Olayların Işığı Altında Liman İşçileri Dâvası Tarih
14.7.2014 23:28:43, Tek KANAT

Olayların ışığı altında
Liman İşçileri Dâvası

Tek KANAT

Esasen kanuni usul ve sa­ir mevzuatı tenkit eden yazım elbette ancak kanunu uygulamakla mükellef olan memurlarımızı hedef tutmayacaktır; şu kadar ki  eğer  iddia edildiği gibi ortada kanuna ragmen olmuş bir halsızlık mevcutsa ilgili memur da bundan payını almak mecburiyetinde kalacaktır.

15 Temmuz günü İzmir’in deniz bindirme ve indirme işçileri iş başı etmemişler.. Bir gazetenin yazdığına gore de bunların sayısı 600 den fazla imiş. 600 deniz işçisi iş başı etmeyince elbet idari, adli, ticari makamlar  da seferber olur, böyle de olmuş… Şimdi ben işçilerin bu yaptıkları grev midir, değil midir? Diye değil uzun uzadıya, bir kalem bile oynatmayacağım hadisenin üzerinde.. Çünkü ben sorgu hakimi değilim. Ve benim derdim başka. Benim derdim şu değil: Aman herkes yerli yerine geçsin, gemiler boşalsın cepler dolsun, arabalar yürüsün.. Benim derdim bu değil işte, çünkü ben idare amiri değilim. Ben bir gazeteciyim; idareye de, idare edilen de aynı yürekle, aynı dikkatle bakarım. Gördüğümü ve düşündüğümü yazarım; bu benim vazifemdir, bunu bana Allah gibi bir kuvvet emretmektedir, bunu yapmak zorundayım…

Evet.. 600 deniz işçisi iş başı etmeyince Vilâyet maka­mından Çalışma Müdürlüğü­ne kadar tekmil makamları bir telâştır alıyor.. Buraya bir mim koymak lâzım... Emniyetten bir müdür koşup işçilerin arasına gidiyor, hâdi­seyi derhal örtbas şerefini kıvırmak için elbet bütün  forsunu ve hitabet gücünü har­cıyor.. Fakat işçiler boyuna «Hak! Hak!» derlermiş; her halde bu, (hayır) mânasında anlaşılmış olmalı ki iş bu sefer Vilâyete aksetmiş. işçi mümessilleri Vali muavini­nin, odasında da aynı şeyin lâfını etmişler: «Hak» demişler. Vali muavini de anlamış ki bu adamların anlaşmaya niyeti yoktur, çünkü anlaşmaya gönlü olan bir kimsenin önce şu «Hak» ağzına almaması lâzımdır... Sonra işe savcılık el koymuş ve bu arada, hareketi kanuni noktadan grev mahiyetinde görerek hâdisede önayakgibi görünen bazı vatandaşları tevkif etmiştir.

Şimdi bir de işçileri dinliyelim; ortada Devletin bir İş Kanunu vardır. Hadi bu kanun gereği gibi tatbik edilsin biz buna razıyız.. Mesela bu kanun İstanbul işçileri için başka türlü, bizim için de başka türlü ve aleyhimize tatbik şekli bulursa buna katlanmak elbet herşeyden geç, insanlar arasında iyi karşılanmaz. Biz enayi değiliz.. İşçi Kanununa uygun olması gereken Yönetmelik hiç te oralı değildir. Haklarımız kaynayıp gitmektedir.. Ta bidayet­ten beri ilgili makamlar nezdinde hadiseyi ortaya döküp aman diledik. İş veren mümessili de, İşçi Kanununu tatbik etmekle mükellef olan Çalışma Müdürü de - Allah razı olsun - bizleri reddetmediler;

«Hadi gidin siz işinizin başına, biz hepsini  düzeltiriz.» diye bizi uğurladılar... Demokrat Parti başa geldiğinden beri bu adamlara bir kibarlık­tır arız oldu ki deme gitsin. Hiç, (yok) sözleri yok... Fakat işte aradan onca zaman geç­tiği ve Denizbank namına iş veren müteahhitliğini yapan adamla aramızdaki bir yıllık iş mukavelesi de sona erdiği halde hâlâ ruhumuzu şöylecik okşıyan bir ses duymuş değiliz. Çatlamak işten değil; İstanbul deniz işçileri can da biz patlıcan mıyız?.. Yok eğer Kanuna İzmir'in iklimi tesir etti de ondan dolayı böyle bir yönetmelik   doğduysa bunu da Çalışma Müdürünün kendisini daha ilk ziyareti­mizde bize   bildirmesi lâzım gelirdi. Halbuki bu zat, haklı olduğumuzı teslim etmişti. Etmişti ama ağızdan, ortada bir şey yok... Sonra Temmu­zun 15 inde bu dediğimiz mukavele sona eriyordu, şu artık illallah dediğimiz mukavele.. Meğer bu mukavelenin aynısı 10 gün evvel ve hem de bu sefer İki yıl müddetli olmak üzere hazırlanmış duruyormuş… Bundan da haberimiz yoktu! Dediklerine gore efendim, mukaveleler  tarafların rızası alınmadıkça bir kıymet ifade edemez miş.. Kuvveti yokmuş.. Huku mu neyse, böyle dermis işte. Halbuki baksanıza demek adamların daha daha iki yıl bizi böylesine kanunsuz, insafsız bir surette çalıştırmaya gönülleri tutarmış.. Malumâliniz, hayat da günbegün pahalı olmaktadır. Gecen yıl aldığımız para bizi öldürmeyecek kadar doyurabildiği halde meselâ bu  yıl paranın işi bir parça daha güçleşmiş bulunuyor; meselâ aynı işi aynı para beceremez olmuştur!. Yalan mı, efendim?!. Peynirin fistı neden yerinde dursun?. Anlamıyoruz..

İşte bu adamlar da bunları söylüyorlar.

Bu biçare kalmış bu biçaare kalmış vatandaşlarımızı kanuna uyarak veye bunu tedbirden sayıp kanuna uydurarak taciz eden vatandaşlanınız dahi hemen teslim edeceklerdir ki işçiler haklıdır. Bu adamlar kimbilir kaç kere şu veya bu zatın kapısından girip çıkmışlardır. Dedikerine göre Çalışma Müdürü de onlara sanki bir iş veren imişcesine davranmıştır ki; hâdiselerin ışığında buna başka bir mâna vermek de zor olacaktır. Çünkü, madem bahis konusu olan yönetmeliğin İş Kanununa aykırı olduğu umumî bir kanaatl halindedir, o halde derhal hem de derhal yönetmelik ilga edilmeliydi, ve bu bir türlü meşakkat içerisinde hayatlarını kazanmaya çalışan vatandaşların haklarının verilesine daha fazla göz yummamalıydı. Yok ortada böyle bir kanun ve yönetmelik uyuşmazlığı mevcut değil idiyse o zaman da ilgili makamlara şu soruyu sormak ecap edecektir. O halde bugüne kadar neden işçi mümessilleri durumdan haberdar ve duruma gore ikna edilmemişlerdir?.

Bu çok önemli bir noktadır. Çünkü işin içinde şayet bir (bile-bilecik) hali yoksa o halde mutlaka ihmâlciler vardı! İkisinden birisi… Bu bakımdan meselenin ilgili makamlarda bir inceleme konusu edilmesini ve hadisede günâhı olanların kanuni imkan içerisinde cezalandırılmasını temenni ederiz.

Sabah Postası – 21 Temmuz 1954

Yorumlar...