Sokaklar- meydanlar özgürlük mekânlarıdır Yazılar
20.10.2014 17:26:05, Mahmut BALPETEK

Sokaklar- Meydanlar Özgürlük Mekânlarıdır

Yaklaşık dört  yıl önce İzmir’de, bir arkadaşımın evinde İran vatandaşı Azeri kökenli  Kawa  ile tanıştım. Kawa ile çok merak ettiğim İran’ı  konuştuk. Daha doğrusu ben sordum o anlattı. Kawa’nın babası, İran Komünist Partisi üyesiymiş. Kendisi de sistem muhalifiydi. Kawa, İran’ın  kendi sisteminin sürekliliğini iki yasak üzerinden inşa ettiğini anlattı.

İlk olarak kadınları devamında  ise bütün insanları sokaktan çıkarıp eve hapseden bir düzenleme oluşturulmuş.  Mevcut  sosyal mekânları ortadan kaldırarak,  sokağı boşaltmış.  Rejimin getirdiği yasaklar, bu vesileyle yaratılan suçluluk çeşitliliği, her an tutuklanma korkusu, sokakta olmayı  insan için  tehlikeli hale getirmiş. Buna karşın  göreceli  de olsa evin daha  güvenli olduğu algısı hakim kılınmış. Dolayısıyla iş çıkışı herkes, hızla evine gitmek zorunluluğu yaşarken bu bir yaşam biçimine de dönüşmüş. İşten eve evden işe bir toplumsal hayat kalıbı oluşturulmuş, toplum bu kalıba uygun davranmak zorunda kalmış.

İkincisi de  görsel ve yazılı medyayı tamamını kontrol altına almış sonrasında da sosyal medyayı filtreleyerek  sanalda da olsa dış dünya  ile olası bağı kesmek için internete sınırlama ve yasak getirilmiş. İnternet üzerinden yapılan bütün haberleşmeler, sıkı bir denetimden geçirilerek, olası şüpheli  mesaj sahipleri tutuklanmış.

Kawa’nın anlatımıyla mollalar iktidarı, internet  ve sokağı  kendine tehlikeli gördüğü için ıskalamadan bu hedefleri vurmuş. Toplum,  paralize edilerek, bozuk kişilikli, güvensiz “birey“ yaratılmış. Aynı binada yaşadığı komşusuna bile güvenmeyen, onunla ilişki kurmaktan kaçınan paranoya  ruh hali, toplumun üzerine bir karabasan gibi çökmüş.

Türkiye, İran Gibi Güvenlik Devletine Yönelmektedir

Kawa’nın bu saptamaları, AKP iktidarının sokak ve sosyal medya korkusunun nedenlerini anlamayı daha kolaylaştırmaktadır. Dün  mollaların İran’da hayata geçirdiği  sistemi, bu gün AKP Türkiye’de  uygulamayı amaçlamaktadır.

 AKP iktidarının yasaları uygulamama ve yasal hakları yok sayan yaklaşımının somutlandığı alanların başında, gösteri ve yürüyüş  hakkı  gelmektedir. En ufak ve masumane talep için yürümek ya da gösteri yapmak isteyenlere kolluk güçleri, sınırsız şiddet uygulamaktadır. Türkiye’de Gezi’den bu yana defacto olarak anayasal ve yasal düzenlemeler askıya alınmış, keyfi ve kuralsızca yönetilmektedir. Dolayısı ile  anayasanın askıya alındığı bir ara rejim durumu ile karşı karşıyayız. Savaş çığırtkanlığı yaparak güç devşirmeye çalışan AKP, yasal düzenlemeler ve pratik uygulamaları ile önüne geçilemez bir baskı rejimi inşa etmektedir.  Başbakanlık makamı iğdiş edilmiş, tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı, başkomutan olarak bütün yetkileri şahsında toplamış.

Meydanları ve sokakları kamuya yasaklamak isteyen iktidar ve zihniyet akrabaları, meydanları AVM  yapılacak alanlar olarak görüyor. Gösteriler, kolluk ve paramiliter güçlerce kriminalize edilerek sokak güvensiz alana çevrilmeye çalışılmaktadır. Bu noktada sokağın güvenliğinin sokağa çıkan göstericiler tarafından sağlanması ve sokağa sahip çıkılması demokratikleşmek için önem arz etmektedir. Tıpkı  iktidarın kendi yaptığı yasalara kendisinin uymasını istemek zorunda kalmamız gibi. Gerçi yaptığı yasalara uymadıklarını onlarda anlamış olacaklar ki yeni yasaklar paketi ile hukuk engelini ortadan kaldırmayı hedeflemektedirler.

Özgürlük İçin Sokaklara Sahip Çıkalım

İktidar, adına “güvenlik reformu” paketi denilen yeni  yasakçı düzenlemeleriyle  sokağı düne  göre daha güvensiz hale getirmeye çalışmaktadır. Bu girişimin sonraki adımı,  muhaliflere sokağı yasaklamak, izole ederek  evlere hapis etmektir. Meydanlar, sokaklar kamunundur; devletin ve iktidarın uhdesine bırakılmayacak kadar toplumsal alanlardır, özgürlük mekânlarıdır.

Kentlerde sokaklar insanlar yürüsün, meydanlar toplanılsın, gösteri yapsın diye vardır. Kaldırımların genişliği meydanların büyüklüğü demokratik kültürün göstergesidir. Kaldı ki demokratik geleneklere göre gösteri için izin şartı yoktur. Her hangi bir topluluk, sesini duyurmak için toplanıp gösteri yapabilirler. Talepleri doğrultusunda kamuoyu oluşturmak  için farklı eylem biçimleri gerçekleştirebilirler.

Esasen bu hak,  bu Türkiye’nin anayasal güvencesindedir. 12 Eylül anayasasına düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti başlığının 26 maddesi “ Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu açıklama ve yayma haklarına sahiptir” Bu anayasanın açık hükmüne karşın, bir dizi ama ve fakatlarla bu hak gasp edilmektedir.

AKP’nin hedefindeki diğer bir düşmanın da internet olması “Türkiye,  İran’mı olmaya yöneliyor” dedirtecek cinsten. Gerçi Kawa ile konuşmalarımızda “AKP sinsi biçimde İran mollalarının gittiği yoldan geçmek istiyor” saptamaları yapmaktaydı.  Avrupa ile başlayan,  Avrasya’ya doğru kırılan dış politikaya, “ileri demokrasi” lafzının getirdiği otoriter sisteme bakıldığında İran mollalarının gittiği yoldan gitmesine “imkânsızdır” demek  mümkün değildir. Ancak kimin izinde yürüyor olursa olsun, yürüyüş güzergâhı  baskıcı otoriter şoselere uğradığı tartışma götürmez bir gerçektir. O zaman özgürlük ateşi sokaktadır.

0
Yorumlar...