tedavi edilir, böcekler kontrol altına alınır, doğadaki canlılar korunur ve yaşamlarına devam edebilirler. Yani doğanın geleceği ile birlikte gelecek nesiller, canlı ve cansız varlıklar korunur,
• Doğal varlıkların ve enerjinin optimum kullanımı ile optimum verimliliği sağlanabilir, Enerji tasarrufu sağlanır,
• İnsan, doğa ve hayvanlar; kimyasalların olumsuz etkilerinden korunurlar,
• Bitkiye su götürmek değil, su varlığına uygun üretim yapılması sayesinde hem su kullanım miktarı az olur hem de suyun kalitesi korunur,
• Toprak ve genetik varlıkların erozyonu önlenmiş olur,
• Tarımsal üretimde çalışan insanların sağlığı korunur,
• Üretim döngüsü devam eder. Küçük çiftçilerin varlığı, refah düzeyi arttırılarak sağlanır,
• Ekonomi desteklenir,
• Sağlıklı ve besin değeri bakımından zengin, bol ürün elde edilir.
Kısacası Küçük aile çiftçiliği; doğal döngüyü kurar, yaşatır, kısır döngüyü kırar, dünyayı besler, küreyi serinletir, çeşitliliği korur.

Yalnız, tarımsal üretim yapan şirketler ile gıda işleyen ve pazarlayan şirketlerin çıkarı tarımsal işletme-endüstriyel tarım tarzındandır. Küçük çiftçilerin ve tüketicilerin çıkarı ise küçük aile çitçiliğindedir. Tasarıyla hükümet şirketlerden yana aile çiftçiliğinin karşısında olduğunu ortaya koymaktadır.
 
 “Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenleme ile tarım arazilerinin asgari büyüklüklerin altında ifraz edilemeyeceği, bölünemeyeceği ve pay ve paydaş adedinin arttırılamayacağı hükmü getirilmiştir.” Hükümden de anlaşılacağı gibi arazilerin üzerinde çiftçinin tasarruf hakkı tanımıyor. Onların adına/menfaatine bir bilen ve bir düşünen olacak: Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 8/C “Maddesinin birinci fıkrasında murise ait terekede bulunan, ekonomik bütünlüğe sahip tarımsal işletme veya tarımsal arazi mülkiyeti hakkında mirasçıların; üzerinde anlaşma sağlanana mirasçı veya mirasçılara devri, Türk Medeni Kanununda yer alan aile malları ortaklığına veya kazanç paylı aile malları ortaklığına devri, tamamının miras payı oranında hissedarı oldukları Türk Ticaret kanunu hükümlerine göre kuracakları bir şirkete devri veya işletmeye ait arazilerin üçüncü kişilere devri konusunda karar vermeleri öngörülmektedir.” 
 
8/C Maddenin ikinci fıkrasıyla mirasçılar arasında anlaşma sağlanamaması hali de düzenlenmiştir. “Tarımsal arazilerin mülkiyetinin tarımsal değeri üzerinde ehil mirasçıya devri hususu düzenlenmiştir. Ehil mirasçı olmaması durumunda diğer mirasçılar arasında en çok bedeli teklif edene, mirasçılar arasında istekli olmaması durumunda ise işletmeye ait tarımsal arazilerin sulh hukuk hakimi tarafından satışına karar verilmesi hususu düzenlenmiştir.” “Ehil mirasçı ile kastedilen, bilinçli tarım yapabilecek, toprağı en iyi verimli şekilde kullanabilecek olan kişi olup, ehil mirasçıya ait niteliklerin yönetmelik ile belirlenmesi hükme bağlanmıştır.
Çiftçiler bugüne kadar hali hazırda üretmektedirler. Yaptıkları üretimle insanların karnını doyurmuş, sırtını giydirmiştir. Kendilerini ehli veya değil diye ayrıma tutmak bir tür tuhaflıktır. Tasarıyla, üniversiteden mezun olanlara devlet kapısında iş vermek için KPSS’ye tabii tutulması misali, “bu köylü çiftçilik yapmaya ehil, bu değil” türünden ayrıma tabii tutuyor bu tasarı. Tuhaflıktaki kasıt budur.
 
8/D “… ödeme gücü olmayan ve devri alan mirasçının, Bakanlar Kurulu Kararıyla belirlenen usul ve esaslarda kredi kullanmak suretiyle diğer mirasçılara borcunu ödemesi kararlaştırılmıştır. Burada kredi kullandıracak kuruluş bir kamu bankası olacağı gibi, özel bankalar ve katılım bankaları ve diğer finans kurumları olabilir.”
 
Tasarının 8/D fıkrası ile bankalara yeni bir kazanç kapısı, çiftçileri sömürmek için yeni buluş/ taktik/tuzak adeta.
 
8/1 maddesinde; “şirketleşmeyi ve mirasçılar arasında anlaşma yapılmasını özendirmek amacıyla; tescil işlemi tamamlanıncaya kadar yapılacak işlemlerin harçlardan ve bu işlemlerle  ilgili düzenlenecek kağıtların damga vergisinden muaf olduğu, Türk Ticaret Kanununda yer alan şirket kurulmasına ilişkin sermaye ve diğer özel şartların Kanun uyarınca kurulacak şirketler için aranmayacağı ve mirasçılar arasında işletme ve tarım arazilerinin mülkiyetinin devri konusunda anlaşmalar durumunda, bu taşınmazların devri ile ilgili yapılacak işlemlere ilişkin harçlar ile bu işlemlerle ilgili düzenlenecek kağıtlara ilişkin damga vergisinden muaf olması hususu düzenlenmiştir.”
 
Tasarı’nın 8/1 maddesiyle bakla ağızdan çıkarılıyor: Tasarının çiftçiliği ortadan kaldıracak, tarımı şirketleştirecek yepyeni bir hamle olduğu 8/1 maddesi ayan beyan ortaya konuluyor. 
8/1 “maddesinde; mirasçılar arasında aile malları ortaklığı veya kazanç paylı aile malları ortaklığı kurulması halinde tarımsal işletmeye ait tarım arazilerinin bölünmesini önlemek amacıyla diğer ortaklara ön alım hakkı getirilmiştir. Türk Medeni kanuna göre ön alım hakkına sahip ortakların bu haklarını kullanmaması halinde sınırdaş arazi maliklerine de ön alım hakkı tanınarak arazilerin büyümesi hedeflenmiştir.”
 
Tasarı’nın 8/1 maddesiyle ölçeği büyütmeye, sınırdaşa satma önceliğiyle devam ediliyor.
8/K maddesinde; “Gıda tarım ve hayvancılık Bakanlığı’nın; tarımsal işletmeyi ekonomik, ekolojik ve sosyal açıdan azami oranda verimli kılmak, işletmelerin arazi büyüklüğünü arttırmak için gerekli tedbirleri alacağı hususu düzenlenmiştir.”
 
Bakanlığın tarımsal işletme, bizim aile çiftçiliği dediğimiz üreticilerin ekonomik olarak gelişmesini sağlayabilmek için maliyetin altında fiyat belirlemelerden vazgeçilmeli. Ancak on yılı aşkındır ürün fiyatları maliyetin altında belirlenmektedir. Arazi büyütme ile ekoloji birbiriyle çelişen bir durumdur. Ölçek arttıkça aile bireyleriyle değil fosil yakıt ve kimyasalların desteğinde üretim yapma zorunluluğu doğar.  Fosil yakıt ve kimyasal kullanımı ekolojik zinciri tahrip eder. Toprağın, suyun kirlenmesine küremizin ısınmasına neden olur. ayrıca ölçek büyüklüğü çiftçiliği yok edeceği için kırsalın sosyal yapısını olumsuz etkiler. Başta doğanın bekçileri çiftçiler ve diğer canlılar zarar görür. Canlı organizmalar olarak yaşayan kırlar ıssızlaşır.
0
Yorumlar...