Kürt gerçeğinin bölgesel boyutu ve Cola Turka liberalizmi…(3) Kürt Sorunu
27.2.2012 17:43:33, Mahmut Balpetek

Sol liberaller, son yıllarda güçlerinin çok üzerinde bir etki gücüne ulaştılar. Bunun değişik sebepleri olmasına rağmen en önemli faktör, AKP’nin ideolojik hegemonyasının tesisinde işlevsel bir rol almalarıdır. Sol liberalizm bu ideolojik hegemonyanın tesisinde tarihin yeniden yazılımı, serbest piyasa üzerinden kapitalizmin meşruiyetini tahkim etme, solun hegemonyasını etkisizleştirme, vesayet karşıtlığı üzerinden kendi demokrasi anlayışlarını dayatma ve demokrasinin sınırlarını tanımlama, toplumsal ilişkilerin yeniden dizaynı gibi birbiriyle ilişkili ve girift alanlarda güçlerinin üzerinde bir etki sahibi oldu.
 
Bu yazı, sol liberallerin yukarıda anlatmaya çalıştığımız işlevlerini tartışmaya açma denemesidir. Sol liberallerin, Kürt sorununda önceleri AKP ile önemli ölçüde paralellik gösteren ve sorunun yegâne çözen tarafı olabileceğinin kabulüne dayanan yaklaşımları, AKP tarafından bertaraf edildi. Zira, liberallerin Kürt sorununa duydukları ilgi AKP iktidarının “Kürt açılım” ile yaşıttır. Yani AKP iktidarı ile gündemlerine giren Kürt sorununu son zamanlarda, sorunun çözümünde AKP bağlamından farklı yaklaşımlar ortaya koyarak gündemleştirmeyi sürdürmektedirler. Sol liberaller kendi aralarındaki nüans düzeyindeki farklılıklarla iki ayrı öbek gibi durmaktadırlar.  Nüans düzeyindeki ayrılıkları aynı zamanda birbirlerine çok yakın olduklarının da ifadesidir. Sol liberal diye nitelediğim kesim tek bir örgüt veya birkaç aydından ibaret olmayan bir yelpazeyi esas almaktadır.  Bu iki kanadın ortak saptamaları, Kemalist rejim ve askeri vesayete karşı değişim kapasitesine sahip iki dinamikten birinin İslamcı kesim, diğerinin ise Kürt özgürlük dinamiği olduğu varsayımıdır. Nabi Yağcı, Taraf gazetesinde 3 Aralık 2011 tarihli ‘Milliyetçi Asimetri’ başlıklı köşe yazısında bakışını, “Türkiye’de bugüne değin tarihten gelen iki güçlü değişim dinamiği gördüm. İslami uyanış ve Kürt ulusal uyanışı. Güncel olayların gidişatında temel doğrultum bu iki dinamiği yakınlaştırıcı duruşlar göstermek oldu. Kalemimi bu yolda kullandım. Bu yakınlaştırma işlevinin bizatihi kendisini değişimin üçüncü dinamiği olarak gördüğüm için entelektüel aydın çevresini üçüncü dinamik olarak tarif ettim. Fakat bu üçüncü çevrenin rolünün 'tarafsız hakem' rolü olmayacağını da hemen ekledim. İki taraf dışında üçüncü taraf değildi” biçiminde açıklıyor.
 
Ayrıştıkları nokta ise şu: Bir kan Kürt özgürlük hareketinin çözüm için “derin devlet”le uzlaşmaya çalışıyor, örneğin Kemal Burkay’ın 10 Ocak 2012 tarihinde TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan terör alt komisyonuna söyledikleri: "PKK, bir devlet projesidir. Ergenekon komutanları tarafından yönetilmiştir” ifadesinin devamında ‘PKK'yı bitirmek için derin devletin de çökertilmesi’ gerektiğini kaydeden Burkay, Ergenekon sürecini bu anlamda önemsediğini kaydetti. Kemal Burkay'ın hiçbir kaynak göstermeden bunu iddia ettiği notunu da eklemek gerekiyor.
 
Sol liberallerin, sosyalist sol ve Kürt özgürlük dinamiğine ithaf etikleri en önemli argümanları ise bu iki kesimin, AKP'yi düşman ilan ettiği ve düşmanlık üzerinden siyaset geliştirdiği yargısıdır. Sivil iradeyi ifade eden parlamentoyu ve yasama gücü olan “meşru” hükümeti zayıf düşürecek bu siyaset karşısında toplumsal “onaşma” ile gelen sivil gücün yanında durmayı, darbelerin zeminini ortadan kaldırmak açısından gerekli bir taraf olma durumu olarak görmektedirler. Dolayısı ile Kürt özgürlük dinamiğinden umudu kesmiş durumdadırlar. Murat Belge’nin Haziran 2011 genel seçimlerinde “AKP oy verecektim, son anda vermekten vazgeçtim” demesi buna çok belirgin bir örnektir. Bu kanat Kürt sorununun çözümünde engel olarak Kürt özgürlük hareketini görmektedir. Bu saik ile Kürt özgürlük hareketinin karşısında daha açık konumlandıklarını söylemek mümkün.
 
Bir diğer kanat ise silah ve barış yanlısı iki Kürt dinamiği, yani şahinler ve güvercinler olduğunu, bunlar arasında bir çatışma söz konusu olduğu ön kabulünden hareketle, güvercinlerin baskın çıkması için, özgürlük hareketinden umut kesmek için henüz erken olduğunu savunan bir siyaset hattı izlemektedir.
 
Öncelikle ortak yönleri olan siyasal İslamın demokratikleşme kapasitesinden söze başlarsak belki bu tespit 15 yıl önce tartışılabilir bulunabilirdi. Ancak günümüzde devletleşen AKP ve tarikatlar, statükonun birinci dereceden savunucusu haline geldiklerinden bu tezin karşılığının olduğunu var saymak gerçekçi olmayan zorlama bir saptamadır. Bunu, AKP’nin geçmişte genel başkan yardımcılığını yapan Dengir Mir Mehmet Fırat 28 Kasım 2011 tarihinde Neşe Düzel ile Taraf gazetesinde yaptığı röportajında, “Herkesin bir sınırı var, AKP de belki demokrasi ve özgürlük sınırına geldi” diyerek saptamaktadır. Sahibinin sesinden yapılan tespite rağmen bu varsayımda ısrar etmek liberal solcuların ciddi açmazı olarak ortada durmaktadır. Zira bu saptamadan vazgeçmeleri demek bütün paradigmalarının tuz buz olması demektir. Bizatihi, varoluş gerekçelerinin inkârının ta kendisi olacaktır. Dolayısı ile hayatta karşılığı olmayan bu tezi sanal olarak savunmakta ısrar etmeleri kendileri için hayati önem arz etmektedir.
 
Kürt özgürlük hareketinin derin devlet ile anlaşmaya çalıştığı varsayımı hiçbir maddi temele dayandırılmadan ortaya atılmış bir savdır. Bu sav aslında devletleşen AKP’yi aklamak amaçlıdır. Bu kesimin sosyalist sol ve Kürt özgürlük hareketine karşı “AKP düşmanlığı üzerinden siyaset yapıyorsunuz” yollu eleştirileri ise en hafif tabiriyle abesle iştigaldir. Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanı, küresel sermayenin onayı ile alt-emperyal bir güç olma yolunda ilerleyen, emek ve çevre düşmanı bir iktidarla mücadele etmek için örgütlenmeyi suç gibi sunuyor olmaları, bizim ülkeye has sol liberalizm örneği olsa gerek. Biz buna "Cola Turka liberalizmi" desek yeridir. AKP ile girişilen mücadelede bu kesimin Kürt özgürlük hareketine talepleri nedeni ile yönelttiği kâh “siz de çok oluyorsunuz”, kâh “çok aceleci davrandığınızdan, AKP’nin adım atmasını engelliyorsunuz” yollu eleştiriler ise AKP’yi savunmakta zorlandıkları durumlarda tek diri muhalefet olan Kürt özgürlük hareketine çeşitli biçimlerde ithamlar yöneltmeyi etkili bir yöntem olarak kullandığını göstermektedir.
 
Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan,n dünya gazetecilik tarihinde bir ilke imza atarak, BDP haberlerine boykot kararı verirken 24 Ağustos 2010 tarihli yazısında “Kürt halkının büyük çoğunluğuyla ters düşen, Kürt 'sivil toplum kuruluşlarıyla' çelişen, 12 Eylül hukukuyla hesaplaşmak isteyen Kürtlerin sandık başına gitmesini istemeyen BDP’li politikacıların manevraları bana fazla 'kıvrak' geliyor son zamanlarda. Bu yüzden saygısızlaşıp kabalaştıklarını düşünüyorum. Ben BDP’li politikacılardan da, hoyratlıklarından da sıkıldım çocuğum yaşındaki birinden hakaretler işitmek de hoşuma gitmiyor, yazı işlerindeki arkadaşlarımın neredeyse tümü karşı çıktı ama ben bundan sonra BDP yönetiminden demeç istemiyorum” diyerek yukarıdan, terbiyeci bir tavır takınıyor.
 
Sol liberallerin demokrasi olarak algıladıkları tek modelin temsili demokrasi olmasından dolayı, toplumun doğrudan katılımına dayalı yani doğrudan demokrasi onları çok da ilgilendirmez. Gerçek demokrasinin eşitlik ve özgürlük ile mümkün olacağı, eşitliğin olmadığı bir demokrasinin, kendi lehlerine eşitliği bozan sınıf tarafından güdüleceği gerçeği  onların kapsama alanına girmez. Eşitsizliği ortadan kaldırmayı öngörmeyen mevcut eşitsizliğin sürdürülmesi üzerine kurulmuş ‘Fırsat Eşitliği’ ilkesini savunmayı eşitlikçi gösteren, demokrasinin sadece temsili araçlarla ve devlet–toplum alanında mümkün olabileceğini, özellikle iktisadi ve üretim ilişkilerinin cereyan ettiği noktalarda demokrasi olgusunu kapsam dışı bırakan eşitlik ve özgürlük algısına dayanan sol liberalizmin Kürt sorununun çözümünde geldiği sınır şaşırtıcı değildir.
 
Sol liberaller, birçoğunun maddi kaynağının nereden geldiği ayyuka çıkmış sivil toplum kuruluşlarına (STK) toplumun yegâne örgütlenme alanı olarak değer biçmektedirler. Dolayısı ile cemaatin Abant Toplantıları ve medyası ise onların fikir geliştirdikleri zemindir. Gerçi gerek cemaatin, gerekse hükümetin yetkili zevatı zaman zaman sol liberalleri fırçalasalar da liberaller kendilerine görev addettikleri akıldaneliklerini sürdürmekte beis görmemektedirler.
 
İkinci kesimin şahinler ve güvercinler ayrımı üzerinden geliştirdikleri yönelim, aslında AKP’nin Kürt özgürlük cephesini parçalamaya dönük taktikleri ile paralellik göstermektedir. Buna rağmen bu kesim, henüz Kürt özgürlük hareketinin değiştirme potansiyeli taşıdığını kabul ederek onunla farklı düzeyde ilişkileri sürdürme tercihini korumaktadırlar. Bu ilişkide özgürlük hareketini liberal hatta çekme çabalarının da altını çizmek gerekir.
         

Bu iki kesimin de Kürt sorunu üzerine çokça fikir ürettiklerine tanıklık etmekteyiz. Ancak bu fikirler, özgürlük alanını genişletmeye dönük sosyal pratiklere kılavuzluk etmekten çoğu zaman uzak yeni rejimin iktidar denkleminin nasıl inşa edileceğine yol göstericilik niteliğindedir. Kendi kimliğini geliştirecek zeminleri kendileri yaratamayan liberaller, tarikat ve iktidarın olanakları ile hareket etmektedirler. Bu dolayım ile kendilerini tarikatların kapı kulluğuna hapis etmiş görünümündedirler. Dolayısı ile kendilerini yeni rejimin yedeğine servis etmektedirler. Bu açıdan bakıldığında her gün yerden yere vurdukları Cumhuriyet aydını Kemalistlerle aynı aks içinde oldukları daha sarih olarak görünmektedir. Cumhuriyet aydınları, paşaların vesayetindeki rejimin teorisyenliğini üstlenirken, Cola Turka aydınları da tarikat şeyhlerinin vesayetinde inşa edilen rejimin teorisyenliğine soyunmuş durumdadırlar.

Yazarın diğer yazıları

 

Yorumlar...
unal sengun,19.4.2012 08:05:53
Bakış açılarınız çok güzel ancak günümüz medyasında daha çok okunmak için size önerim (uygun bulursanız); Basit yazmak, kolay anlamayı-anlaş)ılmayı sağlar ve bu da bilimin yol arkadaşı sanata ulaştırır. KolayGelsin Ünal ŞENGÜN