Kapitalizm, Bir Aşk Hikâyesi Kitap
30.8.2010 15:48:51, George K.

Kapitalist sınıfın  nasıl kitleleri kandırdığı, sistemin herkese eşit olanakları sağladığı, iş seçme özgürlüğü sağladığı yalanları... Reagan' ın seçim propaganda filmlerinden bir kesit veriliyor. Bu bölüm bana Turgut Özal'ın "İcraatın İçinden" programlarını hatırlattı. Sanki aynı yönetmen tarafından yapılmış gibi söylenenler ve görüntüler hemen hemen aynı.

Kimi ekonomistlere göre 2007 yılında başlayan ve hâlâ devam edip derinleşen "Büyük Durgunluk" şu anda yeni bir aşamaya girmiş görünüyor. Neoliberallerin tanrısı borsa, keskin bir kılıcın üstünde bir o yana bir bu yana gidip geliyor. 6 Mayıs'ta bir piyasa alım emri (market order) 20 dakika içinde tarihte görülmemiş bir düşüşe yol açar.  Piyasa alım emri piyasa fiyatına göre belirlenir yani herhangi bir fiyatı yoktur. Piyasadaki en düşük fiyata göre alım yapılır. Genelde kişi ya da şirket piyasayı denemek için veya elindeki hissedenlerden kurtulmak için küçük miktarlarda bu tür alım emirleri gönderirler. Diğerleri de bunları avlamak için düşük fiyatlar gönderirler. Bu avlanmayı önlemek için piyasa emrinde alt limit vardır. Yani belli bir fiyatın altında işleme tâbi olmaz. Ancak söylentiye göre bu alım emri hem büyük hem de alt limitsizmiş. Procter&Gamble'ın hissesi olan bu alım nedeniyle bir anda şirketin hisseleri %30 değer kaybeder ve çıkan panikte tüm borsa rekor derecede düşer. Durum anlaşılana kadar süren panikte borsa tarihi 1000 değerinde kayıp verir. Sonra durum anlaşılınca toparlanır ve normale girer.

Panik belirsizlik piyasalara hakim durumda, normal bir zamanda olağan sayılabilecek hatalar şimdilerde dünya piyasasını alt üst edebiliyor.

En iyimser kapitalistler bile ekonomide ikinci bir düşüşün (double dip) kaçınılmaz olduğunu kabul etmekte. Aslında hiç çıkış olmadığı için bir ikinci düşüşten bahsetmek anlamsız olmakta ise de en azından durumun iyi olmadığı konusunda bir ortak görüş oluşmuş durumda.

Biraz geriye bakalım, bu günlere nasıl geldik? Michael Moore' un 2009 'da yaptığı belgesel olan "Kapitalizm, Bir Aşk Hikâyesi" bize görsel bir hatırlatma sağlıyor. Belgesel, Lexington North Carolina'da bir şerifin hacizdeki bir evi boşaltmaya çalışmasını göstererek başlıyor. Illinois' teki evi boşaltılan bir emekçinin dediği gibi Amerika her şeyi olanlar ile hiçbir şeyi olmayanlar olarak bölünüyor. Yani orta sınıf ortadan kalkıyor. Film bu duruma nasıl gelindiğini tipik demokrat Amerikalı gözü ile anlatıyor. Savaş sonrası rekabetin (Alman ve Japon sanayinin yok edilmesi) olmamasından da yararlanan Amerika kendi orta sınıfını yaratır.  Ancak 80'lere gelindiğinde artık dünya rekabetinin ve ekonomik koşulların değişmesi ile birlikte düşüşün başladığını ve günümüz gazino ekonomisinin Reagan döneminde Wall Street'in egemenliği altında kurulduğunu anlatıyor bize. 1981 - 85 yılları arasında Meryll Lynch 'den gelen Donald T. Regan, Reagan tarafından Hazinenin başkanlığına atanmıştır. Reagan dönemi Milton Friedmann ve Şikago Okulu ekolünün Amerikan ekonomisini tamamen yönlendirdiği yıllardı. Reagan, Amerikan başkanları arasındaki en entelektüel ama Amerikalılar gözünde en başarısız başkanları olan Jimmy Carter'dan sonra seçilir. Michale Moore'un filminde de bahsettiği gibi planlanan devasa ekonomik değişim için rolünü iyi oynayan bir aktöre ihtiyaç vardır ve Hollywood'dan gelen Reagan tam bu role uygundur.

Film olayların tarihsel sürecine değinmiyor. Yani ekonomide neden bu değişime gerek kalındığı ve kapitalizmin 1959'lardan (savaş sonrası kapitalizmin ilk krizi 1959'da başladı ve diğer krizler birbirini izledi) itibaren başlayan sürekli krizinden ve Keynesçi ekonomik önlemlerin iflasından bahis edilmiyor. Verilen izlenim "birkaç gözü aç Wall Street'den gelen adam ekonomiyi ve devleti ele geçirdi" şeklinde. Birçok örnekle bu görüş film boyunca işleniyor. 

Michael Moore renkli anlatımı ile belgeselinin ilk yarısında krizin çalışan sınıf üzerindeki yıkıcı etkisini anlatıyor bize. Evlerinden atılanlar, fabrikaları kapatılanlar, boşalan, yok olan mahalleler ve şehirler. Bu arada kapitalizmin kriz dönemindeki işleyişini yani bu sefaleti kendi kazancına çeviren akbabaları... Kapitalist sınıfın nasıl kitleleri kandırdığı, sistemin herkese eşit olanakları sağladığı, iş seçme özgürlüğü sağladığı yalanları... Reagan' ın seçim propaganda filmlerinden bir kesit veriliyor. Bu bölüm bana Turgut Özal'ın "İcraatın İçinden" programlarını hatırlattı. Sanki aynı yönetmen tarafından yapılmış gibi söylenenler ve görüntüler hemen hemen aynı.

Belgeselin ikinci yarısında bu krizden etkilenenlerin direnişlerine yer verilmiş. Bir mahallenin ev boşaltılmaya karşı örgütlenerek karşı koyması. Ama en çarpıcı bölüm ise Şikago'daki pencere fabrikası işçilerinin direnişi ile ilgili bölümler. Şikago’da bir pencere fabrikası iflas eder ve patron 200 tane işçiyi beş parasız sokağa atar. Sendika liderlerinin ikna edilmesi ile işçiler sadece kıdem tazminatları için fabrika işgaline başlar. Bu 1930'lardan beri ilk fabrika işgalidir.  Fabrika sahibi bankası olan  Bank of America'dan kredi alamadığını ileri sürerek işçilerin isteklerini reddeder. Obama'nın daha yeni başkan seçildiği ve bankaları kurtarma planı yeni uygulamaya girdiği bir dönemdir. Bu küçük fabrikada çıkan bu direniş birden bire tüm ülkenin gündemine girer. 1 trilyon dolara yakın bankaları kurtarma planına karşı büyük bir tepki varken bankanın fabrikaya kredi açmaması gösterilen tepkilerin şiddetini artırır. Obama bile işçilerin haklı olduğunu söylemek zorunda kalır. İşçilere gösterilen destek görüntüleri Moore tarafından yakalanmış. Sonunda işçiler altışar bin dolar kıdem tazminatı alarak eylemlerini bitirirler. Sendika ve Demokratlar bunu zafer olarak ilan ederler. Sonunda işçiler işlerini kaybederler. Moore sonrasını göstermemiş ama sonradan fabrikanın sahibi başka bir şehirde başka bir isimde yeni bir pencere fabrikası açar.

Moore,  krizden sorumlu olarak Bush ve onun Goldman Sachs'dan gelen ekonomik kurmaylarını gösteriyor. Goldman Sachs'in peşine düşüyor, verilen paraları geri istiyor...
  
Moore'un analiz eksikliği ve kavram karmaşıklığı filmin sonunda daha fazla görülüyor. Kapitalizmin kötü olduğunu ve direnmek ve değiştirmek gerektiğini söylerken onun alternatifinin demokrasi olduğunu söylüyor. Franklin Roosevelt'in bilinmeyen bir konuşmasına göre Amerika’yı değiştirebilecek bir anayasa maddesi önermiş:

   Herkese çalışma hakkı
   Herkese eşit eğitim hakkı
   Herkese sağlık hizmetti hakkı...

Moore'a göre Roosevelt bu programını savaş sonrası Amerikan hegemonyasının yeniden yapılandırıldığı Almanya, Japonya gibi ülkelerde uygulamış ve anayasalarına bu maddeleri eklemiş, böylece adil bir kapitalizm kurulmuş. Son 30 yıldır uygulanan neoliberal politikalar Moore'un idealize ettiği bu devletlerde de büyük değişimler getirdi. Anayasalarında yazılsa bile kapitalist sınıf verilen sözleri yerine getirmediler. Verilen hakları tek tek geri aldılar ve almaya devam ediyorlar. Kapitalizm, bütün kuralları ile bu ülkelerde de uygulanmaktadır.

Moore belgeselini enternasyonalin popülerleştirilmiş hali ile Amerikan kapitalizmine karşı direnmemiz için çağrıda bulunarak bitirir.

Yönetmen Michael Moore
Yapımcı  Anne Moore,Michael Moore
Yazar   Michael Moore
Müzik  Jeff Gibbs
Sinematografı Daniel Marracino,Jayme Roy
Edit  Jessica Brunetto,Alex Meiller,Tanya Meiller,Conor O'Neill,Pablo Proenza, T.Woody Richman,John Walter
Stüdyo   The Weinstein Company,Dog Eat Dog Films
Yapım Tarihi  2 Ekim , 2009
Süre  127 dakkika

Yazarın diğer yazıları
·         Kapital evrimleşiyor
·         Arizona'da ırkçı yasa
0
Yorumlar...