‘Sermaye’nin Gizemi’ üzerine (III) Kitap
16.2.2011 15:32:36, George K.

Toprak üzerindeki yaratıcı yıkıcılık
 
Doğal çevre adını verdiğimiz yaşadığımız dünya, insanın yüz yıllardır süregelen çabalarıyla değişime uğramıştır. Dünyanın insan elinin değmediği hemen hemen hiçbir alanı kalmamıştır. Yaratıcı yıkıcılık adı verilen süreçten geçen ve bazen ikinci doğa adı verilen insan yapımı bir doğa içinde yaşıyoruz. İlk doğadan yani insan öncesi doğadan arta çok az şey kalmıştır artık. İnsan doğayı direkt olarak değiştirirken bazen dolaylı olarak değiştirmektedir. Okyanuslar, atmosfer insanın etkisi ile kirlenmekte ve değişmektedir... Son üç yüzyıldır kapitalizmin doğuşu ve yayılması ile bu değişim devasa bir şekilde hızlanmıştır.
 
Kapitalizm tarihi geriye dönülmez ve istem dışı doğa tahripleriyle doludur. Bu değişimin ana motorları kapital ve devlettir. Kapitalin birikiminin coğrafik alanı insan ihtiyaçlarını karşılamaktan çok kendi birikim ihtiyacının artması nedeniyle genişlemektedir. Her ne kadar ikinci doğa doğal olmasa da bu ikinci doğanın gelişimini sağlayan dolaylı evrimler üzerinde ne kapitalin ne de devletin bir kontrolü vardır. Bu doğa yaratılırken oluşan değişimlerin yedi küre üzerindeki etkilerini kapital tam olarak kontrol edemezse de onu yönlendirmeye çalışır. Bunun en güzel örneği yeşil devrim olarak iddia edilen 1940’larda Meksika’da geliştirilen genetiği değiştirilmiş tahıl örneğidir. Bu yeni tür tahıl doğal tahıl üretimine göre dört katından fazla üretime olanak sağladı. 1945 yılında tahıl ithal eden Meksika artık ihraca başladı. 1960'larda Asya'ya giden bu yeni tür tahıl (Ford, Rockefeller gibi Amerikalı zenginlerin öncülüğü ile) özellikle Güney Asya'da (Hindistan, Pakistan vb.) pirinç ve buğday üretimini ikiye katlamıştır. 1965 ve 70 döneminde dünya yiyecek ihtiyacının sağlanması ve yiyecek fiyatlarının düşmesini sağlamıştır. Dünya nüfusunu açlıktan kurtarırken olumsuz çevre ve sosyal dönüşümler görülmüştür. Petrol temelli gübre ve böcek ilaçlarına olan bağımlılık artarken genetiği değiştirilmiş ürünlerin insan sağlığı üzerindeki etkileri tartışılmaya başlanmıştır (birçok Avrupa devleti bu tür yiyecekleri yasaklamıştır) . Bunun yanı sıra bu tür tarımın yapılabilmesi için gerekli kapitalin miktarı artığı kapitalin belirli ellerde toplanması ve küçük üreticilerin mülküzleştirilmesini hızlanmıştır.
 
İnsanlar arası iletişimin sağlanması için yaratılıp yıkılan yeniden yaratılan uzaysal ilişkilerin yaratılması kapitalizmin en önemli başarılarından biridir. Üretimin, ticaretin ve tüketimin coğrafi değişime uğraması kapitalistlerin uzayı zaman ile yok etme hedeflerine ulaşmak için yaratıcı yıkıcılığı kullanımının en iyi örneğidir.  
 
İnternet ve sanal dünya, kapitalistlerin bu amaca yaklaştıkları en yakın nokta durumundadır. Ne yazık ki ticari anlaşmalar birkaç saniye içinde yapılırken ürün ve insanların ulaşımı hâlâ zaman almaktadır. Örneğin e-buy ile istediğiniz ürünü birkaç saniyede alabilirsiniz ancak evinize ulaşması için birkaç gün beklemeniz gerekir.
 
Son nokta kapitalizm için sınırsız dünya kurma çabasındaki çelişkiyi gösterir. Bu zaman ve yer arasındaki çelişki şu anda yaşadığımız krizin bir bölümünün yaratılmasına sebeptir. Buna en iyi örneklerden biri de 1994'te İngiltere'nin en eski bankalarından Barings Bankasının batmasına neden olan Nicholas Lesson'dır. Singapur'da çalışan Nicholas'ın yaptıklarını Londra'daki merkezin bilmesi imkansızdı. Fakat yaptıkları bankaya o kadar büyük zarar verir ki sonunda kendisi hapse gider, banka da batar. Karmaşık matematik modelleri ile çalışan günümüz traderları yarattıkları sanal ortamda bir başka zaman ve yer diliminde çalışmaktadırlar. Kontrolün ve gözetimin olmamasının doğurduğu sonuçları hepimiz yaşamaktayız.
 
Bir diğer yer ve zaman arasındaki büyük çelişki ise topraktır. Kapitalce üretilen metalar, servisler, insanlar yer değiştirebilir ancak toprak yıkılmadan hareket edemez. Hareket ve sabitlik arasındaki bu çelişki ilginç bir ikilem yaratır. Bir yandan eğer yaratılan toprak hareketli kapitalin amaçlarına artık hizmet etmiyorsa yıkılması ve yeniden kurulması gerekir. Uçakların inmediği havaalanı artık ne kâr getirir ne de var olması için bir nedeni vardır.
 
Toprağa yatırılan kapital hem büyüktür hem de geri dönüşümü yavaştır. Bu nedenle kapitalizm bu tür yatırımlar yapmak konusunda isteksizdir. Demiryollarına yapılan aşırı yatırımlar on dokuzuncu yüzyıldaki büyük krizi başlatan nedenlerden biridir.
 
Demiryolları büyük yatırımlarla yapıldı ancak gerekli trafiğe hemen ulaşılamadı. Demiryollarına yatırılan değer kayboldu. Florida'da, Kaliforniya'da yapılan evlerin ve alışveriş merkezlerinin boş kalması gibi.
 
Marx'ın dediği gibi kapital önündeki sınırı aşarken kendi engelini inşa etmektedir.
 
Ne yapmalı ve kim yapacak?
 
Kapitalizmin mantıksızlığı kriz dönemlerinde iyice gözle görülür hale gelir. Bir yanda kullanılmayan, atıl duran artı kapital, bir diğer yanda işsiz kalan artı emek yan yana dururken insanlığa acı veren ve insanların ihtiyaçlarını karşılayamayan ve bu ikisini bir araya getiremeyen bir sistem haline dönüşür. 2009 ortalarında Amerikan kapitalinin üçte biri atıl dururken işsizlik yüzde 17’lere tırmandı. Milyonlarca insan evlerini kaybedip sokaklarda, çadırlarda yaşamaya zorlanırken milyonlarca ev boşaltıldı ve sahipsiz kaldı. Bundan daha mantıksız bir şey olabilir mi?
 
Kapitalin tek amacı yüzde üçlük büyüme hedefine ulaşmaktır. Bunu başarmak için geçmişten beri uyguladığı yöntemler vardır: kâr yapan yeni yatırımlar keşfetmek, savaş gibi mantıksız yıkıcılığa başvurmak, üretici kapasitenin azaltılması, varlıkların değerlerinin yitirilmesi ve diğer yaratıcı yıkıcı yöntemler.
 
Günümüz kapitalizmi bu travmadan çıkabilir mi? Evet, ama ne pahasına? Kapitalist sınıf karşılaştığı ekonomik, sosyal ve coğrafi zorluklara karşı gücünü tekrar kurabilir mi? Yanıt yine evet, ama bunu yapmak için yığınların, emekçilerin üretim güçlerinden devasa fedakârlık yapması, kazandıkları haklarından, varlıklarından vazgeçmeleri, güçleşen yaşam koşullarından daha da fazla ödünler vermesi ile gerçekleşebilir.
 
Çevresel tahrip bir yana yaşam kalitesinin düşmesi, şimdiden açlıkla mücadele eden kesimlerin tamamen dibe çökmesi pahasına bir çıkış. Tarihte de defalarca görüldüğü gibi kapitalist sınıf, içinde bulunduğu krizden yeni alanlar (örneğin Doğu Asya gibi) yaratmadan çıkamaz.
 
Kapitalizmin krizden çıkması ne bir kader ne de verili bir özelliktir. Krizler kapitalizmin sosyalizm gibi alternatiflerinin ortaya çıkmasını sağlayan paradoksal anlardır. 1970’lerden beri sıklaşan krizlerden görülen, kapitalizmin hedeflenen büyümeyi yakalamak için gerekli olan kapitalin harcama çözümlerinin azaldığıdır. Biriken nicel değişimler nitelik değişime yol açabilir ve kapitalizmi aşma noktasına varabiliriz. Bu yüzden kapitalizm ötesi bir sosyal yapının tartışılması çok güncel bir konudur.
 
Uzun yıllardır pek çok kimse kapitalizme karşı alternatif bulma ve geliştirme düşü ile yaşadı. Kapitalizmin mantıksızlığına karşı mantıklı çözüm yolları denendi ve daha iyi bir yaşam kurma çabaları denendi. Bu çabalardan ikisi tarihsel olarak gelişen ve değişik zaman ve yerlerde denenen sosyalizm ve komünizmdir. Ancak son yıllarda komünizm ve sosyalizm kurma heyecanı kitlelerde azalmış, yok olmaya başlamıştır. Bunun nedenleri sadece denenen örneklerin başarısızlığı ve kurulan sistemlerin hatalarının baskı ile saklanması değil, insanın doğasına aykırı olduğu, insanın doğasına uymayan önermeler içerdiği yönündeki inançtır.
 
Kesin olmamakla birlikte büyük değişim öncesi dönemi yaşıyor olabiliriz. Dünyanın bir bölgesinde veya birkaçında alternatiflerin doğabileceği, süregelen bu sefaleti durduracak ve yok edecek yeni bir düzen çabalarının filiz verdiği bir dönem. Bu da kapitalistlerin en büyük korkusudur. Özellikle mülksüzleştirilmişlerin ve hoşnutsuzların kendi kaderlerini ellerine alacakları günü görmemek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ne kadar korksalar da, ne kadar önlemeye çalışsalar da kapitalizmin eşitsiz gelişiminin kendi muhalefetini yaratmasına engel olamazlar. Devrimci ya da bazen ilerlemeci olmasa da antikapitalist muhalefet akımları kapitalizmin hemen hemen her bölgesinde görülür. Yeni yaşam biçimleri, ussal algılamalar için yeni alanlar açılmaktadır. Bunlar Afganistan'daki Taliban'dan, Nepal'deki komünist yönetime, Meksika'da ki Zapatistalara, Bolivya’daki yerel akımlardan Hindistan'daki Maocu eyaletlere kadar uzanmaktadır.
 
Temel sorunlardan biri de kapitalist sınıfın gücüne toptan karşı koyan, kapitalin birikimini tehdit eden birleşik bir gücün hâlâ ortaya çıkmamasıdır. Yeni bir sosyal düzen için yeni açık alanlar ortaya çıkmasına rağmen henüz kimsenin bunun nasıl ve nerede olduğuna dair bir fikri yok. Yine de politik bir gücün eksikliği bizim alternatifler üzerinde düşünmemizi engellemez.
 
Lenin'in ünlü sorusu olan ‘Ne Yapmalı’ nerede ve kim tarafından yapılacak sorusu bilinmeden yanıtlanamaz. Ancak küresel bir antikapitalist hareket ne yapmalı ve niçin yapmalı sorusuna cevap vermeden de doğamaz. Önümüzde şu kısır döngü yer almaktadır: Alternatif bir gelecek görüşü olmadan bir hareket oluşamazken bu alternatif görüş hareketsiz geliştirilemez.
 
Devrimci bir hareket, kapitalizmin birikimini durduracak bir alternatif sunmalı. Böyle bir hareketin temel amacı üretimde ve dağıtımda oluşan artı değerin yönetimini sosyal emir altına almaktır. Nasıl ki kapitalizm feodalizmin üzerinde yükselirken yaşam çeperlerinin hepsinde alternatifler yarattı, kapitalizmi aşacak şey olan adına sosyalizm, komünizm veya başka bir sosyal yapı diyelim, aynı şekilde her alanda alternatif geliştirmek zorundadır. Bundan önceki kapitalizmi aşma çabalarının başarısızlığa uğramasının nedeni bu çeperlerdeki belirsizlikleri, çelişkileri kapsayamamış ve aralarındaki diyalektik ilişkileri kavrayamamış olmasıdır. Kapitalizm, aralarındaki diyalektik hareketi koruyarak, çelişkileri ve hatta krizleri kavrayarak süreğenliğini sağlamaktadır. 
 
Antikapitalist hareketin şu noktaları kapsaması gerekir:
 
Birincisi, gelişim her zaman büyümek demek değildir. Kapital birikimi büyümeden de sosyal yaşamda, günlük hayatta ilerlemeler mümkündür. Yoksulluğun ya da çevreye daha duyarlı üretim için büyümenin gerektiği inancı yıkılmalıdır.
 
İkincisi, her bir çeper içinde değişim hedefleyen hareket, bu çeperler arası diyalektik hareketliliği derinlemesine anlamalı ve her bir çeper içinde yer alan gruplar ile birliktelikler oluşturmalıdır. Antikapitalist hareket günlük yaşam sorunsalları ve sosyal ilişkiler ötesindeki alanları da kapsayan geniş tabanlı bir hareket olmalı.
 
Üçüncüsü, dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen etkileşimlerin küresel etkilerini kavrayabilmeli. Eşitsiz gelişim nedeniyle dünyada bölgelerarası sosyal, tarihsel, kültürel farklılıklar gelişmiştir ve hareket bu farklıklarından doğan gruplarla birliktelikler aramalıdır.
 
Son olarak, esnek bir şekilde bazı ortak hedefler üzerinde karar verilmiş olmalı. Bazı genel, evrensel kavramlar ve hedefler belirlenmiş olması gerekir. Bunlar çevreye duyarlı olmak, sosyal yaşamda radikal bir eşitlik, bazı ortak ihtiyaçlarda kurumsal örgütlenmeler (kamusal), demokratik yönetim yöntemleri, emek sürecinin emeği doğrudan yönetimi, özgür sosyal yaşam hakkının kazanılması gibi... Bunlar arasında, sosyal yaşamdaki radikal eşitlik üzerinde durmak gerekir. Radikal eşitliği, bireylerarası ve sosyal gruplar arası sosyal ilişkilerin eşitliği olarak tanımlayabiliriz. Bu tanımlama Bastille'den Tiananmen Meydanı'na kadar yüzyıllardır süregelen politik eşitlik mücadelelerinde ortaya çıkmıştır. Radikal eşitlik, kültürel ve coğrafik farklılıklar ötesine geçen evrensel bir kavram olarak yükselmiştir (şu anda yaşadığımız Tunus ve Mısır isyanlarını bu saptamayı destekleyen en son örnekler olarak görebiliriz). Radikal eşitlik Amerika'daki hem politik yaşamın, hem bireylerarası ve sosyal gruplar arası ilişkilerin temelini oluşturduğu görülmektedir. Zencilerin, eşcinsellerin, kadınların 200 yıllık mücadele ile kazandığı sivil ve politik hakların ilericiliği tartışılmaz bir noktadır ve halen bireylerin ve sosyal grupların bu mücadeleleri devam etmektedir.
 
Ancak eşitlik mücadelesinin diğer çeperlerle[i] ilişkilerinde karmaşıklık ortaya çıkmaktadır. Sosyal grup tanımlaması da sorunludur. Çok kültürlülük pek çok sosyal grubu kapsayabilirken, sınıf kavramı ve sınıf ayrımı kavramı sorunlu bir şekilde karşılanmaktadır. Çünkü sınıf kavramı kapitalizmin eşitsiz gelişiminden doğan ve gelişen bir kavramdır. Bu yüzden günümüz politik güçleri ya bu kavramı görmemezlikten gelmekte, ya da sınıflamanın karmaşık olduğunu ve uygulanamaz (sanki cinsiyet ve ırk kolay ve açık kavramlarmış gibi) olduğunu iddia etmektedir.
 
Bu yüzden cinsiyet, dini inanışlar, ırk, seksüel tercihler gibi ayrımlar politik tartışmalar içinde sıkça geçerken sınıf kavramından hemen hemen hiç söz edilmemektedir. Sınıf, ırk gibi çoklu ve üst üste binen bir kimliktir. Emekçi olarak çalışıyorum ama evim var, borsada da biraz hissem var. Bu beni kapitalist yapmıyor. Sınıf bir etiket değil, bir rol. Bir anda birden fazla rol oynayabiliriz. Ehliyetim var, bazen araba kullanıyorum, bazen de yaya olarak yürüyorum. İki rolü oynadığımız için bir şehrin düzenli işlemesi için trafik kuralları geliştiremeyiz diyemeyiz. Kapitalistin rolü üretimi ve emeği kârını artırmak ve kapitali biriktirmek, kendi zenginliğini ve gücünü artırmak için parayı kullanarak yönetmesidir. Kapital birikimi olmadan bir sosyal yaşam tasarlamak, şehirleri arabasız olarak tasarlamaktan farklı değildir.
 
Marx'ın yıllarca önce belirttiği gibi John Locke'den doğan liberal düşünce, bireysel ve sosyal grupların eşitliğinden söz ederken sahiplilerden oluşan bir sınıfın, sadece emeğine sahip olanlar üzerindeki yükselen egemenliği görmezlikten gelir. Günümüz neoliberal akımının kurucularından olan Avusturyalı Freidrich Hayek 1940’larda, bireysel özgürlüğü ve radikal eşitliği devletin saldırılarına (komünist ve faşist devletleri kast ediyordu) karşı korumanın tek yolunun kişisel mülkiyetin toplumsal düzenin kalbi haline getirilmesi ile mümkün olduğunu savunmaktaydı. Eğer kapital birikimi ve sınıf gücüne karşı konulacaksa öncelikle bu sorunlu görüş ile mücadele etmek gerekmektedir, çünkü bu tanımlanan radikal eşitlik Marx'ın deyişi ile üretimin gizli dehlizlerine girildiğinde yok olmaktadır. Bu eşitlik ofislerde, fabrikalarda, madenlerde, alışveriş merkezlerinde, otellerde yer almamaktadır. Bireysel mülkiyet ve pazar temelli kurulan bu eşitlik, yoksulluk, yoksullar için gettolar, zenginler için malikaneler yaratmaktadır. Marx'ın ünlü deyimiyle eşit haklar arasında güç karar verir. Sınıf mücadelesi, kabul etsek de etmesek de radikal eşitlik mücadelesinin temelidir.
 
Mülksüzleştirilmişlerin, hoşnutsuzların, dışlanmışların birlikte oluşturduğu bir antikapitalist hareket olsa ne olurdu? Gasp edilen sosyal ve ekonomik hakları için ayaklanan böyle bir birlikteliğin görüntüsü gerçekten heyecan verici (Tunus ve Mısır'daki ayaklanmanın verdiği heyecanı her yerde hissetmek mümkün). Ayrıca "ne yapmalı" ve "ne isteyebilirler" sorularının da yanıtını vermeyi elzem haline getirmektedir.
 
Dışlanmışlar ve hoşnutsuzlar, kapitalizmin gelişiminin yol açtığı sorunlardan etkilenen ve çevresel felaketlere yol açmasından ya da diğer nedenlerden kapitalizmin insanlığı felakete sürüklediğini düşünenlerden oluşan bir gruptur. Bilim insanlarının çoğunlukla yer aldığı bir grup insan çevresel tahribatın geri dönülemez noktalara götürüldüğünü düşünmektedir. Sabit ve kontrollü bir küresel nüfus ve ekonomik işleyişin gerektiğine inanıyorlar. Yeni bir doğal ekonomik politikanın kurulması gerektiğini savunuyorlar. Bu da günlük yaşamın, şehirleşmenin, üretim ve yönetsel kurumların radikal bir şekilde yeniden kurgulanması demektir. Coğrafik farklılıkların ve çevresel kaygıların göz önüne alındığı yeni bir teknolojik gelişim hedefinin kurulması demektir. Günümüz tüketici kültürü yerine "azlık çokluk doğurur", "küçük daha güzeldir" kültürünün yayılması gerekir. Bütün bunlar kapitalizmin birikim modeliyle uzlaşmaz bir çelişki içindedir.
 
Diğer ortaklık ise kapitalizmin artırdığı eşitsizliğe, yoksulluğa karşı çıkanlarla, paraya ve güce dayanan, anti demokratik ve otoriter kapitalist devlete karşı çıkanların bir araya gelmesiyle ortaya çıkabilir. Sosyal alandaki cinsel, ırksal, farklı yaşam stili olanlara karşı yapılan ayrımcılık ve bu gruplara yapılan şiddete karşı yapılacak pek çok şey var. Günlük yaşamda, emek pazarında ve üretim sürecinde ortaya çıkan ayrımcılıkla ve şiddetle mücadele etmek zordur. Kapitalin birikim süreci ile oluşan sınıf ayrımları genellikle cinsel, ırksal, dinsel kimliklerle ifade edilmektedir.
 
Alternatif alanlarda geliştirilen muhalefet, tekrar tekrar egemen kapitalist üretim uygulamaları tarafından içselleştirilmesi ile sonlanmaktadır (işçi, köylü kooperatifleri deneyimleri gibi ). Bu deneylerden çıkan sonuçlardan biri de egemen üretimi hedef almak gerektiğidir. Egemen üretim biçiminin nasıl çalıştığı iyi bir şekilde ortaya çıkarılmalı.
 
Mülküsüzleştirilenler ve yoksun bırakılanların iki büyük kanadı vardır. Birinci kanadındakiler kapitalist üretim sürecinde emeklerinin ürünleri ellerinden alınanlar. Diğer grup ise varlıkları, tarihsel ve kültürel değerleri kapitalizmin birikimi amacıyla ellerinden alınanlardır.
 
Birinci gruptakiler Marxist anlamdaki proletaryayı, yani sosyalizmi ve komünizmi kuracak öncü güçleri temsil ederler. Bunlar arasında kapitalist fabrikalarında ve madenlerinde çalışanlar bugüne kadar öne çıktı. Sol içindeki sosyalist devrimi yapacak olanlar olarak fabrika işçilerine verilen saplantı düzeyindeki önem sadece sınırlı değil, ayrıca yanıltıcı bir yaklaşımdı. Küçük atölyelerde, tarlada, ormanlarda çalışanlara ikinci sınıf aktör rolü verilmesi kabul edilemez bir hatadır. Az ücretli, iş güvenliğinden yoksun, uzun ve kötü iş koşulları altında çalışırlar. Örgütlenme düzeyleri düşüktür. Tepkileri sürekli ve örgütlü değildir. Ancak sömürüldüklerini bilirler ve tepkilerini gösterirler (Arjantin' deki ayaklanmanın başını çekenlerdir).
 
Şimdilerde prekariyat (precariat[ii]) olarak (süreklilik göstermeyen iş koşulları ve yaşam biçimleri nedeniyle) adlandırılan bu kesim özellikle merkezi kapitalist ülkelerde emeğin çoğunluğunu temsil etmektedir. Neoliberalizmde sanayileşme ve emek kapital arasındaki ilişkilerin değişimi nedeniyle bunların sayısı artmıştır.
 
Geleneksel solun fabrika ve madenler dışında gelişen sosyal hareketlere ilgisiz kalması büyük bir hataydı. Sınıf bilinci fabrikalarda olduğu kadar mahallelerde, publarda, kahvelerde de gelişir.
 
Gelelim ikinci gruba. Bu grup, mülküzleştirilerek birikim sonucu oluşan bir gruptur. Küçük toprak sahipleri, köylüler, yerli halk gibi kapitalizmin birikim amacıyla toprakları, varlıkları bazen zorla, bazen yasal düzenlemelerle ellerinden alınanlar bu grubu oluşturur.
 
Kredi sistemi günümüzde mülküzleştirmede en yaygın kullanılan yöntem olmuştur. Kredi borcu nedeniyle hacze uğrayanların evlerine, varlıklarına kendilerinden daha güçlü olan finans şirketleri tarafından el konulur. Kredinin verilmemesi veya yüksek faizlerle verilmesi gibi taktiklerle güçlü ve zengin olanların toplumun kalanını mülküzleştirilmesi süreci hızlanmıştır.
 
Bir diğer yeni mülksüzleştirerek birikim yöntemi ise telif haklarıdır. Geliştirilen yeni ve daha iyi tarım yöntemleri, ilaçlar, tohumlar telif hakları ile korunup bunların birkaç tekelin elinde kalması sağlanıyor. Onlar da bu buluşları insanlığın hizmetine sunmaktansa kendi çıkarlarına hizmet etmesine sağlamaktadırlar. Amerika'nın dışarıya göndermediği birkaç sanayiden biri ilaç sanayisidir. Toplumların yarattığı ortak kültürel ürünlerin meta haline getirilip toplumun elinden alınıp satılması da çok yaygınlaşan bir yöntemdir.
 
Mülküzleştirilenler sıklıkla muhalefet geliştirler. Ancak çoğunlukla bu muhalefet antikapitalist değildir. Toprakları İsrail’ce ellerinden alınan Filistin ve eski Yugoslavya'da etnik temizliğe maruz kalan Bosna örneklerinde olduğu gibi antikapitalist bir muhalefet doğmaz. Amerika'da, özellikle orta Amerika'daki muhalefet aşırı sağcı bir görünümdedir. Kaybettiklerini ülke ile özleştirip milliyetçi bir tepkiye dönüştürürler.
 
Bir diğer zorluk ise mülksüzleştirmenin devrim ve ilericilik adına yapılmasıdır. Her devrim nihai bir şekilde mülksüzleştirme yapmak zorundadır. Devrim sonrası kapitalistlerin ellerinden üretim araçlarının ve güçlerinin alınması gibi. Devrimci hareket mülksüzleştirme ile mücadele ederken eski düzeni savunamaz. Saldırısını sınıf ilişkilerine ve kapitalist devlete yönlendirmelidir.
 
Günümüz muhalif grupları arasında devletler dışı kurulmuş, NGO adı verilen gruplar vardır. Çevre, kadın hakları, azınlık hakları, ırkçılık gibi pek çok sorunla ilgidirler. Genellikle uzmanlar, gönüllüler çalışırlar. Ancak çoğu, zengin kişiler (George Soros gibi) ve büyük şirketlerce finanse edilirler. Antikapitalist değillerdir, daha çok kapitalizmin daha iyi işlemesi için çalışırlar.
 
Diğer bir yaygın grubu ise sol partiler dışında gelişen anarşist, sol komünist, Troçkist ve tabandan örgütlenmiş (GRO: Grassroot groups) gruplar oluşturmaktadır. Bunlar herhangi bir finansal destek almazlar. Aralarında bir birliktelik görülmediği ve örgütlü harekete karşı isteksiz oldukları için etki alanları sınırlı olmaktadır. Ancak antikapitalist deneyim açısından çok önemlidirler.
 
Sosyalist, komünist, işçi, demokrat partiler gibi geleneksel sol partiler ve sendikalar toplumsal güçlerini yitirmişler, ya neoliberal politikaları desteklemek durumunda kalmışlar, ya da yok olmuşlardır. Ancak son yıllarda özellikle Avrupa 'da yeni antikapitalist partiler, oluşumlar görülmeye başlamıştır.
 
Dördüncü grup olarak ise herhangi bir politik hedef göstermeyen daha çok yerel, köy, şehir gibi dar alanlardaki sorunsallarla ilgilenen bir gruptan söz edebiliriz.
 
Beşinci grup ise her türlü ayrımcılığa karşı mücadele edenler: ırk, cinsiyet, etnik köken, dini inanış ayrımcılığına karşı olanlar.
 
Marx ve Engels'in Komünist Manifesto'da belirttiği gibi komünistlerin partisi yoktur. Komünistler, kapitalizmin yıkıcılığını, sınırlarını, başarısızlıklarını, ayrıca kapitalistlerin sınıf gücünü korumak için kapitalistlerin ve onların yardakçılarının yalanlarını, ideolojik maskelerini, aldatmalarını görenlerden oluşur. Komünistler, kapitalizm sonrası kurulacak yeni bir yaşam için mücadele eder. Bu ilginç bir tanımlama. Her ne kadar geleneksel komünist örgütler yok olmuşsa da, bu tanıma göre aramızda milyonlarca komünist yaşıyor; daha iyi bir gelecek kurmak için mücadele ediyor. Anti global hareketin sloganında olduğu gibi "başka bir dünya mümkündür". Günümüz kapitalizmin gidişatı böyle bir istemin yükseltilmesini gerektirmektedir.
 
Ne yazık ki komünizm tanımına çok farklı tanımlamalar bindirilmiştir. Fakat bir açıdan ad önemli değildir. Belki sadece kendimize hareket diyelim, antikapitalist hareket diyelim, Kızgınlar Partisi diyelim, Wall Street partisi ile savaşmaya hazır bir parti diyelim. Adalet için savaş sadece devam etmiyor, yeniden doğuyor. Mülküzleştirilenlerin öfkesi o kadar yoğunlaşıyor ki zaman ve yerinden ötesine geçecek politik hareketler doğacaktır.
 
Politik gerekliliğinin anlaşılabilmesi için kapitalizmin bilinmezliği öncelikle aydınlanmalıdır. Maskesi düşürülmeli ve gerçek tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmalıdır ki böylece "ne yapmalı" ve "kim yapacak" sorularının yanıtı ortaya çıksın. Kapitalizm kendi başına sona ermez, onu yıkmak gerekir. Kapitalist sınıf, gücünü teslim etmez, bunun elinden alınması gerekir.
 
Yazarın diğer yazıları
·         Kapital evrimleşiyor
·         Arizona'da ırkçı yasa
 


[i]George K. sitemizde yayınlanan ‘Kapital Evrimleşiyor’ yazısında, çeper anlamına gelen yedi hareket küresi tespit ediyor.
[ii] Precatrait- İngilizce iki kelimenin birleştirilmesinden oluşmuş yeni bir kavramadır. Precarious, istikrarsız, riskli anlamına gelir. Proletariat, proletarya anlamına.
 
0
Yorumlar...