Tariş Direnişi: 22 Ocak–16 Şubat 1980 Tariş Direnişi
18.1.2011 14:04:39

22 Ocak–16 Şubat 1980

Geçmişi ile ilişkisini esas olarak “unutma” üzerine kuran bir toplumun yaşadığı, “unutturmayı” bir idare tekniği olarak kullanan bir devletin egemen olduğu bu ülkede 20’li, hatta 30’lu yaşlarını yaşayan pek çok genç insan için “direniş” ve “devrimci dayanışma” gibi kavramlar bir anlam ve değer ifade etmeyebilir ya da ilk kez yaşanıyor gibi kavranabilir.

Çok değil, sadece 34 yıl önce bu ülkede, bu ve benzeri kavramlar büyük insan kitlelerini harekete geçiriyor, onların eylemlerine yön verebiliyordu.

İşte böylesi kitlesel eylemlerden biri de 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin arifesinde gerçekleşen ve resmi tarihin “Tariş Olayları” olarak adlandırdığı büyük işçi direnişidir.
 
Ancak hemen belirtmek gerekir ki, Tariş Direnişi’nden söz ederken beraberinde Gültepe ve Çimentepe Direnişleri’ni anmamak büyük bir eksiklik ve haksızlık olur.
 
Tariş Direnişi, ekmeği, işi, geleceği ve onuruna sahip çıkmak isteyen işçilerin eyleminin adı olurken Çimentepe ve Gültepe Direnişleri ise işçiler ile halkın ve devrimcilerin dayanışmasını ifade eder.
 
Siyasal iktidarların popülist politikalarının aracı Tariş…
 
Tariş, Ege Bölgesi’nin incir, üzüm, pamuk, zeytin ve zeytinyağı gibi tarımsal ürünlerini değerlendirmek üzere kurulmuş olan, 70’li yılların sonlarına gelindiğinde 80 bine ulaşan üretici ortağı ile Türkiye’nin en eski ve en büyük üretim kooperatifidir. Tariş’in yönetimi, ülkedeki diğer birçok üretici kooperatifinde olduğu gibi büyük toprak sahipleri ile büyük hissedarların elindeydi.
 
Kooperatif, büyük çoğunluğu İzmir’de kurulu olan gıda ve tekstil sektöründe faaliyet gösteren sanayi işletmelerine sahipti. Bu işletmelerin yöneticileri Sanayi Bakanlığı tarafından atanıyordu. Bakanlık, sadece yöneticilerin değil işletmelerin kadrolarının da belirlenmesinde söz sahibi idi. 
 
Tariş, sahip olduğu sanayi işletmelerinin büyük istihdam kapasiteleri yanı sıra tarımsal ürünlerin taban fiyatını belirleme gücü sayesinde siyasal iktidarların popülist politikalarına dolayısıyla da Ege Bölgesi’ndeki siyasal nabzı kontrol etmeye imkan sağlayan önemli bir araçtı.
 
MC iktidarları döneminde Tariş’te faşist kadrolaşma…
 
Bu niteliği ile her dönem siyasal iktidarların ağzını sulandıran Tariş, 70’li yıllarda yükselen toplumsal muhalefet ve devrimci hareketi ezmek için oluşturulan 1. ve 2. Milliyetçi Cephe (MC) Hükümetleri döneminde faşist kadrolaşmanın önemli bir merkezi olmuştu.
 
1975-77 yılları arasında iktidar olan MC Hükümetleri’nin ortaklarından MHP’nin Sanayi ve Ticaret Bakanlığı üzerindeki etkisiyle yüzlerce işçi baskı ve terör uygulanarak işten çıkarılmış ve yerlerine MHP militanları yerleştirilmişti. Faşist militanlar, bir yandan fabrikalardaki işçilerden Ülkü Ocakları için haraç toplarken diğer yandan Tariş’i İzmir’deki anti-faşist, devrimci örgütlenmenin geliştiği mahalle, işyeri ve okullara yönelik saldırıların bir üssü haline getirmişti. MHP’li militanların kendilerinden olmayanlara yönelik baskı ve tacizleri öylesine artmıştı ki, MC Hükümetlerinin büyük ortağı AP içinde dahi çok ciddi eleştiri ve kaygılara yol açmaktaydı. AP’nin İzmir Milletvekili Talat Asal, Başbakan Süleyman Demirel'e bir mektup yazarak duruma müdahale etmesini istemişti.
 
Diğer yandan işletmelerde sürdürülen üretimin niteliğine uygun vasıflara sahip olmadıkları halde işe alınan faşist militanların üretim dışı faaliyetlerde bulunması nedeniyle Tariş tam bir iflasın eşiğine gelmişti.
 

Faşist kadroların tasfiyesi ile Tariş’te üretim artıyor…
 
2. MC Hükümetinin dağılmasıyla iktidara gelen CHP’nin ilk işi, kendi iktidarını kanıtlamanın bir ifadesi olarak Tariş’e el atmak oldu. Gerek CHP’nin kadro politikaları, gerekse sosyalist, devrimci işçi gruplarının çalışma ve mücadelesi sonucunda faşist militanlar Tariş’ten tasfiye edildi.
 
Üretim, işletme kapasitelerinin % 90’ı gibi rekor bir düzeye çıktı. Aynı zamanda işletmelerde sosyalist, devrimci örgütlenme gelişti ve sendikalaşma oranı arttı. Devrimciler, DİSK’e bağlı Gıda-İş ve Tekstil-İş sendikaları yönetimlerinde etkin olurken bu sendikalar da birçok işletmede yetki aldı. Bu sayede çalışanların hak ve ücretlerinde de gözle görülür gelişmeler oldu. Tariş’te işçi olmak adeta bir ayrıcalık haline geldi.
 
3. MC Hükümeti kuruluyor, baskılar artıyor…
 
14 Ekim 1979 ara seçimlerinde alınan ağır yenilgi CHP’nin iktidarı yitirmesine yol açtı. Seçim sonuçları AP, MHP ve MSP’yi yeniden bir araya getirdi. Ancak bu kez eski MC ortakları hükümette yer almayacaklar, AP iktidarını dışarıdan destekleyeceklerdi.
 
MC tabanlı AP hükümetinin önüne koyduğu öncelikli işler, ülkenin “iç savaşa doğru gittiği” gerekçesiyle “asayişin” sağlanması, dış borç ve döviz bunalımını aşacak radikal ekonomik önlemleri almaktı.
 
Henüz hükümet güvenoyu almadan, 4 Aralık 1979'da, sıkıyönetim komutanları ile hükümet arasında yapılan toplantıda generaller, ceza yasalarının ağırlaştırılmasını, devletin gündelik hayata yönelik müdahale ve denetimlerinin arttırılmasını ve daha fazla ilde sıkıyönetim ilan edilmesini talep etmişlerdi. Başbakan Demirel, bu talepleri benimsediğini ve “asayiş” konusunda generaller ile tam anlamıyla mutabık olduğunu belirtti. Başbakan’ın gösterdiği bu sıcak ilgi ve muhabbet, generallerde çoktandır üzerinde kafa yordukları “müdahale” konusunda bir fikir değişikliği yaratmadı. Nitekim 13 Aralık 1979’da Selimiye Kışlası’nda bir araya gelen generaller, gerekli ortamın tam olgunlaşmadığını düşünerek, müdahaleden önce bir muhtıra verme kararı aldılar. 1 Ocak da Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları, Cumhurbaşkanı’nı ziyaret ederek muhtırayı sundular.
 
Diğer yandan, Süleyman Demirel’in ünlü ifadesi ile “70 sente muhtaç kalmış” Türkiye ekonomisini IMF ve Dünya Bankası’nın direktif ve perspektifleri doğrultusunda uluslararası yeni iş bölümüne göre yeniden yapılandıracak olan ekonomik önlemler paketi hazırlanıyordu. Kamuoyuna duyurulduğu 24 Ocak tarihi ile anılan bu paketin özü, büyük bir devalüasyon ile birlikte tüm mal ve hizmetlere yüksek oranda zam yapılması, buna mukabil ücret ve maşlarda artışların durdurulması, kamu harcamalarının kısıtlanması gibi önlemleri içeren “sıkı para politikası” idi. Bu paketin hayata geçirilmesi için geleneksel popülist politikalara itibar etmeyen “güçlü” ve “otoriter” bir iktidara ihtiyaç vardı.
 
Nitekim paketin hazırlayıcısı, daha sonrada uygulayıcısı olan Turgut Özal, 8 Ocak’ta generallere paket hakkında bilgi verirken “ekonominin düze çıkarılması için mutlaka toplumsal muhalefetin dizginlenmesi, mevcut sendikal çerçevenin ve toplu sözleşme sisteminin daraltılması gerektiğini” söyler. Turgut Özal’a göre “demokrasi bir başıbozukluk değil disiplin rejimidir!”. Paketin gerekliliği ve hayata geçirilmesi için alınacak önlemler konusunda generalleri ikna eden Özal, bir bakıma onların darbe konusundaki kararlılığını da pekiştirmiş oldu. 
 
Gözler Tariş’e dikiliyor, mücadele sertleşiyor…
“Asayişin” sağlanması ve ekonominin yeniden yapılandırılması için hızla harekete geçen MC tabanlı AP hükümetinin öncelikli hedeflerinden biri haliyle Tariş oldu. Böylelikle, her iktidar değişikliği sonrasında Tariş’te yapılması geleneksel hale gelen tasfiye ve kadrolaşma döngüsü hayata geçirilerek iktidar olmanın gereği yerine getirilmiş olacak, yarım kalan faşit kadrolaşma tamamlanacak, daha da önemlisi 24 Ocak kararlarının bir provası yapılmış olacaktı.
 
Hükümet çevreleri zaman geçirmeden Tariş’in “komünist terör yuvalarından biri olduğu” yönünde iddialar ileri sürmeye başlar. AP hükümetini destekleyen büyük bölge gazetesi Yeni Asır da “Tariş ortakları kan ağlıyor!”, “Üretim düşüyor!”, “Komünist militanlar terör estiriyor!” biçiminde manşetler atarak kamuoyu oluşturmaya çalışır.
 
Bu arada olası bir saldırı ve tasfiye girişimine karşı Tariş işletmelerinde çalışan farklı sosyalist, devrimci grupların taraftarı işçiler “devrimci eylem birliği” oluşturduklarını ilan ederler. Bu çaba uzun ömürlü olamaz ise de işçilerin asgari düzeyde güç birliği içinde hareket edebilmelerine zemin sağlar.
 
AP hükümeti, Ocak ayının başında düğmeye basar. Önce Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 300 kadar işçinin işten çıkarılmasını ister. Bu talimatı yerine getirmeyen Tariş Genel Müdürü Erdinç Gönenç’i görevden alarak yerine Hakkı Gürün’ü getirir. Ardından da İçişleri Bakanlığı, 14 Ocak 1980 tarihinde İzmir Valiliği’ne gizli bir talimat göndererek, Tariş’te ki suç odaklarının açığa çıkarılması için bir istihbarat çalışmasının yapılmasını ve tespit edilen unsurların yakalanması için de 22 Ocak’ da tüm işletmelere yönelik bir operasyonun gerçekleştirilmesini ister.
 
Operasyon ve direniş başlıyor… 
 
22 Ocak 1980’de Cumhuriyet tarihinin belki de en sert, uzun ve kitlesel direnişlerinden biri başlar. Sabahın erken saatlerinde panzerler eşliğinde yüzlerce polis ve jandarma arama yapma gerekçesiyle işletmelere gelir. Fabrika kapılarının kırılarak adeta bir saldırı biçiminde gerçekleştirilen sözde “arama” işçilerde başlangıçta bir şaşkınlık yaratır. Ancak kısa sürede toparlanan işçiler derhal direnişe geçerler. Özellikle Çiğli İplik Fabrikası’nın işçileri polis ve jandarmaları fabrikaya sokmaz.
 
Direnen işçiler yalnız kalmaz. Tariş’te çalışan işçilerinin yoğun olarak oturduğu Çimentepe (Bugünkü adı Güzeltepe) ve Gültepe’e gibi gecekondu semtlerinde operasyonun başladığı duyulunca halk kendiliğinden sokağa dökülerek operasyonu protesto eder. Ege Üniversitesi öğrencileri de üniversiteyi işgal ederek, Tariş işçileri ile dayanışma içinde olduklarını bildirirler.
 
Ertesi gün AP ve CHP İzmir İl Örgütleri’nin yetkilileri ortak bir açıklama yaparak “İzmir olaysız bir kent. Üretimin aksaksız sürdüğü Tariş’te kimi çıkar çevreleri işçiyle polisleri karşı karşıya getirmek istiyor.” biçimindeki ifadelerle kaygılarını dile getirirler. Bu arada tüm işletmelerde üretim durur. İzmir çapında çeşitli protesto ve destek eylemleri başlatılır. Ege Üniversitesi öğrencileri üç günlük boykot kararı alır. Kampustan çıkan binlerce öğrenci İzmir-Manisa yolunu kesince polis müdahale eder. Çıkan çatışmada 80 kişi yaralanırken 200 öğrenci de gözaltına alınır. Hürriyet, Yeni Asır gibi gazeteler tüm bu gelişmeleri “İzmir’de Savaş” manşetiyle verir.
 
Tariş işçileri ile dayanışma ve destek eylemleri sonraki günlerde de sürdürülür: 25 Ocak’ta İzmirli işçiler iki saat iş bırakır. 26 Ocak’ ta da DİSK’in “Demokrasi Mitingi” yapılır.
 
DİSK yönetimi daha önceden işçi kıyımına, zamlara, pahalılığa, sürgünlere, anti-demokratik baskı ve uygulamalara, faşist saldırılara karşı değişik illerde art arda yapılacak “Demokrasi Mitingleri” planlamıştır. Bu mitingler dizisinin İzmir ayağının devlet terörünün Tariş’e yöneldiği günlere denk gelmesi direnişe verilen desteği daha güçlü hale getirmek için iyi bir fırsat oluşturur. Devrimci, sosyalist grupların da çabasıyla mitinge katılım çok büyük olur. Tariş’li işçiler direniş sloganları ile alana girdiklerinde orada bulunan 50 binden fazla işçi ve devrimci onları büyük bir coşku ile selamlar.
 
Tabandan gelen bu dayanışma arzusuna karşın DİSK yöneticileri daha sert ve kanlı gelişmelerin yaşanacağı kaygısıyla Tariş Direnişi’nin sona erdirilmesinden yanaydı. Ancak, Tariş işçilerinin devrimcilerin öncülük ettiği önemli bir kesimi ise işten atılma ve Tariş’in faşistleştirilmesi ile sonuçlanacak saldırılara karşı direnmek gerektiğini düşünüyordu. Sonunda DİSK yönetimi işçi kitlesi üzerinde etkili olur ve tartışmalı bir oylama sonucunda 31 Ocak’ta direniş sona erdirilir.
 
Direniş tekrar başlıyor...
 
Ancak siyasal iktidar, ne pahasına olursa olsun Tariş’i ele geçirme fikrinden vazgeçmemiştir. 6 Şubat’ta Tariş Genel Müdürlüğü gazetelere ilan vererek zarar tespiti yapmak amacıyla tüm işletmelerin bir hafta süreyle kapatılacağını duyurur. Oysa işçiler ilk direnişte oluşan bazı ufak tefek hasarları onarmıştır ve üretimi tam kapasite sürdürmektedir. Söz konusu gazete ilanlarında ayrıca tüm işçilerin iş akitlerinin feshedildiği ve bu bir haftalık süre içinde “dürüst, işine bağlı ve yasadışı direnişe katılmamış işçilerin belirlenerek haklarının korunacağı” duyurulmaktaydı.
 
Bu ilan, operasyonun yeniden başlayacağının işaretidir. Bu gelişme karşısında Tariş’in bütün işletme ve fabrikalarında direnme kararı alınır.
 
7 Şubat’ta polis tekrar operasyon başlatır. Buna karşın işçiler barikatları yeniden kurup, güvenlik güçlerinin işletmelere girmesini engellemeye çalışır. 1 No’lu Üzüm İşletmesi’nde 700 kadar işçi üç saat kadar direnir. Çıkan çatışmalarda 17 güvenlik görevlisi ve 50 kadar işçi yaralanır, 600 kadar işçi de gözaltına alınarak Alsancak Stadyumu’na kapatılır. İşçilerin bu kararlı ve sert direnişine rağmen polis, Çiğli İplik Fabrikası dışındaki tüm işletmeleri boşaltır.
 
8 Şubat’ta güvenlik güçlerinin hedefi Çiğli İplik Fabrikasıdır. Ancak, önceki gün gerçekleştirilen operasyona büyük tepki duyan İzmir Halkı ayağa kalmıştır. Çiğli, Çimentepe (Güzeltepe) ve Maraş mahallelerinin halkı fabrikaya giden yolda barikatlar oluşturur. Polis ve jandarma bu barikatları saatlerce aşamaz.
 
Başta Gültepe ve Altındağ olmak üzere birçok gecekondu mahallesinde ise halk sokağa dökülür. Esnaf kepenk indirir. DİSK’e bağlı sendikalara üye 55 bin işçi bir günlük iş bırakma eylemi yapar. Bankalar, fabrikalar, belediye otobüsleri çalışmaz ve İzmir’de hayat durur.
 
Gültepe’deki gösterilere müdahale etmek isteyen polisle halk çatışır. Çatışmada bir polis yaşamını yitirir. Ardından "halkı kışkırttığı" gerekçesiyle Gültepe Belediye Başkanı Aydın Erten 100 kadar belediye işçisiyle birlikte gözaltına alınır.
 
9 Şubat’ta, işçiler Yağ Kombinası ile 2 No’lu Üzüm İşletmesi’ne tekrar girmeyi başarırlar. Ancak polis hemen müdahale eder. Yağ Kombinasına panzerlerle giren polis ile işçiler arasında çıkan çatışmada 3 işçi polisin açtığı ateş sonucu yaralanır, kombina yeniden boşaltılır. Aynı gün Gültepe’de sokaklara barikatlar kurulur. Halk ve devrimciler barikatların başında gece gündüz nöbet tutmaya başlar.
 
10 Şubat’ta Çiğli İplik Fabrikası’ndaki direnişi kırmaya giden güvenlik güçlerinin yolu Çimentepe yakınlarında yine barikatlar ile kesilir. Barikatlarda polisle çatışan devrimci gruplar daha sonra mahalle içinden geçip arkadaki tepelere doğru çekilince onları takip etmek isteyen güvenlik güçleri, yaklaşık 100 bin kişinin yaşadığı mahalleye girmeye çalışır. Güvenlik güçleri bu kez karşılarında barikat kurmuş ellerinde sopalarla kadın ve çocukları bulur. Polis saatler süren çatışmalardan sonra barikatları aşarak mahalleye girebilir. Çatışmada direnişçi Cemil Oral yaşamını yitirir, onlarca kişi yaralanır, 500 kişi gözaltına alınır.
 
Direniş tek tek kırılıyor…
 
Hükümet, burjuvazi ve generaller, kısacası tüm egemenler kaygı ile gelişmeleri izlemektedir. Zira direnen, kafa tutan Tariş işçileri ve onlarla dayanışma içinde olan İzmir halkı bütün Türkiye’ye kötü örnek olmaktadır. Nitekim Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, "Biz dış düşmanlarla değil, iç düşmanlarla uğraşıyoruz" diyerek egemenlerin ve ordunun yönelimini belirler: “iç düşman” yenilmelidir.
 
14 Şubat’ta sabaha karşı on bine yakın asker ve polis, kariyer ve helikopterlerle Çiğli İplik Fabrika’sına baskın düzenledi. Sonunda güvenlik güçleri fabrikaya girdi. Direnişteki 1500 işçi fabrikadan çıkarıldı. Özel olarak seçilen 270 işçi gözaltına alınarak Karşıyaka Stadyum’una götürüldü. Hürriyet gazetesi ertesi gün “Asker Tariş’e Girdi!” manşetini attı.
 
Aynı gün DİSK’e bağlı sendikalar iki günlük greve çıktılar. Ancak grev, süre dolmadan 15 Şubat günü öğlen saatinde bitirildi.
 
14 Şubat akşam saatlerinde Gültepe Mahallesindeki barikatlarda sivil faşistler ile yaşanan çatışmada devrimci İskender Gül yaşamını yitirdi.
 
Önce Çimentepe Mahallesi ardından da Çiğli İplik Fabrikası’ndaki direnişleri kıran güvelik güçlerinin son hedefi bir haftadır giremedikleri Gültepe’dir.
 
16 Şubat’ta binlerce asker ve polis Gültepe’yi kuşatır. Gün boyu süren operasyon sırasında çıkan çatışmalarda üç polis yaşamını yitirdi. 100‘e yakın kişi yaralandı, 200'den fazla kişi de gözaltına alındı.
 
Böylece yaklaşık 25 gün boyunca inişli çıkışlı süren, dördü polis ikisi direnişçi olmak üzere 6 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce kişinin yaralandığı, binden fazla kişinin gözaltına alındığı “Tariş Direnişi” son buldu. 20 Şubat’ta da İzmir’de sıkıyönetim ilan edildi.
 
Olaylardan sonra yüzlerce işçinin işine son verildi ve yerlerine MHP'li faşist militanlar dolduruldu. İşine geri alınmayarak 4 çocuğu ve ailesiyle birlikte aç bırakılan Nesimi Çınar isimli işçi intihar etti.
 
Direnişe katıldıkları gerekçesiyle 187 işçi hakkında dava açıldı. 135 işçiye önce 25'er ay ceza verildi. Daha sonra yeniden görülen dava sonucunda dört işçi hakkında verilen idam cezası ömür boyu hapse çevrildi. 19 işçiye de 12 yıl ile 18 ay arasında değişen hapis cezaları verildi. Diğerleri beraat etti.
 
Gültepe direnişine katıldığı gerekçesi ile 95 kişi hakkında dava açıldı. Yargılamalar sonucunda üç kişiye idam, altı kişiye ömür boyu hapis, 49 kişiye de 20 ile bir yıl arasında değişen hapis cezaları verildi.
 
İdam cezası verilenlerden Hıdır Aslan 1984’de Burdur Cezaevi’nde infaz edildi. 
 
Son söz olarak:
 
Bireyler gibi toplumlarda bir hafızaya sahiptirler. Ancak, geçmiş toplumsal hafızada tüm nesnelliği ile muhafaza edilemez. Bireyler gibi toplumlarda hatırlarken o an için sahip olduğu değerler, ihtiyaç ve ilişkiler çerçevesinde geçmiş üzerinde düşünür ve sözü edilen çerçeve dışında kalan pek çok şeyi hatırlamaz, unutur. Ancak “unutma” ile kayıtlar tümden silinmez, daha çok geçmişle ilgili belli olaylara bilançoda yer verilmez. Hangi olayların hatırlanacağına toplumlar kendi tercihleriyle olabileceği gibi iktidarların dayatması yoluyla da karar verebilirler. Bu bakımdan geçmişi kurgulamakla kalmayıp, aynı zamanda şimdinin ve geleceğin deneyimlerini de organize eden toplumsal hatırlama her zaman politik bir nitelik taşır.
 
İşte yenilgiyle sonuçlansa da Türkiye işçi sınıfının ve devrimci hareketin tarihinde onurlu bir yer edinen Tariş İşçileri ile Gültepe ve Çimentepe halkının faşizme karşı direniş ve dayanışmasının öyküsü tüm dayatma ve unutturma çabalarına karşın hangi tarihsel gerçeklikten hareketle geleceğe bakacağımıza dair bizlere yol gösteriyor. Bu direniş, ülke egemenlerinin farklı araçlarla her gün yeniden üreterek topluma benimsetmeye çalıştıkları kurulu düzenin alternatifsiz olduğu fikrine karşı “başka bir yaşamın” her şeye rağmen varolabileceğinin en güzel örneklerinden birinin bu ülke topraklarında nasıl yaşandığını ortaya koymaktadır. Bu direniş unutulmamalı, unutturulmamalı ve hep anımsanmalıdır ki, kardeşçe paylaşmanın, özgürce dayanışmanın geleceğe dair umutlarımızı hep diri tutmamızı sağlayabileceği daha iyi anlaşılsın.
 
Özgür Açılım tarafından hazırlanan "Unutturulanlar- 4 Tariş – Çimentepe – Gültepe Direnişleri” belgeselinden alınmıştır.
 

Not: Tariş Direnişi ile ilgili bu dosya, ulaşabildiğimiz döküman ve bilgiler üzerinden yapılmıştır. Ulaşamadığımız bilgi, belge v.b dökümanların bize ulaştırılmasıyla Tariş Direnişi dosyası sürekli güncellenecektir. Elinde bu konuda bilgi, belge, resim v.b malzemesi olan dostlarımızın katkısını bekliyoruz. Bu dosya sürekli açık kalacaktır.

0
Yorumlar...
Nizamettin aktaş,1.2.2011 11:39:23
Öncelikle böyle dosyaları açtığınız için teşekkürler. Dostlar tariş direnişlerinin yaygınlaştığı gün biz Ege üniversite çalışanlarıda destek verdik. Yağmurlu bir gün idi. Yaklaşık beşbin çalışan insanın hemen,hemen tümü, açil işlemler için çalışan ekipler hariç tüm çalışanlar eylem alanında toplandık. TÜS-DER,TÜM AS, TÜRK TABİBLER ODOSI ortak kararla direniş başlattık. Dışarıda toplanan topluluğa ben seslenmiştim. Her şeye rağmen giriş kapılarını görevlilerle kontrol altına almıştık. Üniversite yönetiçileri kotrol edilen kapıdan alınıyordu içeri. Öğrenciler bu kitlesel eyleme destek veriyordu. TÜM-AS başkanı tünçay sezer, asistan temsilçisi hasan miri ve ben işçi temsilçisi olarak konuşmalar yaptık. Zatan bizim kitlemiz eylemlere alışkınlığı vardı. Bizler hem sendikal çalışmalar, hemde özlük hakları için bir kaç kez geniş kitle katılımlı eylemler yapmıştık. Biz sağlık çalışanları izmirin tarihe not düşen direnişinde bizimde destek anlamında katkımız azınsanmayaçak düzeyde idi. Hatta yeni asır gazetesi bizler için özel başlıklar kullanmıştı.