Limandaki Hadise Tarih
14.7.2014 23:24:16, Orhan Rahmi Gökçe

Limandaki Hadise

Orhan Rahmi Gökçe

İzmir limanında bir hadise oldu; İşçiler üç gün evvel iş başı yapmadılar. Devletin alâkalı tüm makamları, bu hadiseyi hemen hassasiyetle ele aldılar. Çünkü bu limanın tabi faaliyeti aksıyordu, hem de bu hadisenin kanunen yasak olan (grev) mahiyet ve vasfını taşıması ihtimali vardı.

Limanın yükleme, boşaltma işleri nispeten tertiplendi. İşçinin sendika mümessilleri ve yöneticileri hakkında da tahkikât açıldı. Hadise,  kanunların emri ve tesbit ettiği mahiyette bir (grev) midir, değil midir, icap ve saikleri nedir, müret bir tarafı var mıdır, yok mudur bu cihet ancak tahkikat sonunda anlaşılacaktır. Biz Türk adliyesinin bu hareketi dikkat ve basiretle ele aldığından şüphe etmiyoruz. Bazan hadisenin dış mahiyeti itibariyle arzu edilmeyen yasak bir harekete benzeyebilir. Fakat daha derin noktalarına inince hadisenin renk değiştirdiği, hiç de göründüğü gibi olmadığı da görülebilir. Neyse, bu cihet ayrı.

Bizim bugün üzerinde durmak istediğimiz nokta şudur: Bu ihtilaf, bir yıla yakın bir zamandanberi şehrin ortasında ve liman gibi, memleketin hassas bir noktasında cereyan etmektedir. İhtilafın bir noktasında 500—600 vatandaş duruyor, bir tarafında da bir iktisadi teşekkül (Denizbank) ve bir müteahhit.

Hadiseleri yakından takip eden İzmirliler bilirler ki, liman işçisi ile müteahhit arasındaki görüş farkı, bu hak ve kanun ihtilâfı, Denizbanktan tutun, Çalışma Müdürlüğüne, milletvekillerine,   bakanlara kadar akdetmiştir. Birçok toplantı olmuştur. Denizbank erkânı da iktidar partisi erkânı da, milletvekilleri de bu toplantılara iştirak etmişlerdir. İşçilere, iddialarında haklı oldukları ve meselenin mutlaka kendi lehlerine halledileceğini söyliyenler bile olmuştur. Günler günleri kovalamış, her gün başka bir ümide yerini vermiş, yapılan teşebbüsler zincirleme bir şekilde uzamıştır. Heyhat müzminleşen bu … yavaş   yavaş, İşçi ile müteahhit arasındaki münasebetlerin kökünü sarmış, iki tarafın yekdiğerleri hakkındaki anlayış duygularını zedelemiştir.

işçi tamamıyla haksız mıydı?

Buna karşı, evet diyecekler bulunabilir. Şu halde işçiye bu nu katiyetle ifade etmek, onu haklı gördüğü iddialarından tamamiyle uzaklaştırmak lâzım­dı. Haftalık kazancı, bu zehir gibi hayal pahalılığı karşısın­da 15—20 liraya kadar düşmüş bir insan topluluğuna, hakikati söylemek, şüphesiz ki onu boş yere ümide sürüklemekten çok daha insani bir hareket olurdu. Bunu yapacak bir insan, bir teşekkül çıkmadı. Herkes sadece kendi düşüncesine ve kendi çıkarına göre davrandı. Partizanlar, milletvekilleri, seçimleri düşünerek, işçinin çe­nesini okşadılar, ümidini artırdılar. Bu tecrübesiz ve hâdise­lerin derin tarafına inemiyen saf insan topluluğu da bu ümidin yolunda, hak iddiasını yü­rütmekte devam etti.

Bu vatandaşlar, kimin işçileridirler? Müteahhidin mi, Denizbankın mı? Bunun bile hu­kuki münakaşasını yapmak lâzımdır. Bu işçiler, müessesenin adamları idiler. Denizbank, yükleme boşaltma işini müteahhide verdikten sonra,  müteahhitle çalışmakta devam ettiler ama, müesseseleriyle irtibatları fiilen devam etti. Nitekim iktisadi teşekkül işçilerine ikrami­ye verilirken, Denizbank bunlara da ikramiye verdi. Bir yarı devlet müessesi, kendisiyle irtibat ve münasebetini kesmiş olduğu insanlara İkramiye, dağıtır mı? Bu demek, onlarla olan karşılıklı bağlılığı … ve kabul etmek demektir. İzlendiği gibi 15 haziranda, müteahhidin   mukavelenamesi tam bulmuşsa, işçinin onunla olan alâkası da otomatikman sona ermiş demektir. Görülüyorki, iş tutmamak konusundaki hareket bir tarafı hakikat meselenin başka bir cephesi, idari cephesi vardır. Meseleyi bu kadar karışık ve müzmin hale getirenler vardır. Nihayet, belli başlı olarak Denizbank şimdiye kadar bu meseleye el atmamış, (ben bu işi müteahhide verdim, onu mesul tutarım) düşüncesi içinde işçiyi yüz üstü bırakması vardır. Deniz işçisinin etrafında oy avcılığı yapmak için sıralananlar ise meydandan büsbütün çekilmişlerdir. Zavallı işçigelsin, şimdi hesap versin!..

İhtilâfın bu hale gelmesine sebep olanlar, manevi sorumluluktan yaklarını sıyırabileceklerini zan ederler mi; Eğer… ise, duygusuzluklarının karşısında parmak ısırmamak elden gelmez.

Biz o kanaatteyiz ki, son hadisenin adlî safhasının alabileceği her hangi bir sekili İzmir limanının bu   kangran olan yarasını tedavi edemez. Limanın yükleme, boşaltma işini halledemez ve burada çalışan insanların hakları davasını güvenceye bağlamış olamaz.

Resmi   makamlar ve Denizbank, bu işi inceden inceye çalışanların haklarını: nihayet limanın  huzur ve emniyetini sağlayacak şekilde hal etmeğe mecburlar. Ve bu mevzu derhal ele alınmalıdır.

Sabah Postası – 18 Temmuz 1954

Yorumlar...