Kürt Sorununun Tarihi ve Çözüm Yolları (II) Kürt Sorunu
13.12.2010 09:18:45, Mahmut Balpetek

Cumhuriyet Dönemi Kürt İsyanları

Cumhuriyetin kurucu iradesi, Kürtlerin varlığını inkâr, bu dolayım ile haklarını gasp etmekle kalmadığı gibi Osmanlı'dan kalma hak kırıntılarını da çeşitli yasal düzenlemeler ile geri alma sürecine girdi. Cumhuriyet’in yaratmak istediği tek millet, tek bayrak, tek devlet üçlüsünün inşası için bu durum kaçınılmazdı. Buna Kürtler tarafından gelen itiraz kendi direnişini yaratmıştır. Bu direnişler çeşitli biçimlerde rejim tarafından kanla bastırılmıştır. Bu isyanların ortak paydaları:
a. Bütün isyanların liderleri asılmış veya öldürülmüştür. İsyanın yaşadığı sınırlar içinde muazzam bir katliam gerçekleştirilmiştir.
b. Yaşanan bütün isyanlar sonrasında zorunlu güç yaşanmıştır.
c. Yaşanan bütün isyanların bastırılması esnasında orantısız ve abartılı bir şiddet kullanılmıştır. (yeni isyan denemelerine ibret-i alem olsun diye) Bugün T.C.’ye karşı duyulan güvensizliğin kaynağını buralarda aramak gerekir.                                                        
   1. Nasturi İsyanı (1924- Hakkari)
   2. Jilyan İsyanı (1926- Siirt)
   3. Şeyh Sait İsyani (1925- Bingöl-Mus-Diyarbakir)
   4. Seit Taha ve Seit Abdullah İsyanı (1925-Semdinli)
   5. Reskotan ve Reman İsyanı (1925- Diyarbakir)
   6. Eruh'lu Yakup Ağa ve Oğulları (1926-Pervani)
   7. Güyan İsyanı (1926-Siirt)
   8. Haco İsyanı (1926- Nusaybin)
   9. I. Ağrı İsyanı (1926)
 10. Koçusagi İsyanı (1926- Silvan)
 11. Hakkari-Beytüşşebab İsyanı (1926)
 12. Mutki İsyanı (1927- Bitlis)
 13. II. Ağrı İsyanı (1927)
 14. Biçar İsyanı (1927- Silvan)
 15. Zilanlı Resul Ağa İsyani (1929- Eruh)
 16. Zeylan İsyanı (1930- Van)
 17. Tutakli Ali Can İsyanı (1930- Tutak-Bulanik- Hinis)
 18. Oramar İsyanı (1930- Van)
 19. III. Ağrı İsyanı (1930)
 20. Buban Aşireti İsyanı (1934- Bitlis)
 21. Abdurrahman İsyanı (1935-Siirt)
 22. Abdulkuddüs İsyanı (1935-Siirt)
 23. Sason İsyanı (1935-Siirt)
 24. Dersim İsyanı (1937-Tunceli)
 25-PKK İsyanı (1984-Bütün Kürt coğrafyasında)
1937’deki Dersim İsyanı, Cumhuriyet’in kendi sorunlarını görece çözmüş olmasına paralel olarak dünyada yükselen ırkçı-faşist dalganın yarattığı siyasal iklimin de katalizörlüğünde bir vahşet ile bastırıldı. Ardından buna uygun yasal düzenlemeler, devamında yaratılan olağanüstü durum ve sindirme politikası sonucu, Türkiye Kürdistan’ında uzunca bir zaman Kürt sorunu ve bu eksenli mücadele gizlice ve sınırlı sayıda insan arasında, popülerleşme eğilimine giremeden varlık buldu. Ancak Kürtler gibi farklı devletler arasında parçalanmış-pay edilmiş bir halkın, bir devlet sınırı içinde olumlu ya da olumsuz anlamda oluşabilecek bir gelişmeden, öteki parçalarda farklı oranlarda da olsa etkilenmesi kaçınılmazdır.
Mahabad Kürt Cumhuriyeti ve KDP’nın Doğuşu
İran Kürtleri 24 Ocak 1946’da ayaklandı ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ni kurdu. Cumhurbaşkanı Qazi Muhammed, ulusal marş “Ey Raqib” idi. Cumhuriyet 17 Ocak 1947’de şah rejimi tarafından yıkıldı, Qazi Muhammed idam edildi. Cumhuriyetin askeri liderlerinden Başkan Molla Mustafa Barzani, katliamdan kaçırabildiği sayıları 300 bini bulan Kürt nüfusu, Türkiye/İran sınırı üzerinden kuzeye SSCB’ye götürdü. Yaklaşık bir yıl yaşayan bu cumhuriyet yıkılmış olmasına karşın en uzun süreli yaşamış devletleşme girişimi olarak tarihteki yerini alırken, Kürtleri devletleşme fikrine yakınlaştırdığını, bu fikri sahici ve inandırıcı kıldığını söylemek mümkündür.
Kısa süren bu süreç kendisi ile birlikte Kürtler için dört parçada uzun erimli bir örgütlenme aracı olarak parti yaratmıştır: Kürdistan Demokrat Partisi kısaca KDP (Kürtçe: Partîya Demokrata Kürdistan),   16 Ağustos 1946’da kurulan bir Kürt partisidir. KDP'nin kurucusu Molla Mustafa Barzani'dir. 1979’dan beri partiyi oğlu Mesut Barzani yönetmektedir. Kuruluşunda ideolojisini sosyal demokrat diye tanımlamıştır.
1939'da Şeyh Mahmut Berzenci'nin yardımcısı Refik Hilmi Süleymaniye'de Hêwî örgütünü kurmuştur. 1943'te Barzaniler Irak yönetimine karşı isyan etmiştir. Ancak İngilizlerin desteğini alan Irak ordusu saldırıya geçip Barzanileri bastırmıştır. Kasım 1945'te Mustafa Barzani 10 bin Barzani aşireti mensubuyla birlikte İran'a sığınmıştır. İran'da KOMELA'nın (Komelayî Jîyanaweyê Kurdistan) Irak Kürdistanı’ndaki kolu Rizgarî örgütünü kurmuşlardır. Hêwî de kendini feshederek Rizgarî'ye katılmıştır.
22 Ocak 1946'da İran'da Mahabad Cumhuriyeti kurulunca Irak-İran Kürtlerinin birlik düşüncesi güçlenmiş ve Rizgarî ve diğer ulusalcı grupların da katılmasıyla 16 Ağustos 1946'da Kürdistan Demokrat Partisi-Irak kurulmuş ve genel sekreterliğine Mustafa Barzani seçilmiştir. 1979’dan bu yana oğlu Mesut Barzani bu partinin başkanıdır.
1958 Darbesi ve Abdülkerim Kasım
Barzani'nin Sovyetler'de bulunduğu dönemde, İngilizlerin Irak'taki hakimiyeti sürüyordu. İngilizlerin, hem Mahabad hem de Sovyet süreci nedeniyle, Barzanilere ve özellikle Mustafa Barzani'ye yönelik kini daha bir artmıştı. Bu nedenle olsa gerek, başta Şeyh Ahmet ve kardeşleri ile çocukları olmak üzere, neredeyse Irak'taki Barzanilerin tümü hapse atılmışlardı.
Barzanilerin Irak içindeki ve dışındaki sürgünü 1958 yılındaki Abdülkerim Kasım darbesine kadar sürdü.
Irak'ta yönetimin değiştiği haberi, kısa zamanda Barzani'ye ulaştırıldı. Barzani için 12 yıla yakın süren mültecilik döneminin sonu da yaklaşmıştı. Sovyetler'den ayrılan Mustafa Barzani, birkaç ay Romanya, Çekoslovakya ve Mısır'da devlet ve hükümet başkanlarıyla görüşmeler yaptı. 1958 yılının Ekim ayında ise Bağdat'a geri döndü. Mustafa Barzani'nin Bağdat'a dönüşü büyük bir gösteriyle kutlandı. Araplar ve Kürtlerden oluşan on binlerce kişi, Barzani'yi karşıladılar. Barzani'yi karşılayanlar arasındaki en büyük kitleyi, Irak Komünist Partisi (IKP) üye ve taraftarları oluşturuyordu.
Ancak Kürtlerin Irak'taki bu baharı da uzun sürmedi. Birçok olanak yakalanmasına rağmen, Kürtler ayrılık yanlısı tutum takınmadılar. Arapların ve Kürtlerin ortak vatanını Irak'ta birlikte oluşturmak için çabaladılar. Tüm iyi niyetlerine rağmen, Abdülkerim Kasım'ın Mısır lideri Cemal Abdülnasır'ın etkisiyle Arap milliyetçiliğine soyunması ve Kürtleri toplumdan ve yönetimden izole etmeye çalışması, Kürtler ile Bağdat'ın ilişkisinin bozulmasına neden oldu.
Mısır kaynaklı Nasır milliyetçiliği, Irak'ın her tarafını sarmıştı. Bu uygulamalar sonrasında Irak'ta içinde Kürtlerin de yer aldığı Ulusal Birlik Cephesi fiilen çöktü. Kürtlerin aleyhine başlayan gelişmeler üzerine, Barzaniler bir kez daha ayaklanma kararı aldı. Bu yeni ve uzun ayaklanma kararı, 30 yıl sürecek yeni bir savaşın da başlangıcı oldu. 1961 ayaklanması ya da 30 yıl savaşında Kürtler, 1961 yılında bir kez daha Irak Kürdistanı dağlarına çekildiler. On binlerce peşmerge, Mele Mustafa Barzani'nin komutasında büyük bir partizan savaşını başlattı. Savaşın ilk yıllarında Irak Kürdistan’ının büyük bir bölümü kurtarılmış, özellikle Irak Kürdistan’ının dağlık kuzey bölümü başta olmak üzere yerleşim yerlerinin önemli bir bölümü Kürtlerin denetimine geçmişti. Irak hükümetinin genel saldırılar dışında Irak Kürdistan’ında hiçbir hakimiyeti yoktu. 1961 ayaklanmasının cephe boyutu 1971 yılının ilk aylarına kadar sürdü. Irak'ta direkt devlet başkanı olmasa bile bir darbe ile yönetime gelen ve yönetimde büyük bir ağırlık oluşturan Saddam Hüseyin, 11 Mart 1971'de Kürtler adına Mustafa Barzani'nin, Araplar adına da kendisinin imzaladığı bir otonomi anlaşmasına imza attı. Kürtler ile imzalanan anlaşma sonrasında savaş bir kez daha durdu. Kürtler dağlardan inerek, kendi meclislerini kurdular ve içte tamamen bağımsız bir tutum takınarak, kendi ülkelerini kendi yasaları ile yönettiler.
1971 yılında imzalanan otonomi anlaşmasının sonuçları, ne yazık ki uzun sürmedi. Irak ile İran devletleri arasında 1975 yılında imzalanan “Şat-ül Arap-Cezayir Anlaşması”ndan sonra otonomi anlaşması, Saddam tarafından hukuken olmasa bile fiilen tek taraflı olarak yok sayıldı. Irak'ta otonomi anlaşmasının imzalandığı yıllarda ABD'nin desteğini alan Barzani, hem bu desteğin geri çekilmesi hem de İran ile Fao adaları karşılığında Kürt hareketinden desteğini geri çekme konusunda anlaşan Irak hükümetine direnemeyerek İran'a sığındı. Bu durum KDP içindeki ayrışmayı hızlandırdı. 1975 yılında yaşanan bu büyük yenilgi ve geri çekilme döneminde, Mustafa Barzani, peşmergelerini bir daha dağa sürmeyeceğini söylüyordu. Yeni filizlenmeye başlayan sol hareketler bu durumu kabullenmedi. KDP dışındaki yapılar arasında bir arayış başladı. Küçük partizan grupları halinde örgütlenen sol ve sosyalist kimlikli üç Kürt örgütünün Celal Talabani'nin liderliğinde birleşerek Kürdistan Yurtseverler Birliği'ni (KYB) veya kısaca "yekiti"yi (birlik) kurması ve 1975 yılında Irak Kürdistan’ında silahlı mücadeleyi yeniden başlatması, bu büyük yenilgiden sonra ortaya çıkan yeni durumdur. Bu aynı zamanda Irak Kürdistan’ında savaşın kesintisiz sürmesini de sağlayan kendi döneminde soldan bir müdahaledir.
1975 yılındaki bu ayrışma, aynı zamanda 2000'li yılların başına kadar sürecek olan kanlı kardeş kavgalarının (bıra köji) başlangıç tarihidir de. Aynı zeminde mücadele yürüten silahlı Kürt hareketleri, zaman zaman durgunlaşsalar bile, 2000'li yılların başlarına kadar birbirlerine de silah sıkmaktan çekinmediler.
Türkiye Kürtleri, durgunluk dönemi diye nitelenebilecek bir süreçten geçerken, 1958′de Irak’ta krallık rejiminin sona ermesi sonrası vatanına dönebilen Molla Mustafa Barzani’nin tekrar çalışmalara başlaması ve ulusal Kürt mücadelesinin yeniden alevlenmesi üzerine, Türkiye Kürdistan’ında da bazı siyasi faaliyetler baş gösterir. Türkiye Kürtleri için bir toparlanma süreci olan bu yıllar, aynı zamanda tutuklama ve baskı yılları olarak da tarihe geçer. 17 Aralık 1959′da İstanbul ve Ankara gibi illerden toplanan Kürt aydınları, 49′lar adı verilen davalarla gündemdeyken, 27 Mayıs 1960 darbesi ile Kürtlere yönelik tutuklamalar başka bir boyut kazanır. Nitekim darbeden dört gün sonra Kuzey Kürdistan’da ikamet eden 485 kişi hiçbir gerekçe gösterilmeden menkul ve gayrimenkul tüm varlıklarına el konulup tutuklanarak Sivas Kabakyazı’da bir kampta toplatılır. Çoğu Kürt aşiretlerinin önde gelenlerinden olan bu kişiler arasında Faik Bucak da vardır. 1961 yılında yargılanır ve Kürtçülük suçundan 3 ay Balıkesir Cezaevi’ne konur. 1961′in ortalarında Silopi’ye gider ve Sait Elçi, Ömer Turhal ve diğer bazı Kürt aydınları ile birlikte daha çok Mustafa Barzani’nin başında bulunduğu Kürdistan Demokrat Partisi’nin etkisinde kalacak olan Kürdistan Demokrat Partisi Mesullüğü adlı gizli bir örgüt kurarlar. Örgüt yaklaşık dört yıl boyunca gizli bir biçimde faaliyetlerini sürdürür ve Şeyh Said isyanına katılmış olan Liceli Fehmi Bilal’in önerisiyle partileşme kararı alınır. 11 Temmuz 1965′te, Türkiye sınırları içerisinde Kürt özerkliğini savunacak olan Türkiye-Kürdistan Demokrat Partisi (T-KDP) kurulur ve yine Liceli Fehmi ve 8 parti üyesinin önerisiyle, Faik Bucak genel başkanlığa getirilir. T-KDP, kısa bir süre içerisinde yurt içinde ve yurt dışında büyük bir ilgiyle karşılanır. Birçok aydın, parti ile ilişki geliştirir. 4 Temmuz 1966 saat 10 sularında, Faik Bucak Urfa Karaköprü mevkiinde öldürülür. Aynı zamanda 1960’lı yıllar Türkiye’de işçi sınıfı ve sosyalist düşünce akımının da biriktirme döneminden popülasyon dönemine evirildiği zamanın tarihteki takvimidir.
Yorumlar...