Emekçi kitleler eylem içinde öğreniyor Tariş Direnişi
18.1.2011 18:32:18

Emekçi kitleler eylem içinde öğreniyor
TARİŞ DERSLERİ
28 Mart 1980
 
Sınıf mücadelesi yeni bir aşamaya ulaştı. Burjuvazi eskisi gibi yönetemeyeceğinin farkında. İşçi sınıfı ve emekçi kitleler de eskili gibi yönetilmek istemiyorlar. Burjuvazi baskıya ve açık teröre dayalı bir yönetime gidiyor, emekçi kitleler ise buna karsı direniyorlar. Burjuvazi neyi, niçin yaptığım ve nereye varmak istediğini biliyor, amacı uğruna bütün güçlerini seferber ediyor. Buna karşılık isçi sı­nıfı her gün biraz daha, biraz daha öğ­reniyor. Burjuvazi güçlerini derleyip topluyor, saflarındaki gedikleri tah­kim ediyor. İşçi sınıfının safları ise henüz birik olmaktan çok uzak. Ancak birlik eğilimi günden güne güçle­niyor.
 
Burjuvazi bütün güçlerini yedekle­riyle birlikte cepheye sürerek saldır­maya hazırlanıyor. Burjuvazinin zorladığı çözüm, aynı zamanda çözüm­süzlüğünün, zayıflığının bir göstergesi­dir.
 
Olumsuzluklar beraberinde olum­lulukları da getiriyor. Zorunlu olarak getiriyor. En basta isçi sınıfı olmak üzere, emekçi katmanlar demokrasi kavgası içinde pişerek, kendi deney­leri ile öğrenerek, bilinç ve dövüşkenliklerini artırarak, daha ileri görevler İçin hazır hale geliyorlar. Grevde, di­renişte, bir barikatın arkasında, bir sokak çatışmasında onlarca ‘seminer’in öğretebileceğinden çok daha fazlasını bizzat yaşayarak öğreniyor­lar.
İs ve ekmek için, can güvenliği için direnen TARİŞ isçileri ve onları destekleyenler, fabrikalarının kapısında polisi, askeri, tankları, topları, panzerleri gördükleri zaman, devletin televizyonunu dinledikleri zaman, savcının karşısına çıktıkları zaman, burjuva basınını okudukları zaman, burjuva partilerinin demeçlerini duy­dukları zaman, basını, adliyeyi, hükü­meti ve çıplak bir biçimde devleti öğreniyorlar. TARİŞ isçileri bütün bunları yaşadı ve öğrendi.
 
Olayları bir tarihçi gibi izlemek ve kaydetmek, olaylar üzerine parlak cümlelerle donatılmış yazılar döktür­mek belki gerekli ama, yeterli değil. Sınıf mücadelesi açısından zorunlu olan sonuçlan çıkartmak gerekiyor.
 
TARİŞ DİRENİŞİNİN DERSLERİ
14 Ekim seçimlerinden sonra kılık değiştirmiş MC hükümeti ile bitikte yükselen işsizlik, pahalılık ve terör dalgası kitlelerin bilincinde köklü değişikliklere yol açıyor. 20 ilde uygu­lanan sıkıyönetime, durmadan tır­mandırılın resmi teröre karşın, yılgın­lık bir yana, grevler, direnişler, kitle eylemleri dalga dalga bütün yurda ya­yıldı, yayılıyor. İsçiler, köylüler. küçük esnaf ve zanaatkarlar diğer or­ta katmanlar, gençler her gün biraz daha hareketleniyor, direnişlerin poli­tik dozu her defasında bir öncekine göre daha ileri boyutlara ulaşıyor.
Sınıf mücadelesi baskıya ve teröre rağmen yükseliyor. 10 bin TARİŞ işçisinin bütün bir kentin desteğini ala­rak bir aydan çok direnmesi, Tekel ve Antbirlik işçilerinin direnişi, çay kuyruğunda bekleyen yüzlerce kişinin Vilayet konağına yürümeleri, Adalar halkının biletsiz vapura binme eylemi ve bunun diğer şehir içi hatla­ra sıçraması, esnaf ve zanaatkarların kepenk indirmeleri, neredeyse "yasal genel grev" boyutuna ulaşacak boyutta görünen ve yarım milyona yakın isçiyi kapsayan toplu sözleşme uyuşmazlıkları, sınıf mücadelesinin her döneminde ve bir arada rastlanabilen türden gelişmeler değildirler. Tam tersine, sınıf mücadelesinin ulaş­tığı düzeye ve kitlelerin içinde bulun­dukları devrimci hareketliliğe ışık tu­tan kılavuz gelişmelerdir. Bu tespit, sınıf mücadelesinin gereklerini yerine getirebilmek, olayların seyircisi duru­munda kalmamak için özel bir önem taşımaktadır.
 
Kanımızca TARİŞ direnişi böyle bir çerçeve içinde anlam kazanmaktadır. TARİŞ direnişinin bir başka önemi ise, hemen her yönü ile sınıf mücadelesinin bütünü açısından genellenebilir sonuçlar çıkartılmasına elve­rişli olaylar yumağı olmasıdır.
 
10 bin işçi, yaklaşık bir ay süre ile 20 bine yakın sürekli hareket halin­deki güvenlik kuvvetlerine karşı fabri­kaları elinde tutmuş ve boyun eğme­miştir!
 
Bu bir aylık süre İçinde 50 bin kişilik büyük bir kitle gösterisi yapılmış; ilki 2.5 saat, ikincisi bir gün, üçüncüsü iki gün olmak ürere üç kez dayanışma grevi uygulanmış: başta Çiğli, Çimentepe ve Gültepe emekçi­leri olmak üzere destek eylemleri ger­çekleştirilmiş; esnaf ve zanaatkarlar kendiliklerinden kepenklerini indirmişler; öğrenciler ve memurlar çeşitli türde boykot hareketlerine girişmiş­lerdir. Ülkemizdeki sınıf mücadelesin­de ilk kes bu boyutta bir dayanışma hareketi gözlenmektedir.
 
Olaylarda eylem türlerinin hemen tümü bir arada ve aynı amaca yönelik olarak sergilenmiştir. Fabrika işgali, miting, izinsiz gösteri yürüyüşleri, küçük çapta izinsiz mitingler, yollara barikat kurulması, duvarlara yazı yaz­ma ve afiş yapıştırma, dayanışma grevleri yer yer örgütlü, daha çok da yerel önderlerin insiyatifinde kendi­liğinden gerçekleştirilmiştir. Bütün bu olayların kamuoyunca yadırgan­maması, tam tersine genel bir anlayış ve sempati ile karşılanması son dere­ce önemlidir. Burada şu noktanın altını çizmek gerekmektedir: Burjuvazi kendi yasal dayanaklarını bir kenara iterek açık, haksız ve yasa dışı bir sal­dırıya geçmiş ye aynı biçimde karşı­lık görmüş tür!
 
İşçileri ve onlarla, birlikte bütün bir kenti direnişe iten, sıradan bir po­lis saldırın değildi kuşkusuz. Ne kışkırtma, ne macera hevesi ne de başka bir şey. TARİŞ direnişi bilinçli bir antifaşist direniş hareketi idi! Öyle örgütlendi, öyle başladı ve sürdü. TARİŞ'in düşmesi halinde olabile­cekleri gördüğünden, işçilerle birlikte faşizme boyun eğmeyeceğini göster­di.
 
DİRENİŞİN GÜVENCESİ: İŞÇİ KOMİTELERİ
Direnişin fabrikalar düzeyinde olabildiğince disiplinli ve işçilerin ta­mamını kapsayarak bir ay gibi uzun bir süre devam etmesinde belirleyici unsur, işçilerin oluşturdukları komi­teler oldu. Türlü olumsuzluklara, çe­şitli siyasi grupların oportünist tavırlarına, acemiliklerine, deneyimsizliklere rağmen, komiteler direnişin çekirde­ğini oluşturdu.
 
Anlık gelişmelere göre bu komite­ler dağıldı, yeniden kuruldu, kimi iş­yerlerinde ikiye ayrıldı, ama ne otursa olsun direniş boyunca komitelere da­yalı bir işyeri yönetimi egemen oldu. İşçiler eylem birliğinin gereğini kendi deneyleri ile kavradılar. Fabrikanın dışında TİP'li, CHP'li, Birlik Dayanış­macı ayrımı yapmayan bir saldırı söz konusuydu.
 
Bir fabrikadan Türkiye İşçi Partili bir işçi şöyle diyor: "Güç ve eylem birliği içerisinde yapılan çalış­malar direniş ve eylemleri etkiledi. Eylemler fabrikadaki işçiler arasında tartışılıyordu." Bir örnek daha: "Ge­rek direniş sırasında, gerekse daha sonrasında AP'lisi, CHP’lisi de. Birlik Dayanışmacısı da, Birlik Yol'cusu TİP'lisi de tek bir yumruk olabildiler. Bu gerçekten özellikle gece nöbetlerinde belli oldu. Diğer çalışmalarda da görüldü. Barikatların kurulmasında da belli oldu. Bütün arkadaşlar özveri ile çalıştılar. Bu çalışmalar sırasında sen şunu yaptın, ben bunu yaptım gi­bi çekişmeler de olmadı, sürtüşmeler de…."
 
Bilimsel sosyalist platformda yer alan örgütler TARİŞ direnişi boyun­ca her düzeyde birlikte hareket etme­nin yollarını aradılar ve buldular. Za­man zaman çeşitli fabrikalardan işçiler ortak toplantılar düzenlediler. Her yeni durumda öncelikle bir araya ge­lerek ortak durum değerlendirmeleri yaptılar. İşçi çoğunluğunun ve sosyal demokrat işçilerin genellikle bu birlikteliğin çözümlemelerine kulak vermesi, henüz yeterli olmasa da bera­ber olma eğilimini açığa vurması, ge­nel çözümlemelerin somut pratik içinde bir kez daha doğrulanışı idi.
 
Dört gençlik örgütünün direniş boyunca gerçekleştirdikleri ortak ey­lemler ise gerçekten kıvanç verici idi. Ortak toplantılar, ortaklaşa alınmış kararlar ve bu kararlar uyarınca ya­şama geçirilen eylemler, duvarlara ya­zdan çeşitli sloganların altında dört örgütün birden adının bulunman ve bu yazıların her örgüt tarafından ayrı ayrı yazılmış olması güç ve eylem birliğinde ulaşılan düzeyi göstermesi bakımından son derece anlamlıydı.
 
Komiteler ve eylem süresince devam eden güç ve eylem birliği çalışmaları direnişin en büyük kazanımlarından biri oldu. Demokrasi güçleri, sonuçlan olumlu bir sınavdan geç­miş oldular.
 
SENDİKALARIN DİRENİŞTEKİ ZAAFLARI
TARİŞ Direnişi olumlulukları ya­nında bir dizi eksiği ve yanılgıyı da ortaya çıkarmıştır. DİSK'in içinde bulunduğu çıkmaz durum direniş vesilesi ile bir kez daha su yüzüne çıkmış bulunmaktadır. Olayların gerisin de kalma örgütsüzlük. hareketin bütününü kavrayıp gereklerini yerine getirmede aşırı yeteneksizlik sosyal de­mokrat sendikacıların ikircikli tutum­ları olaylar suresince gözlenen olumsuzluklardı. DİSK ve bağlı sendikalar büyük ölçüde olayların peşinden sürüklendiler.
 
İplik Fabrikasından bir işçi eylem sırasında sendikanın tutumunu şöyle değerlendiriyor: "Sendikacıların tutumundan da söz etmek gereki­yor. Gerçekten bu işin içine aktif olarak girmediler. Daha ziyade olayla­rın gelişimini beklediler ve neticeler­den sonra birtakım açıklamalarda bu­lunma yolunu tuttular." Pamuk Depolama'dan bir başka işçi ise şöyle diyor: "9 günlük direniş orasında DİSK ile işçiler arasında büyük bir kopukluk vardı. Ne zaman temsilci DİSK İle irtibat kurmaya gitse, toplantı halindeydiler. Toplantı bitme­mişti, sonucu bekleniyordu..." Bu ve benzeri değerlendirmeler direnişe ka­tılan işçilerin ortak eğilimini yansıtan değerlendirmelerdir. Sendikaların işçiler üzerinde güvene dayalı otorite­lerinin olmadığı ortaya çıkan bir baş­ka gerçektir. Bu olumsuzluk yer yer sendikacıların yuhalanmasına ya da itilip kakılmalarına kadar varabildi.
 
Öte yandan dayanışma grevleri sırmanda da açığa çıktığı gibi DİSK İn gerek genel merkez, gerekse bölge düzeyinde esaslı zaafları bulunmaktadır. Oleyis Sendikası’nın dayanışma grevlerine hiç katılmaması, Genel İş’in alınan kararlan dilediğince yorum­layıp eylemleri istediği zaman katılıp istediği zaman bitirmesi, aynı olay karşısında yürütme kurulu üyelerinin farklı farklı tavırlar almaları, altı çizilmesi ve giderilmesi gereken olum­suzluklardı. TARİŞ Direnişi, bilimsel sosyalistlerin katkısı ve etkinliği olmaksızın devrimci sendikal hareketi yönetip yönlendirmenin mümkün ol­madığını bir kez daha ispatladı.
 
Üç kes uygulanan dayanışma grevleri ilerici sendikal hareketin et­kinlik düzeyinin henüz çok sınırlı ol­duğunu gösterdi Gazeteler yazmasa kimsenin etkilenmeyeceği bu tür grevlerin yeterince güçlü bir silah ol­madığı açıktır. Enerji ve haberleşme iş kollan ile deniz, hava, kara ulaşımını kapsamayan genel ve bölgesel grevlerin istenilen sonucu vermesi pek mümkün değildir. Bu nedenle» DİSK, örgütlenmesini anılan işkolla­rına yaymalı, var olan etkinliğini ise mutlaka artırmalıdır.
 
İŞÇİ SINIFININ BİRLİĞİ DAYATIYOR
İşçi sınıfının birliği sorunu yakıcı önemini yükselen sınıf mücadelesi ko­şullarında daha da hissettirmektedir. DİSK Yürütme Kurulumdan Türk-İş İcra Kurulu’na çağrılar göndermek­ten öte bir somutluk kazanamamış olan bu yaşamsal sorun -dünya İşçi sınıfı hareketinin gündeminden hiç düşmeyen bu sorun- doğrultusunda yeni adımlar atmak gerekmektedir. İşçi sınıfının birliği her şeyden önce, işçi sınıfının burjuvazi karşısında tek bir sınıf olma gerçeğinden yola çıka­rak ve işçi sınıfının eylem birliğinden geçerek sağlanabilir. Faşist baskılara karşı direnme, çalışma koşullarının düzeltilmesi, asgari ücret düzeyi, ça­lışma hayatına ilişkin antidemokratik yasa girişimleri ve benzeri alanlarda bütün işçilerin ortak çıkarları vardır. Birlik politikası böyle bir anlayışla dinamik bir süreç haline dönüştürüle­bilir ve Türk-İş’in tavanında ve taba­nında yürütülecek çalışmalarla bir so­nuca ulaştırılabilir.
 
Denebilir ki, TARİŞ Direnişini hiçbir örgüt yönetmemiş yönlendirmemiştir. Bu değerlendirmeye DİSK de dahildir. Herkesin kıyısından köşe­sinden bir şeyler yapmaya çalıştığı, ama hiçbir sendikal ve politik örgütün olayın bütünü üzerinde söz sahihi olmadığı bir direniş yaşanmıştır. Politik otorite boşluğu baştan sona kendini hissettirmiştir. "En öndeydik", “Başını çektik" gibi değerlendirmeler tamda şarkı söyleyip kendi sesini beğenmeye benzemektedir.
 
Amacımız hiçbir örgütün, siyasi grubun olaylardaki rolünü küçümse­mek değildir. Amaç objektif bir gerçeği tu yüzüne çıkarmak ve buna ilişkin görevleri belirlemektir. Bilimsel sosyalist platformda yer alan üç hare­ket, işyerlerindeki örgütlülük düzeyle­ri ve sendikal plandaki güçleri ile ha­reketin fiil önderliğini üstlenebilecek konumdaydılar. Güç ve eylem birliği konusunda atılan ileri adımlara, bu adımların DİSK ve işyerleri dü­zeyinde etkilerini göstermesine karşılık kendi dışına karşı tek bir özne gi­bi hareket edebilmekten çok uzak kalmaları nedeniyle var olan politik otorite boşluğu doldurulamamıştır. Goşizmin etkinliğinin sınırlanması, hareketin alçalış ve yükselişlerine uygun taktiklerin zamanında saptanıp kitlelere ulaştırılması ve bu taktikle­rin uygulanmasında fiili öncülük mümkün olduğu halde gerçekleştirile­medi. Ancak bu doğrultuda atılan ilk adımların bile çok olumlu sonuçlar verdiğini ve kitleleri etkilediğini be­lirtmek gerekir.
 
GERİCİ - FAŞİST GÜÇLERİN PROVOKASYONLARI
 
Olaylarda hükümetin. Valinin ve TARİŞ yönetiminin tutumu ilginç olmuştur. Bir anlamda oyun içinde oyun sergilenmiştir. Hatırlanacağı üzere Demirel hükümetinin ilk sıkıyö­netim uzatmasında İzmir’de sıkıyönetim ilan edilmiş ancak daha sonra bundan vazgeçilmiştir. İz­mir'de sıkıyönetim ilanı için TARİŞ olayları bahane edilmiştir. Böylelikle TARİŞ operasyonunun önceden planlandığı anlaşılmaktadır. Bir di­ğer önemli konu, hiçbir gerekçe yok­ken boş belediye otobüslerinin ve ambulansların eşliğinde binlerce polis işyerlerine resmen saldırmıştır. Ve ni­hayet onbin dolayında işçinin iş akdi yasadışı lokavt uygulaması ile önce feshedilmiş sonra seçme yapılarak yenilenmiştir. Hükümet, Vali ve TARİŞ yönetimi yasa dışına çıkmış ve açık­ça suç işlemiştir.
 
Ancak sorun bununla bitmemek­tedir. Yeni Asır adındaki yerel gazete olaylar sırasında, "Türk askerini arkadan vur, Rus askerine selam dur' biçiminde slogan atıldığını manşette vermiştir. Böyle bir slogan atılmamıştır; duvarlarda da böyle bir yazı yok­tur. Ayrıca, Maocular ve goşist grup­lar da dahil olmak üzere, Türkiye'de hiç bir sol siyasal grubun böyle bir slogan atmayacağım herkesten önce istihbarat örgütleri bilir. Askerlerin ısrarla çatışmalara sokulması ile bu slogan arasında bir ilişki olduğu ve sloganın sadece Yeni Asır gazetesinin marifeti olmadığı, ortada ciddi bir provokasyonun bulunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim son günlerde erlere yönelen saldırıların yoğunlaşması, Demirel'in ısrarla bu konuyu öne çı­karması bir tertibin varlığını göstermektedir.
 
Sonuç olarak denebilir ki, tekelci büyük burjuvazi kısıtlı burjuva demokrasisini redde yönelmektedir.
V.PEKEL
 
Kaynak: TUSTAV Süreli Yayın Kütüphanesi’nden yararlanılmıştır.

 

 

.

Yorumlar...