Ovacık: Çocukların da gerçeği bilme hakkı var Söyleşiler
15.9.2014 23:54:50

Ovacık: Çocukların da gerçeği bilme hakkı var

Yurtsuz olarak Soma'da patlamanın yaşandığı madene gittiğimiz zaman kantinde masa üstünde uyuyan çocuklara tanık olmuştuk. İçeriden babalarının canlı olarak çıkarılmalarını umut ediyorlardı. Bazıları ise ne olduğunun farkında bile değildi. Annelerinin, amcalarının suratlarından bazı şeyleri anlamaya çalışıyorlardı. İnsanların televizyon karşısında izlerken zorlandığı ve yaralandığı bir olayı canlı canlı izlemek zorunda kalmışlardı.

Soma'daki maden katliamının ardından 432 çocuğun yetim kaldığını devlet söyledi. Sayılar ve istatistikler sadece olayı verirken olayın arka planını doğal olarak geriye atıyor. Toplumcu Psikologlar İnisiyatifi üyeleri Soma'da yaşanan katliam sonrası ev tuttukları Kınık'ta bir yandan kadınlar ile grup görüşmesi yaparken, bir yandan babasını kaybedip kaybetmeyen çocuk ayrımı yapmaksızın çocuklar ile oyun oynayıp görüşmeler yapıyorlar.

Toplumcu Psikologlar'dan Burcu Ovacık, Kınık'ta babası ölmemesine rağmen, bazı çocukların babalarını madene göndermek istemediğini, madende bir daha patlama korkusu yaşadıklarını kaydediyor. Burcu Ovacık ile çocukların ölüm algısını, ölümün çocuğa nasıl anlatılacağını, mezar ziyaretlerini, yas sürecini, çocuklara gönderilen hediyelerin psikolojilerini nasıl etkilediğini konuştuk.

Yurtsuz - Bir çocuk ölümü nasıl algılar?

Burcu Ovacık - Daha önce ne anlatıldığı ile alakalıdır aslında. Aile, çocuğa "O cennete ve uzaklara gitti" demişse, küçük yaştaki çocuklarda, ölen kişinin geri döneceği hissine kapılıyorlar. Çocuğa, ölümün kısa ve net cümleler ile anlatılması gerekir.  Ölümün nasıl gerçekleştiği değil ama ölen kişinin geri dönmeyeceği çocuğa anlatılmalı. Yapılan çalışmalar bebeklik döneminde bile çocukların kaybı algılayabildiklerini gösteriyor. Ebeveyn kaybını anlayabiliyorlar ama bu kaybın sonuçlarını algılayamıyorlar. Ebeveynin kaybolduğunu ve geri geleceğini düşünüyorlar. Ölüm soyut bir kavram ve bu kavramı anlamak için de somutlaştırmaya ihtiyaç var. Ölen kişinin hasta olduğunu, bir yere gittiğini ve geri döneceğini düşünebiliyorlar. Aileler de bu tarz hayalleri besleyen cümleler kurabiliyor ölümü anlatmak için. Şunu unutmamak gerekir; çocukların da gerçeği bilme hakkı var.

Kendilerini oyunlar ile ifade ettikleri için özellikle küçük çocukları oyunlar aracılığı ile anlamaya çalışıyoruz. Okul dönemindeki çocuklar ölümün ne olduğunu anlayabiliyor. Onlarla oyuna ihtiyaç duymadan sözel olarak da iletişim kurabiliyoruz.

Yurtsuz - Nasıl anlıyorsunuz?

Burcu Ovacık - Ebeveyn kaybı yaşayan bir çocuk, kendi oyunlarında ve oyuncakları ile ebeveyni öldürebiliyor sonra tekrar uyandırıyor. Geri getirme fantezisi uyguluyor. Maden özelinde, katliamı canlandırabiliyorlar polis aracıyla ve ambulanslarla. Biz oyunlarda onların liderliğini izlemeye çalışıyoruz.

Yurtsuz - Bir çocuğa ölüm nasıl anlatılmalı?

Burcu Ovacık - Samimi, içten ve basit şekilde anlatılmalı. Dini mitlere kapılmadan basit cümleler ile anlatılmalı ölüm. “Ölüm” “öldü” gibi kelimeleri kullanıyoruz, uzaklara gitti demek yok. "Kaybımız var ama biz senin yanındayız. Yaşam devam ediyor ve birlikte atlatacağız." gibi dürüst ve güven verici cümleler kullanabiliriz. Bu süreçte çocuğun da kendi duygularını ifade etmesi gerekiyor. "Şu anda ne hissediyorsun? Babanı özlüyor musun? Ben de babanı özlüyorum." gibi duygulara yer vermek gerekir konuşurken. Duyguları açıklığı ile konuşmalıyız. Genelde çocuk etkilenmesin diye çocuğu konuşturmazlar, onu yalnız bırakırlar. Onun hislerini anlatmasına izin vermezler. Eğer duygularını ifade ederse, ölümle ya da kayıpla başa çıkması daha kolay olur.

Yurtsuz - Kınık'ta çocuklara ölümü nasıl anlatmışlar?

Burcu Ovacık - Tanıştığımız 4 yaşında bir çocuğa, babasının kolunun kırıldığını ve eve geri geleceği söylenmiş. Bazı çocuklar babalarının mezarlarına bile götürülmemiş, etkilenmesinler diye. Mezar ziyaretlerini öneririz. O tören sembolik de olsa ölümün kabulü anlamına gelir. Bazı çocuklar babanın mezarın altında uyuduğunu düşünüp, mezarı kazmaya çalışmışlar. Mezardan çıkarıldığı zaman geri getirileceğini düşünmüşler. 7 gün boyunca bir akrabasına gönderilen bir çocuk oldu. O çocuğa da babasının hastanede olduğu söylenmiş ama geri döndüğünde ise kriz şeklinde ağlamalar gerçekleşmiş. Bu aslında ebeveyne de bir güvensizliğe yol açabilir. Anneye güvensizlik başlayabilir. Anneler genelde ağlıyor. Ağlarken çocuk onları görüyor. Çocuk ağlamaya başlıyor ve anne hemen ağlamasını kesebiliyor. "Ağlama, yoksa baban çok üzülür. Mezarında rahat etmez. Ağlanacak bir şey yok. Gel sana oyuncak alalım, seni parka götürelim." gibi cümleler kullanıyorlar. Sürekli bir çocuğu oyalama ve geçiştirme hali söz konusu. Çocuk, duygusunu yaşamasına izin verilmediği için bu duygu yanlışmış gibi hissediyor. Kendini yanlışlamaya başlıyor ve kendi benlik değerine zarar verebiliyor bu durum.

Yurtsuz - Kaç yaşında bir çocuk mezara götürülmeli?

Burcu Ovacık - Öyle bir sınırlama yok aslında. İşin kendi doğallığı çerçevesinde bu iş gerçekleşmeli. Aile gidiyorsa, çocuğa teklif edilmeli ama zorlanmamalı. "Babanın mezarını ziyarete gidiyoruz. Sen de gelmek ister misin?" denmeli. Eğer gelmek istemiyorsa çocuk, bunu kabul etmesi için zamana bırakılmalı. Ama mezara gidilirken her seferinde çocuğa da gelmesi teklif edilmeli.

Yurtsuz - Çocuklar mezara gitmeyi kabul etmişler mi?

Burcu Ovacık: Yaş grubuna göre değişiyor. Küçük çocuklar ne olduğunu anlamadıklarından mezarda oyun kurabiliyorlar. Biraz daha büyükler, okul yaşındaki çocuklar uzakta durabiliyorlar. Mezara gidiyorlar ama mesafeli duruyorlar. Bazı çocuklar mezarları başında anneleri ile ağlayabiliyorlar. Aile bu durumlarda çocuğun doğal modelidir aslında. Aile nasıl baş ediyorsa, çocuk da öyle baş eder. Aile kaçmaya çalışıyorsa çocuk da kaçarak baş etmeye çalışır. Aile ölüm üstüne konuşabiliyorsa çocuk da konuşabilir. Aile hiçbir şey olmamış, hayat eskisi gibi devam ediyor rolünü oynarsa çocuk da bu role bürünebilir. Baş etme mekanizmalarını aileden öğreniyorlar.

Yurtsuz - Kınık'ta ölüm sonrası çocukların psikolojisi nasıl peki?

Burcu Ovacık - Genelde konuşmak istemiyorlar. Yaşanan kayıp oyunlarda ya da bir hikaye anlatılırken ortaya çıkabiliyor. Aileden aldığımız bilgilere göre ajitasyon ve aşırı ve huzursuz hareketlilik artmış. Bazen saldırganlaşıyorlar. Daha küçük çocuklar içe kapanıp, anneye daha bağımlı hale geliyor. Anne kaybının da yaşanacağından korkup, anneye aşırı bir bağlılık gösteren çocuklar görüyoruz. Aile içinde ölüm ile ilgili konuşma fırsatı olmadığı için, çocuk da kendine o fırsatı vermiyor. Ölümün de üzerine konuşulabilecek bir şey olduğunu çocuk fark etmiyor.

Yurtsuz - Yas süreci nasıl gidiyor?

Burcu Ovacık - Çocukların ölüme verdiği tepkiler, yetişkinlerin verdiği tepkilerden farklıdır. Yetişkinler tepkilerini daha rahat ifade ederken, çocuklara "Baban öldü" denildiğinden 1 dakika sonra oyun oynamaya başlayabilirler. Bu olay onların bir şey hissetmediği anlamına gelmez. Her olayda kendi dışavurumlarını gösterme biçimleri farklıdır. Çocuklar, kendilerini açamadıkları için biz de oyun yoluyla ya da kendi yaptıkları resimlerle açılmalarını bekliyoruz. Resimleri ve oyunları üzerine konuşuyoruz. Kayıp hikayesi okuyabiliyoruz oradan bir sohbet açıyoruz. Sohbete katılım süreleri kısa oluyor. Sürekli ve sadece oyun oynamak istiyorlar. Bu soruyu çalışmamız bittikten sonra daha iyi cevaplayabiliriz. Çocuklar, yeni hayatlarına yetişkinlerden daha kolay uyum sağlayabiliyor aslında. Önemli olan çocukların problem çözme ve baş etme mekanizmalarını geliştirip güçlendirmek. Yetişkinlerin dünyası, çocukların kafalarını daha çok karıştırabiliyor.

Yurtsuz - Çocuğa "Ağlama evladım" demek yanlış mı?

Burcu Ovacık: Evet, yanlış. Ağlamak insani bir tepki, izin vermek gerekir.

Yurtsuz - Babası ölen çocuklar ile babası ölmeyen çocuklar arasında ne oluyor, ne bitiyor?

Burcu Ovacık: Güzel soru. Babası ölmediği halde bu olaylardan etkilenip, kendi babasını kaybetme korkusuna kapılan çok çocuk var. "Bir gün benim babam da ölebilir. Babamın gittiği maden de patlayabilir" diyen çocuklar var. Bu sebepten dolayı babalarını madene göndermek istemeyen çocuklar var. "Baba ne olur gitme o maden ocağına! Seni kaybetmek istemiyorum." diyen çocuklar var. Çocuklar, babalarını madene göndermek istemiyor.

Başka bir duruma daha değinmek gerekir. İlk zamanlarda kaybı olan ailelere ve çocuklara çok yoğun bir hediye/yardım takviyesi geldi. Ancak kayıp yaşamamış evlerdeki çocuklar haksızlık hissetti. Onlar da oyuncak almak istediler haliyle. Ancak çocuklar kendi aralarında çekişmeye başladılar: “Senin baban ölmedi, sen oyuncak alamazsın”  şeklinde tepkiler verebiliyorlar birbirlerine. Bizim sorunlu yardım anlayışımız çocukları da sakatlıyor.

Yurtsuz - Nasıl bir rehabilitasyon süreci gerekli?

Burcu Ovacık - Devlet, psikologları zorla görevlendirme çıkararak gönderiyor. 3-5 gün orada kalıyorlar, raporlar yazıyorlar. Çalışma yapılmış gibi gösteriliyor. Biz daha değişik bir model uyguluyoruz. Kınık’ta düzenli bulunuyoruz insanlar ile iletişim kurabilmek için. Bir de nesne sürekliliği açısından hep aynı insanlarla gitmeye özen gösteriyoruz. Güven ilişkisi kurmak için ve sağlıklı bir bağlanma için çocukların aynı insanlarla bir arada bulunması önemli. Rehabilitasyon; toplumsal zemin ile ilgili.  Aslında söyledikleri çok gerçek bir şey. Baba da o maden ocağına gittiği zaman ölebilir. Bunu nasıl rehabilite edebiliriz? Bunun tek yolu, babanın gittiği madende iş sağlığı ve güvenliğini arttırmaktır. Riski en aza indirmektir. Önlem alınmadığı sürece, o çocuk, o korkuyu yaşamakta haklıdır. Ne diyebilirsin ki?

Yurtsuz - Ana akım psikolojiyi eleştiriyorsunuz!

Burcu Ovacık: Aslında iktidarı taşlıyorum.

Yurtsuz - Çocuklara gönderilen oyuncaklar ile neler söyleyebilirsiniz?

Burcu Ovacık: Çocuklara hediye alıp, kısa süre de olsa dikkatlerini dağıtmak çocuklara iyi gelmiyor. Bu hediye gönderme sürecinde çok yanlış uygulamalar gözledik. Hediyeler, çocuklar arasında eşitsizliğe, rekabete ve düşmanlığa yol açabiliyor.

Hediyelerle ilgili çok çarpıcı bir cümle eklemeliyim. Mezar ziyaretinde oğlunun mezarı başındaki bir anne şöyle ağlıyor:” Kalk, çocuğunun altına bisiklet oldun, kalk!”

Yurtsuz - Bu çalışmalardan ne hedefliyorsunuz?

Burcu Ovacık: Biz burada travma uzmanı olarak çalışmıyoruz. Onlar ile dayanışmaya gidiyoruz. Elimizdeki mesleki deneyimleri onlar ile paylaşıyoruz. Oyun terapisine ait yöntemler kullanıyoruz, dramayı kullanıyoruz,  resim ve sanat etkinlikleri yapıyoruz. Çalışmamızın bir ayağı da kadın grubu. Kadın grubuna gelen kadınların küçük çocukları oluyor. Küçük çocuklarla da ilgileniyoruz. Böylece kadınlarla dayanışabiliyoruz, onlar rahat rahat çalışmalarını yürütebiliyor biz çocuklarıyla ilgilenirken. Yani küçük bir kreşimiz var diyebiliriz. Çocuklarla ilgili gözlemlerimizi ve önerilerimizi ailelerle paylaşıyoruz. Çocuklarla eğitsel çalışmalara da yer veriyoruz. Paylaşmak, saygı, anlayış gibi kavramları işliyoruz

Hedeflerimize gelince; çocukların katliamı nasıl algıladıklarını, baş etme mekanizmalarını, çocuğun dünyasına ulaşmanın yöntemlerini keşfetmeye ve anlamaya çalışıyoruz. Bir de ileride çocukların aklında şu kalsın: “Solcu ablalar ve ağabeyler bizim yanımızdaydı.” Dayanışmanın soldan geldiğini hissetsinler, belleklerine alsınlar istiyoruz. Bunu da kendi mesleki alanımızdan yapmaya çalışıyoruz.

Röportaj: Uğur Şahin Umman

0
Yorumlar...