Irak Savaşının Durumu -II Yazılar
29.6.2014 03:25:27, Orhan Bilikvar

Irak Savaşının Durumu - II

Musul'da başlayan savaşın biteceği yer Kerkük olacaktır.

Irak ordusunun Tikrit'i aldığına yönelik haberler geliyor. Bu alanda gelgitler yaşansa da Ordunun Tikrit'e operasyon yapabilecek güce ulaştığını ve yerel Sünni aşiretlerinde IŞİD'e, isyana verdiği desteğin sorgulanması gerektiğini gösteriyor. Sünni aşiretler tam bir destek verseydi 250 bin'lik nüfustan güçlü bir yerel milis gücü oluşturulabilirdi.

Felluce örneğinde olduğu gibi bu Tikrit'i uzunca bir süre savunmaya yeterli olabilirdi. Sünnilerin savaş taktiği olarak; vurucu güç IŞİD'in arkasının yerel sünni aşiretlerce doldurulması kritik önemdedir. Bu gerçekleşmediğinde IŞİD yerleşimlere saldırıp dolaşan, nihayetinde eriyecek ve yeraltına çekilecek olan bir güce dönüşecektir.

Bakuba'nında ordu tarafından temizlendiğini görülüyor. Tuz Khurma'nın KDP'nin elinde olması bu bölgedeki IŞİD ve isyancıları zayıf düşüreceği görülmekteydi. Bakuba bölgesinin temizlenmesinin ardından ordunun hedefinin Tuz Khurma-Jalaula yönüne doğru ilerlemek olacağı söylenebilir. Aslında bu giderek olasılık haline gelen Kerkük savaşına doğru bir hamle olacaktır.
Ramadi bölgesinde ise bir değişiklik görülmüyor. Suriye'deki kimi El-Nusra bileşenlerinin IŞİD'e katılması Irak'taki savaşın mezhepsel niteliğinin yansıması olarak görülebilir. Bu tür gelişmeler Ramadi cephesinde IŞİD'e küçük ölçekli güç aktarımına neden olacaktır. Bununla birlikte Tikrit'in kaybı giderek Ramadi-Felluce cephesini önemsizleştirecektir. Suriye'de İslam Ordusu, El Nusra gibi Suudi destekli güçlerin IŞİD ile kurduğu ilişkilerdeki değişiklikleride izlemek gerekmektedir. Bunlar aslında Suudilerle IŞİD'in ilişkilerinin görünür halinden başka birşey değildir.

KDP'nin Tuz Khurma'yı kararlı bir şekilde savunmasının yanında Musul'un güneyindeki denetim alanını Dicle nehrine değin genişletmeye çalıştığı görülmektedir. Bu genişleme sonraki gelişmeler için bir hazırlıktır. Bu gelişmeler IŞİD'in (düşük olasılıkta olsa) Erbil hamleside, Ordunun ilerideki Musul hamleside olabilir.

Kerkük

Musul'da başlayan savaşın biteceği yer Kerkük olacaktır. Kerkük'te bir uzlaşma mı yoksa savaş mı yaşanacağı KDP'nin bağımsızlıkla ilgili olarak alacağı karara bağlıdır. KDP'nin yanısıra İran ve Şiilerde olası savaşa yönelik hazırlık yapmaktadır. Peşmerge ordusunun üçte biri Kerkük'tedir. İran'ın özel birliklerini bölgeye soktuğu söylenmekte ve Şii'lerin hızla silahlandırıldığı görülmektedir.

Bağımsız Kürdistan üzerine

KDP'nin "bağımsızlık" fikrini ilişkide olduğu ülke ve çevrelere yavaşça seslendirmeye başladığını görüyoruz. Bunu alıştırma ve zemin yoklama olarak görebiliriz. Kürtlerin bağımsızlığına mesafeli yaklaşan ABD için ise İsrail'in devreye girdiğini görüyoruz.

Çevresel faktörlerin çoğu "bağımsızlık" için uygun durumda. Belkide bundan daha elverişli koşulların biraraya gelmesi uzunca bir süre mümkün olmayacak. Bu koşullarda tek negatif durum ise İran. ABD ile ilişkilerini yumuşatan ve bu konuda ilerledikçe bölgesel etkinliğini güçlendirecek olan ülke, Kürtlerin bağımsızlığına net bir şekilde karşı. Kerkük'e soktuğu iddia edilen özel birlikleri yine bu bölgedeki Şiileri hızla silahlandırmasını ve KDP'nin doğusunda yaptığı operasyonları uyarı olarak okumak mümkün. Bunlara bakarak Kerkük'ün Kürtler için çantada keklik olmadığı görülmektedir. Kerkük'teki büyük petrol yataklarına sahip olmayan bir Kürdistan'ın güçlü bir devlet olamayacağını söyleyebiliriz. Peki KDP Kerkük için İran ve Şiilerle bir savaşı göze alabilir mi? ABD gibi büyük bir gücü arkasına almadan zor görünüyor. Ancak İran-İsrail savaşı gibi zor bir olasılığın gerçekleşmesi bu denklemi değiştirebilir.

KDP'nin PKK'nın "Hewler'i birlikte savunalım" teklifini reddetmesinin arkasında büyük oranda Türkiye ile birlikte oluşturduğu senaryoların yer aldığı söylenebilir. Türkiye ile KDP'nin müttefiklik ilişkisinde "bağımsızlık" perspektifinin ne ölçüde yer aldığı oldukça muğlak. İsrail Dış İşleri Bakanı Lieberman'ında ifade ettiği gibi Türkiye'nin pratik faaliyetleri -örneğin Kürt petrolünün satılması için gösterdiği büyük çaba- Güney Kürdistan'ı Irak'ın içinde görmediğini ortaya çıkarıyor. Peki Irak'ın içinde değilse nerede? Türk dış politikasının hülyalı niteliğini ve Yeni Osmanlıcı eğilimlerini düşünürsek pratiğin arkasında Türk-Kürt federasyonu fikri olabileceğini düşünebiliriz. Ancak bunun bir hayalden öteye geçme olasılığı fazla değildir. Böylesi bir bütünleşmeye destek olacak -veya karşı çıkmayacak- bölgesel ve küresel aktör bulunmamaktadır.

ABD'nin Kürtlerin bağımsızlığına mesafeli yaklaşmasının nedeninin pratik gerekçeler olduğu söylenebilir. ABD için en elverişli araçların ülkeler içi çatışma dinamikleri olduğunu söyleyebiliriz. Suriye ve Irak'ta da görebileceğimiz gibi ülke içi mezhepsel veya milliyet temelli çatışmalar o ülkeyi kolayca pasifize etmektedir. ABD'nin kafasındaki soru şudur; Kürt Ulusalcılığı ile iç farklılıklarını törpülemiş bir Kürdistan otuz yıl sonra petrolü millileştirebilir mi? Kendi içlerinde hemen hemen yekpare olan yeni ortadoğu devletleri mi -Sünni, Şii, Kürt- yoksa şu andaki hibrit devletler mi daha kolay kontrol edilebilir?

Sonuç olarak Irak Kürdistanı'nın bağımsızlığında ABD ve İran'ın tutumlarının belirleyici olacağı ifade edilebilir. Bu fikir Kürtleri heyecanlandırsa da çok kolay olmadığını söylemeliyiz.

Orhan Bilikvar

 

0
Yorumlar...