Mehmet Şakir ÖRS :Tariş işçi-köylü birlikteliğinin alanı olmuştu Tariş Direnişi
18.1.2011 14:33:02

1970'li yılların sonlarında ülkede top­lumsal hareketlilik alabildiğine artmıştı. Sınıfsal ayrışmalar ve siyasal mücadeleler keskinleşiyordu. 'Tariş işletmelerinde öncelikle üretici çocukları çalışmalı' yak­laşımıyla, İzmir'deki fabrika ve işletmele­re Ege'nin üretim yörelerinden çok sayı­da yeni genç işçi gelmişti.

Bunlar sendi­ka, örgütlenme gibi kavramlarla yeni ta­nışıyorlardı. Daha doğrusu bu genç çalı­şanlar, bir yanlarıyla üretici köylü kimli­ğini taşırlarken, diğer yanlarıyla da işçileşiyorlardı. Aynı zamanda bir ayakları toprakta olan bu genç emekçiler, üretim yörelerine, kırsal kesime yeni öğrendik­leri kavramları da taşıyorlardı. DİSK, Tariş'e bağlı tüm işyerlerinde örgütlenmiş­ti. Kısacası, Tariş işletmeleri, adeta işçi-köylü birlikteliğinin hayata geçirildiği alanlar olmuştu. Artık İzmir'de ve Ege'de farklı rüzgârlar esiyordu.

Yaşanan gelişmeler bazı çevreleri rahatsız ediyordu. Ülkede terör olayları da yo­ğunlaşmıştı. Ara seçimlerde istediği so­nucu alamayan Bülent Ecevit hükümeti­nin istifasıyla, ülke yeni bir MC serüveni­ne sürükleniyordu. Bütün bu gelişmeler Tariş için de tehlike çanlarının çalması anlamına geliyordu. Tariş'i hedef tahtala­rına koyan çevreler, bütün güçleriyle Ta­riş işletmelerine çullanmaya hazırlanıyorlardı.
 
Tarişliler diken üstünde
 
Ara seçimlerin ardından, 1979 sonunda, Süleyman Demirel'in başbakanlığında AP hükümetinin kurulmasıyla birlikte, Tariş üzerine hazırlanan oyunlar, kurgu­lanan planlar gün yüzüne çıktı. Bazılarına göre, Tariş'te ve Tariş işletmelerinde solun, DİSK'in etkinliği yok edilmeliydi. Bunun için işe önce birliklerin yönetim­lerini değiştirerek başladılar. Sırada fab­rikalar ve işletmeler vardı. DİSK üyesi Tariş çalışanları adeta diken üzerindeydiler. Pek çoğu kapı önüne ko­nulup işlerini güçlerini kaybetme tehli­kesi ile karşı karşıyaydılar. Onlar için Ta­riş iş, aş, ekmek anlamına geliyordu. İş­lerinden olurlarsa, evlerine ekmek götüremeyeceklerdi. Birçoğu da, geldikleri köylerine yeniden dönmek zorunda ka­lacaktı. Kısacası ekmekleri, çocuklarının rızkı tehlikedeydi.
Tariş işçileri, 1980 yılına işte böylesi duygu ve düşüncelerle girmişlerdi. Tariş'te hava gergin ve ağırdı. 22 Ocak gü­nü güvenlik güçlerinin arama bahanesiy­le işletmelere girmek istemesiyle, ilk ha­reketlilik başladı. Tariş'in İzmir'deki iş­yerlerinde, DİSK'e bağlı işçiler direnişe geçtiler.
 
Direniş yaygınlaşıyor
 
İşçiler öncelikle işlerine sahip çıkıyorlar­dı. Bir başka önemli konu da can güven­liğiydi. İşçilerin önemli bir bölümü, ön­ceki MC dönemlerini yaşamışlardı. O dönemlerde işletmelerde, fabrikalarda yaşananlar henüz belleklerdeydi. Fabrikaların yeniden komando üsleri haline getirilmesi, ortalığın MİSK'in (Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu) ege­menliğine terk edilmesi tehlikesi, çalı­şanları ürkütüyordu. İşte böylesi duygu ve düşüncelerle hare­ket eden Tariş işçileri, bütün işletmeler­de direniş komiteleri oluşturup direniş başlattılar ve giderek direnişi yaygınlaş­tırdılar.
Bu arada önemli bir ayrıntının altını çiz­mek istiyoruz. Direniş günlerinde işçiler fabrikalarda yönetim ve denetimi kont­rolleri altına alırken, üretimi de sürdür­düler. Kamuoyunda yanlış bir kanı ola­rak belletilmeye çalışılan, direnişi kötü­lemek isteyen çevrelerin yaymaya çalış­tıkları gibi, üretim araçlarına hiçbir zarar verilmedi. Tariş işçileri, ekmek tekneleri olan üretim makinelerine gözleri gibi baktılar.
 
Halk işçileri destekledi
 
Günlerce süren direniş boyunca, başta işçilerin aileleri olmak üzere İzmir'in ile­rici, yurtsever halkı Tariş işçilerine des­tek oldu. İzmir'in birçok noktasında des­tek mitingleri, yürüyüşleri gerçekleşti. Tariş işyerleri dışında da işçiler Tariş di­renişine destek amacıyla direnişler, gös­teriler yaptılar. DİSK, İzmir'deki tüm iş­yerlerinde bir günlük genel direnişe git­ti. Direniş günlerine denk düşen 27 Ocak tarihinde, İzmir'de DİSK'in öncü­lüğünde düzenlenen yürüyüş ve mitinge binlerce kişi katıldı.
Tariş direnişi semtlere mahallelere de ya­yıldı. Gültepe, Çimentepe, Çamdibi, Çiğli, Maraş Mahallesi gibi işçilerin yo­ğun olduğu bölgelerde geniş halk kesim­lerinin katıldığı kitlesel gösteriler yapıldı.
Yerel yönetimler de Tariş işçilerinin ya­nında yer aldı. Dönemin İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak ve Gültepe Bele­diye Başkanı Aydın Erten başta olmak üzere, kentin ilerici-demokrat yerel yö­neticileri bütün olanaklarını seferber ederek işçilere destek oldular, moral ver­diler. Gültepe'de yaşanan olaylar sırasın­da, halktan çok sayıda kişiyle birlikte Başkan Erten de gözaltına alındı. (Yine burada bir parantez açıp, bugün artık aramızda olmayan, emeğin ve emekçinin dostları, rahmetli başkanlar İhsan Alya­nak ile Aydın Erten'i saygıyla anıyoruz.) Tariş işçilerine büyük destek veren bir başka önemli kesim de üniversite öğren­cileriydi. Okullarda da direnişler, boy­kotlar yapıldı. Tariş işçilerine destek kampanyaları düzenlendi. Ege Üniversi­tesi öğrencileri İzmir - Ankara karayolu­nu trafiğe kapattılar.
Tariş direnişinin yankıları yalnızca İz­mir'le sınırlı kalmadı. Başta üretim yöre­leri olmak üzere Ege Bölgesi'ne, daha da ötesinde bütün ülkeye yayıldı. Ulusal çapta gündem oluşturdu. Tariş ortağı üreticiler de Tariş işçilerinin haklı direni­şini desteklediler.
 
Şili benzeri görüntüler
 
22 Ocak'ta başlayan direniş, işçilerin ka­rarıyla 31 Ocak'ta sona erdi. Ama bu di­renişin birinci bölümüydü. 6 Şubat gün­lü gazetelerde 'Tariş Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulları' imzasıyla yayımla­nan ilanlarla; Tariş işletmelerinin bir haf­ta süreyle kapatılacağı ve bu sürede zarar ziyan tespiti yapılacağı, yasadışı direnişe katılmamış işçilerin belirleneceği gibi ge­rekçeler ileri sürülerek, üretime ara veri­leceği duyuruldu. İlanda, "iş kanunun 17'inci maddesine ve 274 sayılı yasanın 29'uncu maddesine göre, işçilerimizin tümünün iş akitlerinin feshi zorunluluğu ve hakkı doğmuştur" denilmekteydi. İşte bu duyuruyla birlikte, Tariş işletmelerin­de direniş yeniden başladı. İşçiler üretime, fabrikalarına, işlerine sa­hip çıktılar. Ancak dönemin siyasal ikti­darı ve onun uzantıları da Tariş'i ele ge­çirmeye kararlıydı. 7 Şubat günü Alsan-cak'taki işletmeler, 14 Şubat'ta da Çiğli İplik Fabrikası güvenlik kuvvetlerince boşaltıldı. İşçiler polise karşı barikatlar kurup direndiler. Birçok işçi çıkan çatış­malarda yaralandı. Yüzlerce işçi de gö­zaltına alındı. Alsancak çevresinde gözal­tına almanlar Alsancak stadına, Çiğli İp-lik'te gözaltına almanlar Karşıyaka stadı­na ve spor salonlarına kapatıldı. Zorba Pinochet döneminde Şili'de yaşananlara benzer manzaralar İzmir'de yaşandı. Statlar adeta toplama kampına döndü­rüldü.
 
Tariş direnişi, faşizme karşı bir duruştu
 
Direnişten greve
 
Tariş direnişi ve bu direniş kapsamında kentte yaşanan olaylarla ilgili olarak çok sayıda kişi gözaltına alındı. Konuyla ilgi­li davalar açıldı. Direnişi izleyen günler­de pek çok işçi işten çıkarıldı. Ancak, bütün baskılara ve dayatmalara karşın Tariş'teki işçilerin mücadelesi durdurulamadı. Dönemin egemen güç­leri, Tariş işyerlerinde amaçladıkları, eski MC günlerine benzer ortamları oluştura­madılar. İşletmelerde DİSK'in örgütlülü­ğü 12 Eylül'e kadar devam etti. Bizim de aralarında olduğumuz direnişçi Tariş üzüm işçileri, direnişten üç ay ka­dar sonra, Mayıs ayı başlarında, toplu iş sözleşmesi döneminden doğan haklarını kullanarak, işyerlerinde yasal grev baş­lattılar. DİSK'e bağlı Gıda-İş sendikası üyesi işçiler, üç ay önce direniş yaptıkla­rı işyerlerinin önüne bu kez grev çadırları kurup, grev gözcüsü gömleklerini giyerek, aylarca sürecek Tariş grevini yaşa­ma geçirdiler. Diğer işyerlerinden de DİSK sökülüp atılamadı. Sözün özü, Ta­riş işçilerinin mücadelesi 12 Eylül darbe­sine kadar sürdü.
 
Tariş direnişinin toplumsal boyutları
 
Tariş direnişinin hem toplumsal ve hem de siyasal açıdan önemli temaları vardı. Bu temaları günümüzde değerlendirir­ken, o günlerin Türkiye'sini ve ülkenin içinde bulunduğu tarihsel ekonomik, sosyal ve siyasal koşulları mutlaka dikka­te almak gerekir.
1980 yılının Ocak ve Şubat aylarında Ta­riş direnişini gerçekleştiren binlerce işçi­nin öncelikli amacı iş güvenliğiydi. On­lar işlerini kaybetmek istemiyorlardı. Dönemin siyasal iktidarını ve Tariş yöne­timindeki uzantılarını, kendileri ve işleri için bir tehdit olarak görüyorlardı. İşlerini kaybetmeleri, evlerine ekmek götürememek demekti, çocuklarının rızkı­nın ellerinden alınması demekti. Hatta birçoğu için, çok sevdikleri İzmir'in, alış­tıkları kent yaşamının terk edilip yeni­den köy yaşamına dönülmesi anlamına gelecekti. İşte işçiler öncelikle bunları kabullenemiyorlardı. Tariş direnişinin hedefleri, boyutları, el­bette yalnızca ekonomik koşullarla sınır­lı değildi. Olayın bir de toplumsal ve si­yasal yanı vardı. Geçmişte, MC hükümetlerinin işbaşında olduğu 1970'li yıllarda, Tariş'in bazı iş­letmeleri, faşizmin güç aldığı, palazlandı­ğı yerler olmuştu. Başta Tariş'in eski çalı­şanları olmak üzere, İzmirlilerin bellek­leri o yılların olumsuz görüntüleriyle do­luydu. MC dönemlerindeki Tariş işlet­meleri, doğrusu hiç de İzmir'e yakışma­mıştı. Tariş çalışanlarının ve İzmirlilerin can güvenlikleri de tehlikedeydi. İşte bu nedenlerle Tariş işçileri, işyerle­rinde yeniden eski günlere dönülmesini istemiyorlardı. İş ve can güvenliği talebi­ni, direnişin başat hedefi olarak belirledi­ler. İzmir'in ilerici yurtsever insanları da onlara tam destek olmuştu. Kısacası, Tariş direnişi, siyasal açıdan da faşizme karşı bir kentin duruşuydu, di­renişiydi.
 
Tariş direnişinin 24 Ocak kararlarıyla zamandaşlığı
 
Tariş direnişi için bir başka önemli gör­düğümüz ve altını çizmek istediğimiz ta­rihsel nokta, Türkiye iktisat tarihinin önemli bir dönüm noktası olan 24 Ocak kararlarıyla aynı günlere denk düşmesi­dir.
Gerçekten bu tarihsel buluşma ve izdü­şüm önemlidir.
Toplumsal gelişmelerin ekonomik geliş­meleri aştığının ve artık ülkenin egemen güçlerinin yönetemez hale geldiklerinin, hayatın içinde somutlanmasıdır. Tariş direnişi, bir bakıma, 24 Ocak kararlarına karşı da bir başkaldırıdır. Doların 35 liradan 70 liraya çıkarıldığı büyük bir devalüasyon uygulamasını da içeren 24 Ocak kararları, 12 Eylül darbe­sine giden yolun, ülke ekonomisi alanın­da temizlenmesi, yeniden düzenlenmesi anlamına geliyordu. Kısacası işçiler, çalı­şanlar, emekçiler için alarm zilleri çalı­yordu.
 
Tariş direnişinden çıkarılması gereken dersler
 
31 yıl önce yaşanan Tariş direnişi, başta o günleri yaşayanlar olmak üzere, herkes için önemli derslerle doludur. Tariş direnişi; işçilerin, çalışanların, eme­ğiyle geçinen insanların, en zor koşullar­da, tüm baskılara, dayatmalara karşı na­sıl durulabileceğini somut olarak göster­dikleri, şanlı bir destandır. Üstelik ülke­nin hızla faşizm koşullarına sürüklendiği zorlu bir tarihsel dönemde...
 
Elbette bu büyük eylemler zincirinin iş­çiler bakımdan eksiklikleri, hataları, ye­tersizlikleri vardır. Siyasal açıdan da dö­nemin olağanüstü koşullarından kay­naklanan hatalar, yanlış davranış ve ey­lem biçimleri söz konusu edilebilir. Bun­lar ayrı bir değerlendirmenin konusudur. Ancak tüm bu olumsuzluklar ve ye­tersizlikler, Tariş direnişinin tarihsel önemini, büyüklüğünü ve Tariş direniş­çilerinin haklılığını gölgeleyemez. O yılların bir çalışanı ve emekçisi olarak, bu büyük direnişte yer almakla ve o an­lamlı 'ateşten günler'i tüm sıcaklığıyla ya­şamakla, bugün de onur duyuyoruz. Tariş direnişinin tüm boyutlarıyla daha geniş biçimde irdelenmesinin ve ondan gerekli derslerin çıkarılmasının, hem ça­lışanlar ve hem de onların örgütleri için sonsuz yararlar sağlayacağını düşünüyo­ruz.

Kaynak: Yazı, İZMİR Life Dergisinin Ocak 2011 tarihli 113. sayısından Mehmet Şakir ÖRS'ün izniyle alıntılanmıştır.

Yorumlar...