İzmir Çağdaş Kadın Derneği ve 80'ler kadın hareketi Söyleşiler
8.3.2011 13:18:31, Zeliha Şehirlioğlu

80’li yılların ortalarından itibaren yeniden hareketlenen toplumsal örgütlenmelerin başında gelenlerden birisi de kadın hareketiydi. 80 sonrası İzmir’de kurulan “İzmir Çağdaş Kadın Derneği” bunun örneklerinden biri. 15 Nisan 1987 tarihinde kurulan derneğin ilk kurucu üyeleri Türkan Süren, Birgül Başarır, İncisel Karşılayan, Mehpare Özkaban, Mecmiye Ertem, Alev Çamkıran, Asuman Elgün, Nuray Hançer ve Zeliha Şehirlioğlu’ydu. Dernek üyeleri, 1991 yılında “Anneler Günü'nü Kutlamayın” konulu imza kampanyası, 1992’de “Bekâret Kontrolüne Hayır” kampanyası, 1993’te Cinsiyetçi Medeni Yasa maddelerine ve TCK 438’e karşı kampanyalar başta olmak üzere pek çok eyleme imza attı. Derneğin kurucu üyelerinden Zeliha Şehirlioğlu’yla o günlere dair deneyimlerini konuştuk.

Yurtsuz - Kadın hareketinin içinde, siyasette olanlar tarafından bilinen bir isimsiniz ama bilmeyenler için sizi tanıyalım önce…
 
Evet… Ben 78 yaşındayım, bu 78 yılı anlatmak mümkün değil. Kısaca şöyle anlatayım: 1932 Akhisar doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi orada yaptım, sonra İzmir Kız Lisesi’nde yatılı okudum. Daha sonra İstanbul Eğitim Enstitüsü’ne gittim. 1950 yılında, 19 yaşında oradan mezun oldum. İlk atamam Hakkâri’ye oldu. Oraya gittiğime de çok memnun oldum. Neden memnun oldum? Hakkâri öyle zengin, refah içinde bir yer değildi ama ben Egeli birisi olarak Anadolu’yu hiç görmemiştim. Orada bulunmak benim hayatımda bir dönüm noktası oldu. Daha sonra Ortaklar Köy Enstitüsü’ne yapıldı atamam. Orada 6 yıl çalıştım. İki yerdeki deneyimim de beni öğretmenliğe en iyi şekilde hazırladı. Ne yazık ki sonra kapandı Köy Enstitüleri. Ben zaten son vagona atladım. Sonra İzmir’e naklim oldu, birkaç ortaokulda çalıştıktan sonra Kız Lisesi’ne yani yuvaya dönüş yaptım. 1976 yılında sürüldüm ben, TÖB-DER üyesiydim. O zaman Milli Cephe vardı başta. Gideceğim yer de ülkücülerin karargâhı, arkamda hiçbir destek yok. TÖB-DER kapandı, tek başıma da gitmek istemedim, ölüme gitmek gibi bir şeydi. Emekli oldum 1976 yılında. Benim siyasi yaşamım, kadın hareketine katılmam emeklilikten sonra başladı. Önce siyasi partilerde çalıştım. Kendimi geliştirdim, sosyalleştim, o yüzden emeklilik dönemim verimli geçti.
 
Yurtsuz - O zaman emekli demek pek de doğru olmayacak sizin için. Çünkü asıl çalışmalarınız, yoğun döneminiz emekli olduktan sonra başlamış.
 
Evet, insan çalışırken zaman ayıramadığı şeyleri emeklilikte yapıp doyuma ulaşıyor.
 
Yurtsuz - Deneyim, hayata dair birikimlerinizin artması, o dönemde yapılan işleri daha verimli kılıyor sanıyoruz.
 
Gerçekten öyle. Biliyorsunuz 12 Eylül 1980 darbesi oldu. Diğer darbelerden farklı olarak bütün siyasi partileri, sendikaları, dernekleri kapattılar. İnsanlar bir çeşit toplumsal hareketliliğini yitirdi. Pek çok acı yaşandı. Bundan söz etmek istemiyorum, herkes biliyor. 1983’de siyasi partiler tekrar kurulmaya başladı. Ve bu süreçte Türkiye’de demokrasinin insan hak ve temelleri üzerine oturması üzerine hareketler başladı. Görünür olmadı belki ama toplumda içten içe bir birliktelik oluşmaya başladı. 85 yılında ben Sosyal Demokrat Halkçı Parti il yönetimi üyesiydim. Aynı zamanda kadın komisyonu başkanıydım. Sosyal demokrat parti deyince, solun değişik kesimlerinden ve emeğe dayalı demokrat insanların bir arada olacağı bir parti akla geliyor. Ama maalesef öyle bir parti ile karşılaşmadık. Ve özellikle erkek egemen bir parti olduğunu gördüm. Hiyerarşik bir düzen olduğunu gördüm. Kadın sorunlarına eğinilmediğini gördüm. Bizim bu konuda her yapmak istediğimiz şey bir şekilde engellenmeye çalışıldı. Bende kadın sorunlarıyla ilgili duyarlılık da o dönemde artmaya başladı ve bir gece uykum kaçtı. Dedim ki, ben boşuna mı emek veriyorum, boşuna mı zaman ayırıyorum. Çünkü yarısı kadın olan bir toplumda, siyasi partilerde kadın olmazsa kadın sorunlarına eğilmezse nasıl bir görüntü sunulabilir? Bu düşünce beni eyleme itmeye başladı. Ertesi gün kadın komisyonundaki arkadaşım Alev Çamkıran’a dedim ki bu böyle olmayacak, biz bağımsız bir kadın derneği kuralım kendimize. Hiçbir siyasi partinin ideolojisine, programına bağlı olmayan, her kesimden kadını içine çeken, bağımsız, demokratik bir dernek olsun. O zaten hazırmış beynen. Arkadaşları topladık, tanıdıklarımızı. Tamam dediler ve biz 9 arkadaş 15 Nisan 1987 yılında derneği kurduk.
 
Yurtsuz - Çağdaş Kadın Derneği... Yola çıkış öykünüz böyle. Nüfusun yarısını oluşturan kadınların her alanda yer alması, seslerinin duyulması, kadının sesinin olduğu, duyulduğu bir oluşum içinde olmak…
 
İnsan hak ve özgürlüğüne dayalı bir demokrasi kurulacaksa bunun içinde kadının olması lazım. Kadının olduğu bir demokratik hareket daha ileriye gidecektir. Bu siyaset de bizim için bir umut olmuştu.
 
Yurtsuz - Yanılmıyorsam 80 sonrası İzmir’de kurulan ilk kadın derneği, değil mi?
 
Evet, ilk kadın derneği. Kuruluş amacımızın ilki bu, yani kadının da her alanda yer alması, sesinin duyulması. Ne kadar kadın sorununu bilseniz de, kadına sol açıdan baksanız da, eksik kalıyorsunuz. Çünkü birçok sol örgütlerde çalışan kadın arkadaşlarımız kendilerini gözden geçirdiler. Karar mekanizmalarında olmadıklarını, ancak öbür işleri yaptıklarını fark ettiler. Oralarda kendilerini tam olarak ifade edemediler. Biz evde gömlekleri ütülüyorduk, onlar karar veriyordu, broşür basılıyordu biz dağıtıyorduk, bu tip aracı işler yapıyorduk. Zaten karar mekanizmasında olmayan bir kadın orada kendini bulamaz. O dönemde dünyada da bir kadın hareketi başlamıştı. 1975-1985 "Kadın On Yılı" ilan edilmişti. Ve 81’de kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi imzaya açıldı. Türk hükümeti de onu 1985 yılında imzaladı. Birleşmiş Milletlerin düzenlediği Meksiko City, Kopenhag, Nairobi, dünya kadınlarının buluşması ve onların basına yansıması bu arada pek çok kadın sorunu ile ilgili kitapların yavaş yavaş ortaya çıkması bizi daha da bilinçlendirdi. 1983 yılında İstanbul’daki feministler hareketi başlattı. O dönemde böyle bir işe girişmemizin ikinci önemli nedeni de bu. Bu etkenler bizi bilinçlendirmeye, hem de eyleme geçmeye yöneltti.Bu nedenle Çağdaş Kadın Derneği’nin temeli sağlam kuruldu. O yıllarda dernekler yasasıyla ilgili müthiş baskı var. Ama biz bunu göze aldık, çünkü tüzel kişilik olmak istiyorduk. Derneği kurduk. Derneğimiz hiyerarşik bir dernek olmadı.
 
Yurtsuz - Dernek kurma fikrini ortaya attığınız için sizin başkan olmanızı istediler. Ama siz kabul etmediniz, Neden?
 
Doğru… Dernek kurma fikrini ortaya attığım, kurucu üye olduğum için başkan olmamı istediler. SHP’de olduğum için olmaz dedim, çünkü SHP’nin bir yan kuruluşu olduğumuz düşünürler. Onun için beni başkan seçmeyin, dedim. Ve çocuk doktoru Prof. Dr. Türkan Süren de kurucular arasındaydı, Ona rica ettik, dedi ki ben 6 ay yaparım ama ondan sonra benden alın. Çünkü çalışıyordu. Toplantılarımızda hiyerarşi yoktu. Ben başkanım ama ben bir üyeyim. 7 arkadaşımız var yönetimde, onlar da öyle. Üye gibi düşünerek hareket ediyoruz. En hoşuma giden şey de, şimdi partide yönetim kurulu toplantısı oluyor, bir konu üzerinde herkes tek tek konuşuyor. Söz alıyor, birisi anlatıyor olayı, öbürü söz alıyor, onun anlattıklarını başka sözcüklerle yeniden anlatıyor. Ve saatlerce sürüyor toplantı. Ortaya da bir şey çıkmayabiliyor. Bu nedenle dedim ki, arkadaşlar biz zaten 7 kişiyiz burada, parmakla söz istemek yok, herhangi bir konuda hemen aklınıza gelen şeyi söyleyin. Ve o toplantıları unutamıyorum, öyle güzel fikirler çıkıyordu ki. Belki biraz gürültülü oluyordu ama gerçekten çok çabuk ve çok verimli sonuçlar alabiliyorduk. Üstelik biz yönetmedik derneği. Bütün üyelerimiz katılıyordu toplantılara. Ama katılın diye de bir baskı yapmıyoruz. Çünkü kadın zaten çok baskı gören, konuşma sus denen bir cins. Hiyerarşik düzende çaresizlik içinde oluyor. O yüzden biz üyelerimizi de tamamen serbest bıraktık, hiyerarşik düzen kurup baskı kurmadık. Kendinizi istediğiniz zaman, istediğiniz şekilde ifade edebilirsiniz dedik ve ancak bu şekilde başarılı olabileceğimizi düşündük. Kadının toplumdaki yerini, sistemde gördüğü zararları biliyoruz, o yüzden kurduğumuz derneğinde sistemin içinde olmasını istemedik.  
 
Yurtsuz - Dernek 1987 yılında kuruldu, demokratik bir yapı oluşturuldu, fikirler ortaya çıktı ve bu fikirler fikir olarak kalmadı, eyleme de döküldü. Derneğiniz o yıllarda önemli eylemler örgütledi ya da diğer derneklerle işbirliği içinde önemli eylemlere ortak oldu. Hatırlayabildiklerinizi bizimle paylaşır mısınız?
 
Şimdi, Türkan Süren zamanında, İstanbul dayağa karşı bir hareket başlattı, sanırım 17 Mayıs 1987, yani bizim kuruluşumuzdan 1 ay kadar sonra, biz hemen bir basın açıklaması yaparak destekledik bu eylemi. Çünkü kuruluşumuz daha çok yeniydi ve eylem hazırlayacak durumda değildik.Programımızı, tüzüğümüzü, gerekçemizi hazırlamıştık, basın açıklaması yaptık. Sonra, yavaş yavaş, ne yapabiliriz de etkin olabiliriz sorusu çıktı önümüze. Kadın sorununun tartışıldığı yerlerde olmak istiyorduk. Dernek olarak, Ankara’daki, İstanbul’daki kadın hareketini de izliyorduk. Hepimizin oralarda arkadaşları vardı. Onlarla sürekli telefonla iletişim halindeydik. Türkan Süren zamanında, Dikili’de bir Çamaltı kahvesi vardır, orada İstanbul’dan gelenlerle birlikte bir toplantı yaptık. Zaman zaman Onlarla eşgüdümlü değil ama eşzamanlı eylemler örgütledik. Ve sonra hem kendi tarihimizi bilmek için, kadın hareketi tarihini -çünkü 1935 yılından sonra kadınlar kendileriyle ilgili hiçbir istemde bulunmadılar, ilk defa bu 80 yıllarında başladı- Atatürk Kültür Merkezi’nde her hafta konulu toplantılar yaptık. Ayrıca dernekte bilinç yükseltme toplantıları yapıyorduk. O çok önemli hakikaten. Ama Atatürk Kültür Merkezi’ndeki toplantıları bunu herkese açmak, derneğimizi kitleselleştirmek için yapıyorduk. Neler yaptık? Mesela, Duygu Asena’nın “Kadının Adı Yok” kitabını okuyanlar orada buluştular, onun üzerinde konuştular. Tanzimat’ta beri kadın hareketi incelendi. Kadın hukuku incelendi. Çok hareketli ve gittikçe kitleselleşen bir kalabalık oldu. O sıralar dernekler yasası nedeniyle toplantılara polisler de geliyordu. Kamera açık, görüntü alınıyor. Birkaç toplantıda yaptılar bunu. Sonra baktım polis var ama kamera yok. Dedim ki ne oldu, neden vazgeçtiniz, “ Eee, biz de eğitilmeye başladık” dediler.
1988 Ocak ayında ilk genel kurulu topladık. Orada beni başkan seçtiler. Sonra hızlandık. Üye sayımız artmaya başladı. 600 üyeye ulaştık. Derneğimizde kadın sorunları dışında, üyelerimizin hobilerine yönelik, ilgilenmek istedikleri konularda çalışmalar yaptık. Mesela tiyatro, İngilizce, resim gibi ücretsiz kurslar düzenledik. Daha sonra eylemlerimizde tiyatro birimimizin bize o kadar çok faydası oldu ki.
 
Yurtsuz - Kadınların özgüvenini arttırmak adına yararlı olmuştur bu tür etkinlikler.
 
Olmaz mı? Oldu tabii. Bu çalışmaların ürünlerini 8 Mart dünya kadınlar gününde sergiledik. Paneller yaptık. Mesela ‘Kadın ve Sanat’ konulu bir panel yaptık, bunu çok önemsedik. Tiyatro oyunları sahneledik. Konserler yaptık. Kadın konulu film gösterimleri yaptık. Film gösteriminin ardından sinema sanatında kadın konulu panel düzenledik. Aynı gün akşamında kadın ve üretim konulu bir panel daha yapıldı. Derneğin bu ilk 8 Mart etkinlikleri bizim neden yola çıktığımızı, bunları niçin yaptığımızı açıkladı. Etkinliği gerçekleştiğimiz yer hınca hınç doldu o gün. Onları gördükçe daha şevkle çalışmaya başladık. İzmir’de kadın dernekleri var ama bunlar geleneksel kadın dernekleri, daha çok yardım dernekleri. İzmir’de bu kadar çabuk kitleselleşeceğimizi ummuyorduk aslında. Ve içinde sol düşünceli kadınlar da çok, tanınanlar. Hani soldan korkma gibi bir şey söz konusu olabilir mi diye düşündük ama hayır. Gerçekten dernek çok ilgi gördü. İzmir dışında da eylemlere, toplantıları, etkinliklere katılmaya başladık.
 
Yurtsuz - Bu tür etkinlikler deneyim, bilgi paylaşımı açısından, farklı fikirlerin buluşması açısından önemli tabii.
 
Evet… Bizim kadın sorunlarımız çok. Birikmiş. Bilinç düzeyine çıkmamış. Ama bir taraftan da kadın ve erkekler olarak ortak sorunlarımız var. Erkekler de derneğimize ilgi göstermeye, bizi çeşitli toplantılara, etkinliklere çağırmaya başladılar. Bizim işçi dünyasına girişimiz de 1988 yılıdır. Petkim işçilere greve girdiler, biz de bir grup Petkim’e gittik.  Kadın zaten emekten yanadır. İşçilerle konuştuk, onların sorunlarını öğrendik. Ve kadınların eyleme destek vermelerini istedik. Ayrıca, kadını etkileyen eylemlere de çok önem verdik. Özal zamanı, Aliağa’ya termik santral yapılacak dendi, bir ayağa kalktı herkes. Harekete geçen Bakırçay Belediyeler Birliği, Yeşiller Partisi’ni özellikle davet ettiler. Çünkü bunlar hem çevre sorunudur, hem kadın sorunudur. Çünkü kirlenmiş bir doğada bebekler sağlıksız doğar, sağlıksız gelişirler. Kadın da bunun acısını çeker. Bunun dışında başka eylemlerimiz de oldu güncel konularla ilgili. Mesela, 1989 yılında, Çankırı yargıcı Mustafa Durmuş’un 10 yıllık evli, 3 çocuk annesi ve dava sırasında hamile olan bir kadının kocasından yediği dayağı Medeni Kanunu hiçe sayarak “kadının sırtını sopasız, karnını sıpasız bırakma” anlayışıyla geçerli boşanma sebebi saymayan kararına eylem koyduk. Yine aynı yıl, Diyarbakır’da tutuklu genç kızların istemlerinin dışında kızlık zarı muayenesine gönderilmelerini protesto ettik. Gözaltında bulunan 9 aylık hamile Sencan İkiz’in tedavi altında bulunduğu hastanede tam teçhizatlı iki er nezaretinde ayaklarından karyolaya zincirlenmesine eylem koyduk. Bunlar basında gerçekten önemli bir yer buldu. Türkiye’de kadın olmaktan doğan olaylardan haberdar oluyordu bütün toplum.
 
Yurtsuz - Dernekler yasası başınızı ağrıttı mı o dönemlerde?
 
Elbette… Dernekler yasasına muhalefetten derneğimize birçok dava açılıyordu. Tüzel kişiliği temsil ettiğimiz için başkan ve yönetim kurulu üyelerine emniyet ve adliye komşu kapısı olmuştu. Duruşmalara 10’nun üstünde müdahil avukat geliyordu. O zaman dayanışma vardı. Davayı duyan avukatlar hemen müdahil oluyorlardı. Bazen 20 avukat filan giriyordu davalara.
 
Yurtsuz - Günümüzde de devam ediyor bu tür dayanışmalar.
 
Haklısınız, ama o günler için çok önemliydi bu. O günlere dair ilginç bir anımı daha paylaşmak istiyorum. O yıllarda Cemil Çiçek “ flört etmek fahişeliktir” demişti. Bir gazeteci aradı ve “Ne eylem kararı aldınız Zeliha Hanım?” diye sordu. Eylem yapmamıza o kadar alışmışlardı ki. Dedim ki “bugün toplantı yapıyoruz, ben size bildiririm”. “Siz bireysel düşüncenizi söyleyin” dedi. Ve ben de söyledim: “Cemil Çiçek’ten beklenir. Sürekli kadın bedeni üzerinden siyaset yapıyorlar. Ona sormak gerek, flört eden erkek ne oluyor? Cinsiyet ayrımcılığının kanıtı, ikili ahlak anlayışı, kınıyorum.”  Ertesi gün gazetede haber çıkıyor. Dernekler yasasına göre izinsiz demeç vermek yasak. Gazete de haberi bireysel görüşüm olarak vermemiş. İfadem alındı, bireysel düşüncem olduğunu, Çağdaş Kadın Derneği’ni bağlamadığını söyledim ve gazeteciyi tanık gösterdim. Dava günü gittim, mübaşir çağırdı, girdim, savcıyla yargıç oturuyor, yargıç “Zeliha Hanım sizi biraz bekleteceğiz, savcı bey incelemedi” dedi. Peki dedim, çıktım. 6-7 dakika sürmedi, çağırdılar beni tekrar, adımımı attım, “size dernekler yasasına muhalefetten şu kadar hapis cezası verilmiştir ve para cezasına çevrilmiştir” dediler. Yürüdüm yargıcın üzerine “Ne kolay ceza veriyorsunuz, ben tanık gösterdim”. İkisi de kıpkırmızı oldu, kendi aralarında konuştular, tanık dinlenmek üzere başka bir tarihe ertelendi. Orada düşündüm kendini savunamayacak durumda olan kadınların halini. Sonra ev adresine beraat kararı geldi.
Aynı yıl, belediye seçimleri yaklaşıyor, biz dedik ki yerel yönetimler kadınların sorunlarına sahip çıkmalı. Bir panel düzenledik, Burhan Özfatura’nın dışında hepsi geldiler. Ben derneğimizi tanıttım, amacımızın ne olduğunu belirten bir konuşma yaptım. İzmirli kadınların beklentilerinden oluşan öneri paketini panelde hazır bulunan yerel yönetici adaylarına sundum.  
 
Yurtsuz - O yıllarda Ankara ve İstanbul’daki kadın dernekleriyle birlikte ortak eylemlere de imza attınız…
 
Evet, birlikte olmak, kadın dayanışması önemli. Mesela 1 Ağustos genelgesinde ortak hareket ettik. Çağrımız şöyleydi: Devlet 1 Ağustos genelgesine dayanarak cezaevlerinde şiddet uyguluyor. Şiddetin her türünü çok iyi bilen biz kadınlar herkesi bunu protesto etmeye, 12 Ağustos cumartesi günü bütün kadınları siyah giyinmeye, herkese protestosunu ifade etmek için üzerinde siyah bulundurmaya çağırıyoruz. Kadın kurtuluşu için mücadele eden kadınlar.” Bu da eşzamanlı yapılan bir eylemdi. Yine, aynı yıl, İnsana Saygı” başlıklı bir panel yapıldı. Benim konuşmam sonlara doğruydu. 17 konuşmacı vardı ve dinleyenler yorulmuşlardı, baktım hiç soru yok, ben bunları bir uyandırayım dedim, “ıstakozlar nasıl avlanır, bilir misiniz?” diye sordum, sonra anlattım: Istakoz avcısı yılların deneyimiyle, ıstakozların grup halinde dolaştıklarını fark ediyor ve diyor ki ben bunları nasıl yakalayabilirim. Bir ahtapot alıyor, ıstakozların sürüsünün olduğu yere geldiğinde ahtapotu denize fırlatıyor. Tüm ıstakozlar tek tek uzaklaşıyorlar. Demokrasi mücadelesinin ahtapotlarından korkmayalım, mücadelemizi devam ettirelim, bireyleşmeyelim, özelde bireyleşelim ama mücadelede örgütlenelim ve mücadelemizi böyle sürdürelim.
 
Yurtsuz - Sonra, Muğla 5. Kültür Şenliği’yle ilgili bir anınız var..
 
Evet. 28 Eylül 1 Ekim 1989 yılında Muğla 5. Kültür Şenliği’nde Reha İsvan’ın da katıldığı “Kadın ve Demokrasi” konulu bir panelde ben de konuşmacıydım. Bütün partilerden, derneklerden katılımcılar var, büyük bir masa, hepimiz konuştuk. Daha sonra yerel bir gazeteci benimle röportaj yapmak istedi. Tabii neden olmasın dedim. Konuşma Sosyalizm konusuna geldi. Feminizm içermeyen bir Sosyalizm, Sosyalizm değildir, toplumcu değildir, dedim. Bütün gençler hepsi ayağa kalktılar, siz ne diyorsunuz, diyen oldu. Susuyorum, bakıyorum ben yalnızca. Neyse biraz sakinlediler, dedim ki eleştirebilirsiniz beni. Ben eleştiriye açığım, ama sizden bir şey rica ediyorum, bugün gidin evinize, annemiz vardır, eşiniz vardır, sevgiliniz vardır, kızınız vardır, bir onların yaşamını düşünün. Neler kaçırdıklarını düşünün, yarın gelin, ben de geleceğim, o zaman görüşürüz. Ezbere empati olmaz dedim, düşüneceksiniz. Ertesi gün geldiklerinde “Hocam haklıymışsınız, özür dileriz” dediler. Yani, şöyle bilinçlere iyice vurmak lazım. Ama kavga gürültüyle değil, ben de orada sinirlenip sert çıktıysam belki ertesi gün bu konuşma hiç yapılmayacaktı.
 
Yurtsuz - Haklısınız… Derneğinizin o yıllarda bir de bornozlu eylemi vardı, yanlış hatırlamıyorsam..
 
Evet, yıl 1991… “Onurumuzu oto altında ezdirmeyiz” sloganıyla yaptık o eylemi. Bu eylem bir platform eylemidir. İzmir’de Yeşiller, Mor Dayanışma, Çağdaş Kadın Derneği olarak yaptık. “Macit beni otomobillendir ” sloganlı televizyon reklamını protesto ettik. Bornoz giyip, havlulara sarılarak sözü geçen bankanın İzmir şubesine gittik ve protesto pankartlarıyla eylem yaptık.
Bir de balonlu eylemimiz var. Bu eylemle ilgili ilginç bir anım var. Eylemin yapılacağı gün, Konak’ta saat Kulesi’nin önünde buluşacağız. Ve ben erken gittim, sabah olacaktı, Konak’ta bir ben varım.   Şöyle bir etrafıma bakındım, Saat Kulesi’nin etrafındaki banklarda bir kadın oturuyor. Mantosu var, eşarp bağlamış bir kadın. Bari onun yanına gideyim bekleyeyim dedim. Gittim. Dedim ki : “Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kutlu olsun”.Şöyle yüzüme baktı, “Kadınların da bayramımı olurmuş kızım” dedi. O sırada güvercinler kanatlandılar. “Bak kızım” dedi, “kanatlı kuşlar nasıl uçuyorlar, erkekler bizim kanatlarımızı kırmışlar, istedikleri de gibi de kullanmışlar”. Yıldırım çarptı sandım, sonra devam etti “Ama biz mücadele edemedik, siz mücadele edin, okumuşsunuz, çalışıyorsunuz, siz mücadele edin ve bırakmayın bu mücadeleyi” dedi. O halk zekâsını, kadının bile bile ezilişini çiviyle çaktı beynime.
 
Yurtsuz - İzmir, başka iller, derken bir de Almanya’ya gittiniz.
 
Evet, Almanya’ya bir çağrı üzerine gittim. Bir akşam oturuyordum, telefon çaldı. “Almanya’dan arıyorum, Refiye Paker” dedi. “Merhaba” dedim, “beni aradığınızdan emin misiniz?” ”evet”dedi. “Çağdaş Kadın Derneği’nin dergisini aldım kitap alırken, dergide telefonunuz vardı, onun için aradım sizi, size ihtiyacımız var.Biz de burada dernek kurmak istiyoruz, ama hep tartışıyoruz, kadın erkek bir arada mı, kadın erkek ayrı mı, beni aydınlatır mısınız?”. “O zaman adresinizi verin, size etraflı alarak bir mektup yazayım” dedim. Adresini verdi, ben ona etraflı olarak bir mektup yazdım, kuruluş deneyimimizi anlattım. Sonra bir telefon daha geldi, “mektuba teşekkür ederim, bize aydınlattınız. Burada bir konferansa gelir misiniz Nürnberg’e?” dedi. “Memnuniyetle gelirim” dedim. Kararlaştırdık, Haziran ayında Almanya Nürnberg’e uçtum. Bütün arşivi aldım yanıma. Konuşma yapacağım salonda panolara yerleştirdim bunları. Gelen herkes onları merak ederek girdi ve kalabalık bir kitle önünde konuştum. Sonra Alman kadınlara da bir çevirmen yardımıyla konuşma yaptım. Orada bir ay kaldım ve değişik şehirlerdi söyleşilerde bulundum. Derneği de kurduk. Sonra, 1992 yılında tekrar Almanya’ya gittim. O sırada Çağdaş Kadın Derneği başkanlığını da bıraktım. Çünkü ben orada deneyim kazandım ama herkesin bu deneyimi kazanması gerekiyor. O yüzden aday olmadım. Almanya Darmstadt’tan çağırdılar. Oraya iki arkadaş gittik. Kadın şenliğinde bir sanat gecesi yaptılar, tamamen kadınların emeğiyle oluşturulmuş. Çünkü onlar her mesleğe ilgi duyuyor. Biz bu konuda biraz eksiğiz.
 
Yurtsuz - Kadınlar olarak yapılan eylemler bazen yasa değişikliğini de getirdi beraberinde. Böyle bir eylem de var içinde yer aldığınız.
 
Evet… Antalya’da hayat kadını N.T. kendi evinde 4 erkek tarafından tecavüze uğradı. Cumhuriyet Savcılığı iddianameyi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Anayasa Mahkemesi’nin hayat kadınlarına yönelik tecavüzün az cezayı kabul etmesi üzerine kadın haklarını savunan Kadın Platformunun ve Çağdaş Kadın Derneği’nin büyük tepkisine neden oldu. Temyizde sonuç belirlenene kadar 3 yıl geçti. Bu sürede İstanbul, İzmir, Ankara’da kadınlar sürekli eylem yaptık. Başardık. Kadınları sınıflayan 438. Yasa da tarihe karıştı.
Yine İzmir’de, sahne sanatçısı Hatice Albayrak, ayrı yaşadığı eşinin boşanmaması ve ısrarla çalışmasına izin vermemesi üzerine İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi’nde dava açtı. Mahkeme yargıcı Salih Dirik, Medeni Kanunun 159. Maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. 159. Madde iptal edildi. Duruşmayı izledik. Bu dava tüm kadınlara örnek olacak. Kadın üzerindeki erkek baskısından biri daha sona erdi. Bu kadınların zaferidir.
 
Yurtsuz - Derginizin bir de yayın organı vardı:  Çağdaş Kadın Dergisi. Siz hem derginin sahibi, hem de yazı işleri müdürüydünüz.
 
Ama benden çok arkadaşlarımın emeği vardır dergide. İlk sayısı 1988 yılında çıktı. İlk sayısını fotokopiyle çoğalttık. 4. Sayıdan sonra da biraz fedakârlıkla, üye aidatlarıyla, dergi gibi çıkarmaya başladık. İki de özel sayımız çıktı, 89’un 8 Martında barış başlığıyla çıktı. Dergiyi niçin çıkardık sorusunun cevabı derginin ilk merhabasında belirtiliyordu. Onu okumak istiyorum size: “Demokrasi, her toplum kesiminin sorunlarını, istemlerini kamuya ve giderek siyasete yansıtması temeline oturtulursa gelişir. Toplumsal yapının hızla değiştiği bu süreçte var olan kadın sorunları daha da çeşitlenip ağırlaşırken, kadınların evlerde toplumdan yalıtılmış yaşam sürmeleri demokratik gelişmeye aykırıdır. Sorunlara birey ölçütünde temelli bir çözüm bulunamayacağı da su götürmez bir gerçektir. Yapılacak tek şey ortak sorunların çözümü için birlikte bilgilenmek ve sahip olduğumuz gücün bilinciyle demokrasi mücadelesine örgütle olarak katılmaktır. 15 Nisan 1987’de bu amaçla kurulan derneğimiz elinizdeki sayıyla yayın yaşamına başlamış olacak. Elbette ilk amacımız derneğimizin düşünsel temelini açıklayarak çağdaş kadın derneğini tanıtmak, etkinliklerimizi duyurmak, yeni atılımlarla güç kazanmak. Dergi hepimizin olmalı. Okuyucu ile bizler arasında doğacak iletişim yaşatacak bu dergiyi. Bu anlayışa yönelik düzenledik. Sağlık, eğitim, hukuk sorunlarınız için köşe yazıları çıkacak ve giderek sizden gelen mektuplar ile yönlendirilecek. Diğer sorunlarımız için okuyucudan ses köşesi olacak. Ayrıca kadın konusuna ağırlık veren yapıtlar kısa olarak tanıtılacak ya da değerlendirme yazıları yer alacak. Kadın sorunlarına tüm boyutlarıyla yaklaşılması gerektiğini düşünen Çağdaş Kadın Derneği, bu derginin fabrikada, tarlada, bürolarda, eğitim ve sağlık sektöründe çalışan kadınların, ev kadınlarının sorunlarını tanımada ve demokratik mücadelede birlik sağlamada önemli bir işlevi olacağına, okuyucunun bu bağlamda sorumluluk duyacağına inanıyor.”
 
Yurtsuz - Kaç sayı çıkardınız dergiyi?
 
2 özel sayı dışında 7 sayı çıkarabildik. Ekonomik koşullar zorladı bizi.
 
Yurtsuz - 1987'den, derneğinizin kuruluş yılından bugüne epey bir yıl geçti. O günden bu yana kadın hareketiyle ilgili ne kadar yol alındı, kadınların örgütlenmesi neden önemli,  bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?  
 
Örgütlenmeden başlayayım. Tek tek düşünen birçok kadın kendi gördüğü baskı ve şiddeti hissediyordur, gazetede tacizleri, tecavüzleri okuyordur, hatta kendinde olması bile çevresinde, yakınlarında görüyordur, belki de isyan ediyordur içinden, ama tek başına insan bir şey yapamaz. Yani bütün toplumsal olaylar ki bizimki de bir siyasettir, kadın siyasetidir, kadın siyaseti de örgütlenmeyle olur. Ama bu örgütlenmenin kadın bakış açısıyla olması gerekiyor. Eğer örgütlenme çoğalırsa kadınların yapamayacağı şey yok, ben buna inanıyorum. Gerçekten kadın güçlü. Örgütlenme, demokratik ve esnek olmalı. Her kadını içine çeken bir örgütlenme. Her kadının kendi sorununu açıkça ifade edebildiği, konuşabildiği, konuşmasının kesilmediği, hiyerarşinin olmadığı bir örgütlenme. Bizim kitleselleşmemizin sebebi o oldu. Herkesin konuşma hakkı vardı. Eleştirilere açık olduk. Ve inanın bireysel mücadele de güzel, onu yadsımıyorum. Ama örgütle mücadelede daha bir güç kazanılıyor. Yalnız olmadığınızı hissediyorsunuz. Ve sonunda da başarıyorsunuz.
 
Yurtsuz - Bu alanda yol almak, sistemin engellemeleri, kadına bakış açısı nedeniyle güç olsa da, pek çok başarıya da imza atıldı elbette.
 
Tabii.. Kadın hareketinin başladığı yıllardan bugüne eksikleri olsa da kadının hak arama yollarını açan birçok yasa değiştirildi. Ancak erkek egemen sistemin yazısız yasalarını aşmak, bir zihniyet devrimi gerçekleştirmek daha güçlü, sürekli bir mücadeleyi gerektiriyor.
Kadına yönelik şiddet, tecavüz, namus cinayetleri, aşk cinayetleri, kadınların eşleri (eski-yeni) tarafından öldürülmesi hızla artıyor. 2004-2011 yılları arasında yüzde 1400 artış olmuş. Son 7 ayda 246 kadın öldürülmüş, bir günde 5 kadın öldürülmüş. Erkek terörü, kadın soykırımı, ne derseniz deyin, 21. Yüzyılda Türkiye’de “insanlık suçu” işleniyor. Devlet kadının yaşama hakkını korumaktan aciz. Sorumlular suskun. Meclis’teki kadın milletvekillerinden güçlü, tek bir ses yok.
 
Yurtsuz - Siyasi partilerin önünde seçim, kadın katillerinin elinde tabanca, bıçak, naylon torba…
 
Kadından sorumlu Devlet Bakanı’nın ortaya koyduğu “kadınlara sadece, şiddet uygulayan eşe değil, eski eş ve sevgiliye karşı da mahkeme kararıyla koruma sağlayacak” düzenleme hükümetin yasama programında yok.

Tek tek karalar bağlamanın yararı yok. Zaman yitirmeden Türkiye’nin her yerinde kitlesel eylemler yapalım. Bu yasa seçimden önce çıkmalı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nden güç alalım.

0
Yorumlar...
Cevdet Kazakoğlu,11.12.2014 02:08:17
Ömrünü öğrencilerine,kadınlara,insanlara,topluma adamış olan Zeliha Şehirlioğlu'nun ÖĞRENCİSİ olmaktan her zaman gurur duydum.Salt okulda değil sonraki yaşamımda da yol göstericim ve güç kaynağım olan ÖĞRETMENİME heyecanla saygılarımısunarım